MADDÎ VE MANEVÎ İYİLİK: “İHSÂNDA BULUNMAK”

MADDÎ VE MANEVÎ İYİLİK: “İHSÂNDA BULUNMAK”

Arapça’da ihsân; “kötülük, kötü hareket, suç, günah, kusur ve kabâhat” anlamına gelen isâetün’ün zıddıdır. İhsân, “başkasına güzel muâmele etmek, insanlara iyilik yaparak kendisine karşı insanlarda güzel duyguların kalplerinde yeşermesine sebep olmak ve güzel zan” anlamlarına gelir.1 Gerçekte ihsan eden Allah olup, varlığın yaratılması O’nun ilâhî bir iyiliğidir. Cenâb-ı Hak, canlı varlıkların ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için her birisine özgü organlarını mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Bununla da kalmamış, her canlı türüne ve organına uygun düşen süs ve ziynetlerle onları güzelleştirmiştir. Ayrıca bedenî hazlar için zarûrî olan ilaç, et ve her türlü sebze ve meyveleri de yaratmıştır.  “Güzellikle iyilik” demek olan ihsanın iki mânâsı vardır:

Bunlardan ilki, bir başkasına güzellikle iyilikte bulunmaktır. İnsan, Allah’ın kendisine verdiği maddî nimetleri, toplumun ekonomik açıdan zayıf bırakılmış üyeleriyle, infâka dayalı bir anlayışla paylaşarak en güzel bir davranışta bulunabilir. Allah’ın kudretinin varlıklı insanlar eliyle yansıtılması biçimi olan ihsan ameli üzerinde Kur’an sürekli durur: “Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcanarak) âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasîbini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi sen de (insanlara) iyilik et.”2  Ayrıca Kur’an’da, bir sosyal yardımlaşma türü olan sadaka ve infâkla ilgili pek çok âyet vardır. Mü’minler, sürekli Allah yolunda toplumun ihtiyaç sahipleriyle bir nevi mallarını paylaşma biçimi olan infâk etmeye, mallarından bir kısmını karşılık beklemeksizin ihtiyaç sahiplerine vermeye teşvîk ediliyor. Sosyal yardımlaşmaya teşvîk eden âyetlerden bazıları şöyledir:

“Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.”3

“Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir…”4

“Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe, iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarfederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.”5

“İyilik etmek ve fenâlıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın.”6

Görüldüğü gibi iyilik yapmak bir erdemliliktir. Nasıl ki, şekle bağlı ibadetlerin şart ve rükünleri varsa, iyilik ibadetinin de bazı şartları vardır. İyilik yaparken bu şartlar arasında; kalbin kırılmaması, ihtiyaç sahiplerinin küçümsenmemesi, başa kakmak suretiyle eziyet edilmemesi ve gösterişten kaçınılması gelmektedir.7 İşte bu şartlar olduğu sürece yaptığımız iyilikler hedefine ulaşacaktır.

Öte yandan, bir başka âyette, adâlet ve ihsan arasında irtibat kurulur:  “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder.”8 Mânevî yönüyle ihsân, adaletin fevkindedir. Adâlet borcunu vermek, alacağını istemek, görevini yerine getirmek ve hakkını almaktır. İhsan ise, borcundan daha fazlasını vermek, alacağından daha azına râzı olmaktır.9 Kur’an-ı Kerim’de kulların ferdî çaba ve gayretleri neticesinde ulaştıkları ihsan edici mânâsına gelen muhsinlik sıfatı, değişik âyetlerde övülür: “Allah, muhsinleri sever.”10

Acaba Allah hangi sâlih amelden dolayı muhsinleri sevmektedir? Çünkü muhsinler, “namazı kılarlar, zekâtı verirler ve âhirete de yakînen inanırlar.”11 Ayrıca cömertlikte çok ileri boyuttadırlar.12  Muhsin sıfatını almış fazîletli insanlarda sâlih ameller bir ahlâk sistemi hâline gelmiştir. Kalblerde temekkün eden/yerleşen bu temel ahlâkî güzellikler onları, “bollukta ve darlıkta ihsan etmeye, kızgınlık ânında öfkelerini yenmeye ve insanların kusurlarını affetmeye sevkeder.13 Kur’an, daima maddî servet ve ilim gibi varlıklara sahip olan insanları, bu varlıklarını, ihtiyaç sahipleriyle paylaşarak toplumsal yapıda bir kenetlenmeye yol açıcı girişimlere teşvîk etmeye özendirir. Çünkü Allah insanların yaptıkları bu güzel fedakârlıklarına karşılık onları cennetine koyarak çeşitli ikram ve izzette bulunacaktır.14

