Gamından Çenge Döndü Kâmetim

Divan şairleri hakkındaki ön yargılardan biri de hiç şüphesiz şairlerin yalnızca aristokrat sınıfından olduğunun düşünülmesidir. Hâlbuki asırlardan beri süregelen bu kadim edebiyatımızda sadece paşalar, kadılar, şeyhülİslâmlar, padişahlar değil esnaflar, zanaatkârlar, müderrisler gibi halk tabakasından sayılabilecek nice meslek grubundaki çalışanlar da şiirler kaleme almış, divanlar tertip etmiştir.
Aşağıda ‘eylemiş’ redifli gazelinden birkaç beytin şerhini yapmaya çalıştığımız Abdülmecid Sivâsî de 16. yüzyılda Zile’de doğmuş, ömrü boyunca tasavvufla ilgilenmiş, vaizlik dışında resmî bir görevde bulunmamış, daima halkın içinde Hak’la beraber olmuş bir kimsedir. Şeyhî mahlasını kullanan Abdülmecid Sivâsî, bir sufi olarak şiirini Hakk’ı anlatmada bir araç olarak kullanmıştır.
Halka halka ol perî zülfünü zencir eylemiş
Ya‘nî ben mecnûnun bendine tedbîr eylemiş
(O peri sevgili, mecnun olduğum için saçlarını halka halka zincir yaparak kaçmayayım diye bana önlem almış.)
Sevgili, güzelliğinden ötürü periye benzetilmiştir. Çünkü sevgili, basit ve bayağı bir kimse değildir. O, herkesten ve her şeyden farklıdır. Âşığın gözünde, onun cennetteki hurilerden hiçbir farkı yoktur. Divan şiirinde, sevgilinin güzellik unsurlarından biri sevgilinin saçlarıdır. Saç, renginden ve şeklinden dolayı birçok şeye benzetilmiştir. Saç, en başta kâfirdir. Kâfir, küfür işleyen kimsedir. Küfr de Arapçada “örtmek, gizlemek” anlamına gelmektedir. Saç, yüzün bir kısmını örttüğü, gizlediği için kâfir olmuştur. Çünkü yüz, Mushaf’a benzetilir. Saç, etrafına nur saçan yüzü örttüğü için kâfir olarak bilinir. Elbette saç için sadece kâfir benzetmesi yapılmaz, şeklinden ötürü zehirli bir yılana da benzetilir. Başka bir benzetme de beyitte geçtiği üzere, zincir yakıştırmasıdır. Sevgilinin saçlarının uçları kıvrım kıvrımdır. Bu kıvrımlar, bir kemende ve zincire benzetilmiştir. Sevgilinin, saçlarını halka halka zincir yapmasının sebebi, âşığın mecnunluğundan kaynaklanmaktadır. Zincir, eski zamanlarda köleler ve aklını yitirmişler (mecnunlar) için kullanılmıştır. Âşık da aklını yitirenlerden biridir, çünkü aşk derdi gönlüne girdiği anda âşık, deli divaneye dönmüş ve kendini kaybetmiştir.
Âşığın mecnunluğunu bilen sevgili, zincire dönüştürdüğü saçlarıyla onu elinin altında tutar. Aslında burada âşığın hüsnükuruntusu söz konusudur. Çünkü sevgilinin âşıktan haberi dahi yoktur. Ama âşık, sevgilinin aşkıyla mecnun olmuştur. Kendisini sevgiliye yakın görmek isteyen âşık, hüsn-i talil sanatıyla sevgilinin saçlarının zincir olup kendisini alıkoyduğunu düşünerek teselli bulmuş ve gönlünü avutmuştur.
Çeşm-i tîr-endâzı kasd etmiş beni öldürmeye
Kaşları yayın kurup müjgânını tîr eylemiş
(Sevgilinin ok atan gözleri, beni öldürmeye kastetmiş. Kaşlarıyla yayı gerip kirpiklerini bana fırlatmış.)
Bu beyitte de ilk beyitte olduğu gibi âşığın hüsnükuruntusu söz konusudur. Beyitteki rivayet bildiren (-miş’li) fiiller, bunun bir ispatıdır. Âşık, bu sözleri başkalarının ağzından duymuş gibi aktarmıştır. Şüphesiz bunun sebebi de âşığın sevgiliden beklediği ama bir türlü göremediği ilgiden/ilgisizlikten kaynaklanmaktadır.
