İNSANLIĞA REHBER, BİLGELER BİLGESİ BİR SULTAN:EBU’L-HASAN HARAKANÎ (K.S.)VE GÜNÜMÜZE BAZI MESAJLARI

İNSANLIĞA REHBER, BİLGELER BİLGESİ BİR SULTAN:EBU’L-HASAN HARAKANÎ (K.S.)VE GÜNÜMÜZE BAZI MESAJLARI

‘Günahlardan sakın, namazı cemaatle kıl, cömert ol, Allah’ın yarattıklarına şefkat göster.’ Ebu’l-Hasan Harakanî (k.s.)

Kars’tan kâinata sessiz bir çığlıkla hakikati haykırmaya devam eden Ebu’l-Hasan Harakanî (k.s.)’nin, adı kaynaklarda ‘Şeyh Ebu’l-Hasan Alî b. Ahmed el-Harakânî’ şeklinde geçmektedir. Harakanî (k.s.), Bistam şehrinin kuzeyinde bulunan Harakan köyünde 352/963 yılında dünyaya gelmiş, 425/1034 yılında Kars’ta vefat etmiştir. Ailesiyle ilgili fakir bir aile olduğu ve çiftçilik ile geçimlerini sağladıkları dışında bir bilgi bulunmamaktadır. Harakanî’nin yetişmesi, ilmî ve manevî gelişimiyle ilgili de çok fazla bilgi bulunmamaktadır. Kaynaklarda kendisinin ‘ümmî’ olduğu fakat döneminin en büyük manevî eri olduğu ve Bâyezîd-i Bistâmî’nin (k.s.) işaretiyle Kur’ân-ı Kerim’i okumaya başladığı şeklinde bazı bilgiler yer almaktadır. Bu bilgilerin yanı sıra Harakanî’nin (k.s.), Ebu’l-Abbas el-Kassâb’ın ilim halkasında dâhil olduğu onun dışında Ebû Abdullah el-Dastânî (ö. 417/1026) ve Ebû Saîd Ebu’l-Hayr (ö. 440/1048) gibi büyük zatlarla birlikte eğitim gördüğü, zahirî ve bâtınî ilimleri öğrendiği ve dinî konuları onlarla müzâkere ve mütalaa etme imkânına sahip olduğu bilgisi de yer almaktadır. Buna rağmen onun ‘ümmî’ olarak anılması kendisinin büyük bir mahviyet haline bürünmesi şeklinde anlaşılmıştır.

Harakanî, Bâyezîd-i Bistâmî’den ‘Üveysî’ olarak feyz almıştır. Kendisinin Cüneyd-i Bağdâdî (ö.297/909) ve Ebû Bekir eş-Şiblî (ö.334/946) gibi Türk-İslâm âlim ve mutasavvıflarını da örnek aldığı eserlerindeki ifadelerden anlaşılmaktadır. Harakanî yetiştirdiği binlerce insanın yanı sıra tasavvuf tarihinin birçok önemli ismini de derinden etkilemiştir. Abdullah-ı Ensarî (ö.481/ 1089), Aynülkudât el-Hemedânî (ö.525/ 1131), Ferîdüddîn Attâr (ö.618 / 1221), Necmeddîn-i Dâye (ö.654 / 1256), Ahi Evran (1171-1261), Ahmet Yesevi (1093-1166), İmam Gazali (1058-1111) ve Mevlânâ (ö.670/1271) onlardan birkaç tanesidir. Tesir halkasının çok geniş olması ve karizmatik kişiliği nedeniyledir ki onun adına birçok tarikat silsilesinde rastlanılmaktadır.

Günümüze Bazı Mesajlarıyla Ebu’l-Hasan Harakanî (k.s.)

Harakanî (k.s.), kalp saflığına sahip gönül ehlini ‘Onlar, kalplerini koruyan kimselerdir. Kalplerinin endişesi daima yüce Allah olanlardır.’ şeklinde tanımlamıştır. Onun bu ifadeleri, maddî-manevî hayatın merkezi olan kalbin Allahu Teâlâ ile beraber olmasının dünya-ahiret dengesi ve mü’minin hayata bakışını göstermesi bakımından son derece önemli olduğu kanaatini yansıtmaktadır. Bir diğer ifadeyle ona göre, gaflet mü’minin en büyük düşmanı olmalı ve mü’min, gönlünü daima Allahu Teâlâ’nın sevgisiyle meşgul ederek hayatını anlamlı kılmalıdır. Gönlün temizlenmesini diğerkâm olma hasletinde bulan Harakanî (k.s.); “Türkistan’dan Şam’a kadar olan sahada birinin parmağına batan diken, benim parmağıma batmıştır, birinin ayağına çarpan taş, benim ayağıma çarpmıştır. Onun acısını ben de duyarım. Bir kalpte üzüntü varsa o kalp benim kalbimdir.” demiştir. Gerçek kulluğun kula hizmetten geçtiğini bilenlerdendi. Bu yüzden: ‘Sabahleyin yatağından kalkan âlim, ilminin artmasını, zahit zühdünün artmasını ister. Ben ise bir kardeşimin gönlünü neşeyle doldurma ve onu sevindirme derdindeyim.” şeklindeki ifadesiyle gönül ehli olmanın yolunun gönüller inşa etmekten geçtiğini mesajını vermiştir. Hz. Mevlâna’nın ifadesiyle ‘Bilgeler Bilgesi’ olan Harakanî (k.s.), “Bir mü’mini incitmeden sabahtan akşama varan bir kimse o gün akşama kadar Peygamber (s.a.v.) ile yaşamış olur. Eğer mü’mini incitirse, Allah o günkü ibadetini kabul etmez.” uyarısıyla gönülleri inşa etmenin gönülleri incitmeme hassasiyeti üzerine bina edilmesi gerektiğini telkin etmiştir.

