ÇOCUKLARIMIZ İÇİN YAZ TATİLİ

Eğitim ve öğretim yılının tamamlanmasından sonra aileler; yaklaşık iki buçuk ay sürecek olan uzun bir tatili, çocuklarıyla beraber planlayarak en verimli şekilde değerlendirmeleri beden ve ruh sağlıkları açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Plansız bir tatilde çocuklar zamanlarının büyük bir kısmını televizyon, internet-bilgisayar başında geçirmek zorunda kalacaklar. Aileler tatili planlarken çocuklarının yaş özelliklerini göz ardı etmemeliler.
İlköğretim birinci kademede çocuklar oyun çağındadır. Bu nedenle çocuğun oynayarak öğreneceği etkinlikler seçilmelidir. Bu dönem çocuklarını tatilde dersle sıkboğaz etmek onları sıkar. Aileler çocukların dünyasına hitap eden kitapları çocuklarına okutularak kitabın özetini drama ile çocukla değerlendirebilir. Ayrıca tatil ailecek oynanan oyunlarla, çocuğun akran gruplarının olduğu akraba ziyaretleriyle, millî ve kültürel değerlerimizi anlatan çizgi filmlerle, sinema, tiyatro gibi etkinliklerle renkli hâle getirilebilir.
İlköğretim ikinci kademe ve lise; özellikle sınava girecek öğrenciler ve karnede zayıfı olan öğrenciler için tatil bir fırsattır. Bu uzun tatilde dinlenmenin yanında çalışmaya da zaman ayırmaları onları rahatlatacaktır. Öğrenciler; sabahları kalkmak için çok geç saatler belirlememeli. Böylece yapmak istenilenler için bol zaman olur. Eksik olduğunu düşündüğü dersleri konulara ayırarak günlük bir ders çalışma saati belirlemeliler. Karnesi iyi olanlar hazırlık kitapları karıştırabilir. Tatilde kitap okumayı da ihmal edilmemeli. Okunacak kitap hedefi belirlenmeli. Eğitim uzmanlarının önderliğinde, başarı için kendilerine güven ve yeni arkadaşlıklar için fırsat olan okul ve dershane etkinliklerine katılabilirler.
Bilgisayar, televizyon ve cep telefonlarına dikkat edilmeli. Bilgisayar-internet, televizyon kullanımının artmasıyla artık çocuklar bilgisayar ve televizyon başında saatlerce zaman harcıyor. Bu nedenle zamanı verimli şekilde kullanmak için gençlerde bilgisayar ve internet kullanımını kontrol altına almak gerekmektedir. Aile-çocuk arasında bilgisayar ve internet kullanımı konusunda sözleşme yapılabilir. Televizyon ve bilgisayar kullanımı günlük iki saati geçmemelidir. Evde internet varsa internete bağlanmak için sadece ailenin bildiği bir şifre kullanılabilir. Bilgisayar veya televizyon, çocuk odası yerine herkesin kullandığı bir odaya konulabilir. İnternette ‘’geçmiş’’ bölümünden bağlanılan siteler kontrol edilebilir ve filtre programları konulabilir. Anlamsız, önemsiz, şiddet içeren ve uygun olmayan TV programlarını izlemeyin. Bütün aileyi millî ve manevî değerleri ön plana çıkartan öğretici programları izlemeye teşvik edin.
Aileyi, okumanın heyecan dolu dünyası ile tanıştırın, bunun için kütüphaneyi ya da bir kitapçıyı ziyaret edebilirseniz. Eve misafir davet edin televizyonsuz bir ziyafet verin. Pikniğe gidin, yeni bir el becerisi veya hobi başlatın. Mektup yazın veya yazdırın. Eski dergileri veya fotoğraf albümlerini karıştırabilirsiniz. Bisiklete binme, uçurtma uçurma, top oynama, yürüyüş yapma, balık tutma, yüzme, yakın çevreye gezi düzenleme, yapılacak faaliyetler arasında yer alabilir.
Okullar kapanınca, ana babalar ne ederiz, nasıl ederiz, oğlum, kızım nasıl yaz tatilinde ne yapacak derdine düşüyor. Çocuk evde mi kalacak? Sabahtan akşama televizyon, bilgisayar ve telefonla mı meşgul olacak, sokakta onun bununla mı oynaşacak derdi sardı. Bir eğitimci olarak eğitimin, kesintisiz olması hâlinde, kazanılan bilgiler kalıcı olacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Yoksa okulda aldığı eğitim kesintiye uğrar ve öğrendiklerini unutur.