Beyitte, muazzam bir savaş sahnesi tasvir edilmiştir. Bir tarafta bütün cephanesiyle saldıran bir ordu, diğer tarafta da hiçbir karşılık veremeyen çaresiz, derbeder, beyaz bayrağı çoktan çekmiş bir asker resmedilmiştir. Sevgilinin gözleri, ok atan usta bir nişancıdır. Hedefte ise âşığın gönlü bulunmaktadır. Sevgilinin gözünün ok atma sebebi, sevgilinin bakışlarıdır. Sevgili, hanesinin penceresinde etrafı temaşa eder. Bu sırada oradan geçmekte olan âşık, sevgiliyi görür ve ona hayran olur. Birden aklı başından gidiverir. Onun da kendisine baktığını düşünür. Hâlbuki bu da âşığın hüsnükuruntusudur. Etrafı temaşa eden sevgilinin bir anlık bakışlarını âşığın oldu yere doğru çevirmesi bile âşık için yeterlidir. Bu bakış, aslında bakış dahi değildir, göz ucuyla hızlıca bir geçiştir. Tam bu anı yakalayan âşık, deli divaneye döner. Bu durumdan çok etkilenir. Çünkü sevgilinin gözünden fırlayan ok, yaydan çıkmıştır bir kere…
Göz, kaş, kirpik ve ok, yay arasında güzel bir ilişki kurulmuştur. Göz, iyi bir nişancıdır. Kaşlar, hilal şekliyle bir yay; kirpikler ise birer ok olmuştur. Halk arasında kullanılan “nazar değme” ifadesi, bu anlatımla birlikte daha anlaşılır bir hâl almaktadır.
Dedim ey dilber gamından çenge döndü kâmetim
Nâz ile güldü dedi aşkım seni pîr eylemiş
(Sevgiliye, “Ey sevgili! Çektirdiklerinden dolayı belim eğri büğrü oldu.” dedim. O da nazlanarak gülüp “Aşkım seni yaşlandırmış.” dedi.)
Beyte ilk bakıldığında bir diyalog göze çarpmaktadır. Önce âşık sevgiliye seslenmiş, ardından da sevgili âşığa seslenmiştir. “dedim ve dedi” fiilleriyle kurulan bu tarz diyalogu andıran şiirler, genellikle halk edebiyatında karşımıza çıkmaktadır. Divan şiirinde de bu tarz bir üslubun görülmesi, farklı edebiyat kollarımız arasındaki sıkı ilişkiyi göstermektedir.
Dedim dilber yanakların kızarmış
Dedi çiçek taktım gül yarasıdır
Dedim tane tane olmuş benlerin
Dedi zülfüm değdi tel yarasıdır
Âşık Ömer
Aşk derdi, evvelde dimdik olan âşığın belini bükmüştür. Âşık, bir zamanlar elif gibi dik dururken sevgiliden kaynaklanan gamla, kederle zamanla dala dönmüştür. Sevgilinin eziyetleri, âşığın hem gönlünü hem de bedenini yormuştur. Âşık da sitem edip sevgiliye beni ne hâle getirdin diye serzenişte bulunmuştur.
Sevgili, âşığın sitemine karşılık önce naz ile gülmüştür. Naz da sevgilinin en etkili silahlarından biridir. İnatla âşığa ilgi alaka göstermemesi, âşığı çaresiz bırakmıştır. Sevgili naz ile güldükten sonra âşığa “Seni pîr eyledim.” demiştir. Beyitteki anahtar kelime pîrdir. Pîr, Farsçada yaşlı, ihtiyar manalarına gelmektedir. Ancak beyitte asıl söylenmek istenen pîr kelimesinin mürşîd-i kâmil manasıdır. Âşık, dünyada nefsiyle her an savaşta olduğu için beli biraz bükülmüştür ama sonunda kemâle ermeyi de başarmıştır. Bu beyitte de görüldüğü üzere, Divan şiirinin aşk beyitlerinin çoğunda hem beşerî hem de tasavvufî pencereden izaha ihtiyaç vardır.

Sayfayı Paylaş