Hanımının kendisini inkâr etmesine rağmen onunla hoş geçimi ve ailesinin nafakasını temin için helal yoldan el emeğiyle kazandığı geliri hedeflemesi de günümüz insanının aile hayatına dair yönlendirici nitelikte adımlardır. Hatta anlatılanlara göre Harakanî (k.s.), bir çiftlikte hayvanlarıyla arazisini sürerek elde ettiği nafaka ile ailesinin geçimini sağlar, tarlasını sürerken görünen altın, mücevher ve gümüş gibi metalara asla itibar etmezmiş. Bu hal, onun alın teri dökmeden elde ettiği bir rızıkla geçimini sağlamama yönündeki tavrıyla ilişkilidir. O, günümüze ve kıyamete kadar gelecek mü’minlere bu tavrıyla el emeğinin maddî huzur ve manevî bereket için ne kadar önemli bir husus olduğu hakikatini ibraz etmiştir.

Harakanî (k.s.), “Zamanı gelmeden senden ibadet istenmediği gibi, sen de gelmemiş günün rızkını isteme; istersen abesle iştigal olur.” ifadesiyle bir yandan rızık endişesi duymanın kişi açısından yanlış bir tavır olduğunu dile getirirken diğer yandan da ‘İbnü’l-vakt’ olmanın yani zamanın gereği işlerle meşgul olmanın işinin benlik dönüşümü üzerindeki etkisini dile getirmiştir. Harakanî, dil ile kalbin aynı hususu zikretmesi, organların Allahu Teâlâ’yı anması, tevazuun alameti olarak başın önde olduğu şekilde yürünmesi, hikmetle konuşulması, seyr ü sülûk süreci ile vâsıl-ı illallah olunması, kalbin manevî dönüşümle sürekli Allah sevgisiyle olması, ibadetlerin bir beklenti içerisinde olmadan yapılması, sevgilinin ahlakıyla ahlâklanılması, cömertlik, şükür ve şefkatle hayatın anlamlı kılınması gibi hususlarla sûfînin benlik dönüşümünde başarılı olması gerektiğini belirterek ancak bu zaviyeden bakılınca gerçek mutluluğun elde edilebileceğini ifade etmiştir.

‘Çokluk içerisinde birlik’ ilkesini, ayet-i kerimelerden hareketle şekillendiren Harakanî (k.s.), bu fikriyle bir arada yaşama tecrübesine olumlu katkılar sağlamıştır. O, Selçuklu Devleti’nin bu temeller üzerine yükselmesini sağlamış, Selçukludan sonra aynı anlayış ile neşv ü nema bulan Osmanlı da farklı inanç ve etnik gruplara insan olmaları gözüyle bakabilmeyi başardığı için yüzyıllarca hak ve adaletin timsali olarak hüküm sürmüştür.

Harakanî (k.s.), tefekkür, sabır, kararlılık, tevazuu, sohbet, halvet, tefekkür, ölümü düşünmek, az yemek, az uymak, az konuşmak, harama bakmamak, ibadetleri ihlâs ile yapmak, ibadete güvenmemek, dünyaya değer vermemek, insanların övmelerine aldırış etmemek, sosyal sorumluluk bilincine sahip olmak ve sadece Allahu Teâlâ’dan istemek gibi hususlara riayet ederek yetiştirdiği talebeleriyle günümüzde de fikirleri boyutuyla yaşamaya devam etmektedir.Onun insan yetiştirmede öngördüğü ilkeler günümüz insanı ve kıyamete kadar bütün insanlar için de esas alınması gereken ve fıtrata uygunluğu ile gerçek mutluluğu temin edecek hususlardır.

Dünyaya sahipken dünyadan uzak durmak, insanların sahip olmak istedikleri şeylere sahipken onlardan uzak durmak ve rehber olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)’i benimsemek gibi hasletleriyle sevginin formülünü bizlere takdim eden Harakanî (k.s.) aynı zamanda şeriat yoluna sadakati, tarikata bağlılığı, hakikat ve marifet yoluna visali ve fakrı esas alan tavrıyla ruhun ihtiyaç duyduğu manevî gıdayı ona temin etmeye çalışmış ve bu görüşleriyle günümüzde büyük ölçüde ruhî tekâmül sürecini ihmal eden bizlere insanî ve İslâmî yolun esaslarını hatırlatmıştır.

Sayfayı Paylaş