Bir de okullardaki ahlâkî eğitim, çocuğun iyi insan olması için yeterli olmuyor. Bu eksiklik cami gibi bir ortamda, din görevlisinin nezaretinde giderilirse, çocuk olumlu yönde gelişir. Çocuk iyi şeyler öğrenir. İyi şeyler öğrenmeyenler, kötü şeyler öğrenir, kötü alışkanlıklar edinir, kötü arkadaşlıklar kurar.
İnsanı sapıtmak için yemin eden şeytan daha çok çocuklara musallat oluyor. Boş olanı, boş şeyler yapanı azdırıyor, sapıtıyor. Yazın ana baba çocuğunu takip edemiyor. Çalışan ana babalar çocuklarına hiç hükmedemiyor. Çalışmayan ana babayı çocuk, istediği gibi bir yalanla kandırıyor.
Şu bir gerçek ki, çocuklarımız ve gençlerimiz tehdit altındadır. Etrafında korkunç tuzaklar vardır. Başka taciz, tecavüz, çocuğu tuzağa düşüren avcı denilen kötü arkadaş, sigara, alkol, uyuşturucu alışkanlığı olmak üzere çocuğu mahveden tehlikeler yaygındır. Telefon ve internet tuzağını da unutmamak gerekir.
Bugün gençlerin en büyük hastalığı maneviyatsızlık hastalığıdır. Ana babalar aman hasta olmasınlar dediği kadar aman ahlâksız olmasın demedikleri sürece, bedeni sağlam, karnı tok ama beyni, ruhu aç çocuklar yetiştirmek zorunda kalırlar. Ne yazık ki, ağlayan gençler ve ah vah diye feryat eden ana ve babalar görmeye daha çok devam ederiz. Kalıp doyunca iş bitti sanıyoruz. Kalp doymadan olmuyor. Beyinler doymazsa yırtıcı hayvanlardan daha fazla canileşen insanlar görmeye devam ederiz. Dört ayağı kesilen hayvanlara, masum Eylül ve Leylaların yüreklerimizi dağlayan görüntülerine acı acı bakarız. İnanç ve ahlâk zayıflığı en büyük hastalık hâlini aldı günümüzde…
Rabb’imizin emaneti olan yavrularımız, eğitim-öğretim maratonlarının bir yılını daha bitiriyorlar… Ne zamandır iple çektikleri yaz tatili sırada şimdi… Yoğun ders, ödev ve imtihanlarla yorgun düşen çocuk ve gençler, sağlık, sıhhat ve neşeyle geçirirler tatillerini…
Yaz tatili, ailelerin bir arada vakit geçirebilmeleri açısından pek çok imkânı barındırıyor. Çoğu zaman bu büyük nimet ve fırsatlar, yaz tatili bitince farkediliyor ve “Hay Allah, tatil de ne çabuk geçti; hiçbir şey anlamadık; keşke planlı davransaydık ya da şöyle yapsaydık, vs.” diye hayıflanmalar oluyor. Bunu dile bile getirmeyen; tatilini süresiz eğlence, sınırsız oyun ve gezinti ile geçirmek isteyen çocuk ve gençlere -”bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığıyla- karışmadan kendi hâllerine bırakıveren ebeveynlerin sayısı da azımsanmayacak ölçüde maalesef. Ele avuca sığmayan ciğerparelerimize tabiî ki merhamet, sevgi ve iyilik bu değil.
Diğer taraftan öncelikle kul, sonra ebeveyn olarak sorumluluklarının bilincinde olanlar dikkat çeken ölçüde çoğalıyorlar elhamdülillah. Anne-babalar arkadaşlarıyla istişare ediyor; daha iyi bir eğitimi nasıl ve ne şekilde verebileceklerinin sancısını çekiyorlar. Öyleyse yaz tatilinin sonunda ailece güzel şeyler başarmanın mutluluk ve huzurunu tadabilmek için tatil başlamadan, tatilde yapılabileceklerin en iyisine ulaşma konusunda bilinçli ve planlı kararlar vermek en doğru olandır kuşkusuz?
