YUSUF MİSALİ KÖTÜLÜĞE İYİLİKLE MUKABELE ETMEK

Mensup olduğumuz dinimiz İslâm’ın her bir prensibi, imanın hayata aksedişinden ibaret olan ahlâkî güzellikler manzumesidir. Efendimiz (s.a.v.): “Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” buyurmuşlardır.1
Kâmil bir mü’min olabilmemiz için, İslâm’ın emrettiği ahlâk ölçülerinde derinleşip onları hayatımızın her safhasına aksettirebilmemiz icap eder. Aksi halde insanlık haysiyetimizi zedelemiş ve ebedî saadetimizi ziyan etmiş oluruz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sahip olduğu yüce ahlâk ile beşeriyete bir faziletler medeniyeti armağan etmiştir. Peygamberlerin sünnetini, yani fazilet çizgisini, ona büyük bir muhabbet ve sadakatle bağlı olan peygamber varisleri devam ettirmişlerdir.
Peygamberlerin örnek ahlâkı içindeki en mühim faziletlerden biri; Allah’ın kullarından gördükleri eza ve cefaları, yine Allah için affedip, maruz kaldıkları kötülüklere iyilikle mukabele edebilmeleridir. Böylece Allah’ın kullarını, şefkat ve merhamet ile gönül saraylarına alıp, onların viraneye dönmüş gönüllerini ihya edebilmeleridir. Bu ahlâk, aynı zamanda güzel bir son nefes müjdesidir. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Yine onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (Allah yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle bertaraf eden kimselerdir. İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.”2
Allah’ın merhametine ve affına nail olmak isteyen kimse, insanların kusurlarından geçmeyi ve kötülüğe bile iyilikle karşılık vermeyi kendisine şiar edinmelidir. Zira Rabbimizin insanlığa rehber olmak üzere lütfettiği peygamberler, âlimler ve arifler, daima bu güzel ahlâkı sergilemişlerdir.
Bugün Size Başa Kakma Yok!
Kötülük yapanların af ve iyilikle ıslah edilişine dair Kur’an-ı Kerim’de zikredilen en güzel misallerden biri, Yusuf (a.s.)’un kardeşlerine olan muamelesidir: Yakub (a.s.) on iki oğlu içinden en çok Yusuf (a.s.)’da kendi manevî hususiyetlerini görmüş ve diğer çocuklarından ziyade gönlü ona meyletmişti. Bu hâl, kardeşlerinde ona karşı kıskançlık duygularının filizlenmesine sebep olmuştu. Hatta kardeşleri, Hazreti Yusuf’u öldürmeye karar verdiler ve onu bir kuyuya attılar. Yusuf (a.s.) oradan geçmekte olan bir kervan vasıtasıyla kuyudan kurtuldu. Fakat Mısır’a götürülüp köle olarak satıldı. Yaşadığı pek çok ağır imtihanın ardından zaman içinde Mısır’ın hazine nazırlığına kadar yükseldi. Kıtlık yıllarında erzak dağıtıyordu. Kardeşleri de erzak istemeye geldi. Hazreti Yusuf, kendini kardeşlerinden gizledi. Dilese, onlardan rahatlıkla intikam alabilecek durumdaydı. Fakat onları ne cezalandırdı ne de azarladı. Bilakis onlara sayısız iyilik ve ikramda bulundu. Gördükleri bu fazilet karşısında onlar da:
“Sen Yusuf’sun, Allah hakikaten seni bizden üstün kılmış.” diyerek büyük bir mahcubiyet içerisinde gerçeği itiraf etmek zorunda kaldılar. Yusuf (a.s.) da onlara bir kat daha fazilet sergileyerek:
“Bugün size (eski yaptıklarınız sebebiyle) hiçbir başa kakma ve ayıplama yok! Allah sizi affetsin! Şüphesiz O, merhametlilerin en merhametlisidir.”3 buyurdu. Daha sonra da kardeşlerinin mahcubiyetini hafifletmek için: “O zamanlar aramıza şeytan girdi.” diyerek faziletini daha da perçinledi. Bu fırsat ve imkânı elde eden bir mü’minin af ve ihsanda bulunarak kendi kinini bastırabilmesi, müstesna bir ruh asaletinin sonucudur. Zira intikam öfkesine kapılan birinin iradesini dizginleyerek bundan vazgeçebilmesi çok zordur. Öfkelerini yutan mü’minler hakkında Rabb’imiz şöyle müjdeler:
“Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da muhsinleri (iyilik ve ihsan sahibi kullarını) sever.”4
Bizler de her zaman öfkemize hâkim olup, güzel işler yaparak Allah’ın rızasına kavuşmak için gayret etmeliyiz.

Dipnot
1.    Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8.
2.    13/Ra’d, 22.
3.    12/Yusuf, 92
4.    3/Âl-i İmran, 133-134.

Sayfayı Paylaş