İhsanın diğer bir anlamı da başkasının güzellikle iyilik yapmasına karşılık iyilikte bulunmaktır. “Mükemmellik” olarak çevrilebilen ‘ihsan’ kelimesi, Müslüman insanın iç güzelliğini ve mânevî zenginliğini anlatır. Bu açıdan ihsan, kalbin ya da rûhun güzelliği anlamına gelir. Bu mânâda ihsan, murâkabe altında olduğunun bilincinde olarak Allah’a itâatta kusurlu davranmamaya özen göstermektir. Kim, Allah’ın kontrolü altında olduğunu bilirse, bütün davranışları güzel olur. Hadis kitaplarımızda “Cibril hadisi” diye anılan bir hadiste; “İslâm, iman ve ihsan” kavramları peş peşe sıralanır. Bu kavramların sıralanış tarzı insana yansıtıldığında ahlâkî ve mânevî güzellik açısından olgunlaşma grafiğinin yükselişini sergiler. Bunlardan İslâm, organlara ait bir ikrârı; iman, kalbe ait bir tasdîki; ihsan, ise bütün âzâların ve kalbin ortaklaşa katılacağı bir yüceliği ifade eder. Cibril hadisinde kişinin Allah’ı görüyormuşçasına bir mânevî dirilikte bulunması mânâsına gelen ihsanla,15 “İhsanın karşılığı ancak ihsandır.”16 âyetinde dile getirilen ihsan, İslâm ve imanın ileri derecesidir. Bu sebeple ünlü hadîs bilgini Nevevî (ö.676/ 1297) ihsanı, sıddıkların ve peygamberlerin makamı olarak tanımlar.17

Toplumsal hayatta, toplumu oluşturan fertler arasında birlik ve beraberliğin en önemli çimentosu, karşılıklı sevgiye dayalı ilişki biçimleridir. İslâm’da, muhataptan bir şey beklemeden yapılan iyilikler kişiye daha çok sevap kazandırır. Bu ilişki tarzlarından birisi de, bireye faydası dokunmasa bile, ihsân/iyilik ile şöhret bulan bir insanı sevmektir. Bu sevgi, tabiatlarda vardır. Gazzâlî, bu durumu şu örnekle anlatır: “Âdil olup iyi insanlara yumuşaklıkla muâmele eden mütevâzı bir yönetici duyduğun ve bunun aksine olarak zâlim, acımasız bir yönetici duyduğun zaman, her ikisi de sana kâr ve zararı dokunmayacak şekilde uzak memleketlerde olsalar bile, bunlardan birine kalbinden nefret eder, diğerine sevgi duyar ve zorunlu olarak bu ayrımı yaparsın. Bu sevgi, ihsanda bulunan kimseyi sırf ihsanı yüzünden sevmektir ki, bu sevgi ihsandan bir yarar görmeyen kimsede görülür. İşte bu bile sadece Allah’ı sevmeyi gerektirir. Başkası ise sebep ile ilgisi olması bakımından sevilir. Zira gerçekte ihsan eden Yüce Allah’tır.” Bunları diyen Gazzâlî, Allah’ın lütfundan insanın zarûrî ihtiyaçları olan organlarını yaratmakla kalmadığını, artı bir lütufla onları süsleyip güzelleştirdiğini, dolayısıyla, eşyada hüsnü de ihsanı da yaratan Allah’ın daha çok sevilmeye lâyık olduğunu söyler.18

Netice olarak, maddî ve mânevî iyiliği içeren ihsan bir sevgi vesîlesidir. Fıtrî olarak her insanda kendisine bir iyilikte bulunan kişiye karşı bir muhabbet duygusu filizlenir, kötülük yapan kimselere karşı da bir düşmanlık duygusu beslenir. Bu sebeple İslâm, “Benim karnım tok başkalarından bana ne.” anlayışını yıkmak için dinî açıdan varlıklı Müslümanlara, zekâtı farz kılmış, “Ben yaşayayım da başkaları açlıktan ölürse ölsün.” felsefesini yıkmak için her türlü haksız kazanç türlerini de yasaklamıştır. Bu açıdan asıl, ihsan, Yüce Allah’ı görür gibi yaşamaktır. Böyle bir bakış tarzı kişinin hayatını disipline eder. Mü’min olma sorumluluğunu kazandırır. Kendisinde hasbî duygu ve davranışları pekiştirir.

Ne mutlu iyilik yolunda koşanlara!..

Dipnot

* Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ
1.    İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab, II, 877
2.    28/Kasas,  77
3.    2/Bakara, 148.
4.    2/Bakara, 261.
5.    3/Âl-i İmrân, 92.
6.    5/Mâide, 2.
7.    Bkz. 2/Bakara, 264
8.    16/Nahl,  90
9.    İsfehânî, el-Müfredât,  s.170.
10.    2/Bakara,  195
11.    31/Lokmân,  4
12.    4/Nisâ, 40-41
13.    3/Âl-i İmrân, 134
14.    77/Murselât,  44
15.    Bkz. Buhârî, “Îmân” 1; Müslim, “Îmân” 1.
16.    55/Rahmân,  60
17.    Nevevî, Muhyiddin Zekeriyyâ, Şerhu Metni’l-Erbaîn en-Neveviyye, İstanbul, ts. s. 19.
18.    Bkz. Gazzâlî, İhyâ, IV, 463/64.

Sayfayı Paylaş