ANADOLU’NUN RUHU

Canlı veya cansız (bize göre), görünen ve gözlemlenen her şeyin bir ruhu vardır elbet. Atom parçacıklarından galaktik sistemlere kadar. Coğrafyaların, milletlerin bir ruhu vardır. Üzerinde onlarca medeniyetin kurulup yıkıldığı, birçok farklı din, dil ve kültürle yoğrulmuş Anadolu’muzun bir ruhu vardır. Medeniyetimizin, sanatta, bilimde, mimaride, musikide en üst perdeden temsil edildiği Osmanlı irfan geleneğinin bir ruhu vardır. Bu gelenek, bu medeniyet mirası üstünde ki örtünün kaldırılmasını beklemektedir, örtüyü kaldırmalı ve yavaş yavaş derine inmeliyiz, tıpkı bir arkeolog gibi, medeniyetimizin mirasını hayretle yeniden keşfetmeliyiz.
Tasavvuf hareketleri ile Anadolu topraklarının tarihsel, kültürel ilişkisi önümüze bugünü, hatta bir kavramsallaştırma olarak “Anadolu Ruhu” dediğimiz “maya”yı çözümleyebilecek külliyat açıyor. Farklı inanç alanları ve etnik aidiyetlerin bir arada yüzyıllardır yaşayabilme becerisinin ana omurgasını oluşturan bilginin tasavvuf olduğunu, tasavvuf öğretisinin ancak bu tarihsel tecrübeyi inşa edebileceğini görmemiz gerekli.
Mahmud Erol Kılıç’la değişik basın organlarında tasavvuf, ezoterik yapılanmalar ve bu bilgi/bilme alanı ile ilgili kavramlar üzerine yapılan söyleşilerden oluşan Anadolu’nun Ruhu adlı kitapta genel olarak tasavvuf teori ve pratiğine yönelik önemli açıklamalar bulmakla beraber, özellikle üzerine bastığımız bu toprakların kardeşlik mayasını oluşturan ruhun hangi kanallardan beslendiğini de öğreniyoruz. Çünkü Endülüs’ten kalkıp Kahire’ye gelen İbn Arabi’nin din dışı olmakla suçlanıp öldürülmek istenmesi karşısında, aynı büyük şahsiyetin Konya önlerine varınca Sultan tarafından şehrin girişinde selamlanması gerçeği var ortada.
Anadolu’nun Ruhu kitabı bize bizim olanı hatırlatmak üzere derlenmiş. Derlenmiş diyorum zira bu kitap Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç’la farklı zamanlarda, farklı kişiler tarafından yapılmış olan söyleşilerin bir araya gelmesi ile vücut bulmuş. İlk baskısı 2011 yılında Sufi Kitap’tan çıkan kitabımız 232 sayfadan müteşekkil ve 4. baskısını yapmış. Vermek istediği mesaj çok net ve anlaşılır. Bununla birlikte, içeriği oluşturan bölümlerin farklı zamanlarda farklı yerlerde yayınlanan yazılar olması hasebiyle, özde aynı şey anlatılmış olsa bile konu bütünlüğü biraz zayıf ve yer yer tekrarlar sizi karşılıyor. Doğrusu bu durum beni hiç rahatsız etmedi ve kitabı büyük bir zevkle okudum.
Anadolu Tasavvufu
Anadolu’yu, büyük bilgelerin nefesi mayalamıştır. Bizim medeniyetimiz ve tarihimiz açısından bu nefes “Anadolu Tasavvufu”dur. Anadolu Tasavvuf ve İrfan geleneğinin şekillenmesinde, Muhyiddin İbn-i Arabî, Mevlânâ, Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Hacı Bektâş-ı Velî gibi önemli ârifler kurucu rol oynamışlardır. Mahmud Erol Kılıç bu eserde daha çok İbn-i Arabî ve Mevlânâ düşüncesi üzerine yoğunlaşıyor ve bize çıkış yolu olarak tasavvufi İslâm’ı öneriyor: “İslâm dini, Osmanlı’da sadece medreseye hapsolmuş, fakihlerin uğraş alanı değildir. Toplumun her kesimini kuşatabilmiştir. Bu da tasavvuf üzerinde olmuştur. Bugün Alevî ve Sünnî’nin ortak İslâm’ı, tasavvuf İslâm’dır. Başka bir İslâm versiyonu üzerinde ittifak edebilmek mümkün değildir. Dolayısıyla tasavvufî İslâm’ın imkânları çok geniştir.” (s. 132)
Anadolu’nun Ruhu
Mahmud Erol Kılıç
Sufi Kitap

Sayfayı Paylaş