Bu doğrultuda çocuğun fikrî ve ahlâkî gelişimine faydalı olması amacıyla tercih edilen en yaygın seçenek yaz Kur’an Kursları olmaktadır. Kurslarımızın kapıları, karnelerin alınmasının hemen ardından minik eller tarafından çalınmaya başlar. Çeşitli yaş gruplarında, rengârenk çiçek demeti misali çocuklar, sıralara biraz merak, biraz heyecanla otururlar. Aileler ve çocuklar, “yer kalmaz” endişesiyle tatilin ilk günlerinde isimlerini yazdırırlar. Ellerinde elif cüzleri, yüreklerinde farklı bir ortamın getirdiği heyecanla ağzınızdan çıkacak cümleleri ve onlarla nasıl bir diyalog kuracağınızı merakla bekleyen yaz kursu talebeleri karşınızdadır artık.
Rabb’imizin kelâmının deryasından nasiplerini almaya gelmiş minik martılar gibidirler bu öğrenciler. Uzun süre kalamazlar; tatillerinin ancak bir kısmıdır sizinle geçirdikleri, ya memleketlerine giderler ya da sizin kursunuzun çevresine tatile gelmişlerdir ve dönerler.
Bu kısa birlikteliklerde yapılmak istenen çok şey vardır. Öyleyse verim alınması istenen her girişimde olduğu gibi hedef ve rota iyi belirlenmeli; gayret ve çalışmalar kişinin konum ve kapasitesine uygun olmalıdır.
Bu çerçevede eğitimcilerin ve ailelerin elele vermeleri en idealidir. Ama bu olmayabilir. Yani ilgisiz bir ailenin çocuğuyla muhatap bir eğitimci ya da yakın çevresinde iyi bir kurs imkânı bulunmayan bir ebeveyn de olabilirsiniz. Her hâlükârda herkes elinden geleni ihlâsla yaparsa Rabbimiz de mutlaka çalışanların yardımcısı olacaktır.
Öğrenilecek olan ne kadar şerefliyse, ilim de öyle şerefli olduğuna göre, Kur’an talebesi en güzel ihtimama lâyıktır. Bu yüzden Peygamberimiz (s.a.v.) ümmetinin en hayırlıları olarak Kur’an’ı, öğrenen ve öğretenlere dikkat çekiyor. Kur’an talebesinin ebeveyni ve Kur’an öğreticileri. Vazifelerinin kutsallık ve hassasiyetinin farkında oldukları nispette metot, çözüm ve alternatifler üretmekte gayretli olacaklardır. İşin ucunda, hayat defterlerinin kapanmasını önleyecek salih ve saliha evlât ya da talebe gibi kıymetli bir nimete sahip olmak; evlâtlarının ya da kendilerine teslim edilen talebelerin hakkını gücü nispetinde vermiş olup, sorumluluktan kurtulmak vardır.
Hayat ve meslek tecrübelerinden faydalandığımız hocalarımızın Yaz Kur’an Kurslarında hocalık yapacak olanlara “altın tavsiye”si: “Kendinizi sevdirin.” olmuştur hep. Yaz kursunun süresi kısa olduğu için en pratik yolun bu olduğunu söylerler. Talebe hocasını sevdiğinde, tatilden belleğinde en başta güzel bir birliktelik, hoşça geçirilen vakitler kalacaktır. Hocasını özleyecek, bir sonraki yazı iple çekecektir. Hocasının şahsında İslâm’ı tanıyacak, onun yaşantısını kendisine örnek alacak, onun bildiklerine gıpta edecek, İslâmî ilimlere merakı artacaktır. Yine böylece Rabb’inin kelâmını, hocasının örnek aldığı Allah Rasûlü’nü diğer İslâm büyüklerini de kendiliğinden sevecektir. Kim bilir bu sayede Kur’an Kursu ortamından herhangi bir sebeple uzak yaşayan birçok ailenin çocuklarından oluşan okul ve mahalle arkadaşlarına bu sevgisinden bahsedecek; onun özlemle andığı mutlu yaz günlerine diğerlerinin de ilgisi çekilecektir. Altın tavsiye gerçekten de altınmış değil mi?

Sayfayı Paylaş