BİR MANEVİYAT ERENİ SARI SALTUK

BİR MANEVİYAT ERENİ SARI SALTUK

Sarı Saltuk, Anadolu ve Rumeli’nin fethi esnasında gazalara katılan, kahramanlığı ve velayeti ile daha yaşarken efsanevî bir şahsiyet haline gelen bir Türk kahramanıdır.1 Hayatı etrafında oluşan menkıbelere diğer gazi ve velilerin menkıbeleri de karışmıştır. Bu sebeple Sarı Saltuk’un gerçek hayatı ile ilgili bilgileri elde etmek son derece güçleşmiştir. Sarı Saltuk’un destanî şahsiyeti ile ilgili bilgileri çeşitli menakıbnâmelerde2 ve velayet-nâmelerde3 bulabilirsek de hiç şüphesiz bu konuda en önemli kaynak, doğrudan doğruya Sarı Saltuk’un hayatını konu alan Saltuk-nâme adlı eserdir.

Tarihî Kaynaklarda Sarı Saltuk

Sarı Saltuk’tan Hacı Bektaş Velayetnamesi’ne anlatılanların bir başka biçimiyle de Otman Baba Velayetnamesi’nde Sarı Saltuk’tan bahsedilmektedir. Sarı Saltuk’un Anadolu’da bulunduğu dönem kargaşanın en yükseğe çıktığı, Selçukluların yıkılma sürecidir. Anadolu Selçuklu Devleti her ne kadar yıkılma sürecine girmiş olsa da, Anadolu’da yine çeşitli devletçikler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunlar uç beylerinin kendi adına kurdukları beyliklerdir. Sarı Saltuk’un da diğer veliler gibi Osmanlı Beyliği’ne destek verdiği bilinmektedir.

Selçuklu yönetiminin dağılmaya yüz tuttuğu bir dönemde yeniden Türk kültür ve dili adına bu dervişler devreye girmişlerdir. Beylikler arasında dolaşarak Anadolu’daki Türk birliğinin, dirlik ve düzenin yeniden kurulması, bu kez Arap-Fars etkisinde kalmadan kendi kültürlerini toplumlarına vermenin yollarını araştırmışlardır. Beylikler arasında dolaşan bu dervişlere Abdalan-ı Rum denmektedir. Rum abdalları, ya da Anadolu Abdalları (Erenleri) adıyla ün yapmışlardır. Sarı Saltuk bu ekibin önderlerinden birisidir. Türk kültürünün en doruk noktası olarak bilinen Beylikler Dönemine hiç kuşkusuz, bu Anadolu Abdalları damgasını vurmuştur. Anadolu’da kurulan tekke ve zaviyeler öylesine çoğalmıştır ki, bu tekkelerde yetişen pirler ve Horasan öncüleri Anadolu’nun dışına taşınmaya başlamışlardır.

Sarı Saltuk ismi ölümünden yıllar sonra bile Osmanlı topraklarında anılır olmuş. Unutulamamış, Osmanlı sultanları gittikleri her seferde onun ismiyle karşılaşır olmuşlar. İnsanların gönüllerini kazanan Sarı Saltuk’un izleri her tarafa yayılmıştır. Nasıl anmasın Osmanlı padişahları onun adını. Adına söylenen menkıbeler ülkeyi öylesine sarmış ki, padişahların rüyalarına bile girer olmuş Sarı Saltuk. Bir menkıbede, İstanbul’un kuşatıldığı ama henüz alınamadığı dönemde Fatih, devamlı düşünür, İstanbul’u alabilmenin formüllerini kafasında kurarmış. Bir gün bir rüya görür, kızıl saçlı, iri yarı, elinde bastonlu birisi karşısındadır. Karşısındaki kızıl saçlı, ona “Ben Sarı Saltuk’um” der. Ardından İstanbul’un anahtarlarını Sultan Mehmet’e teslim eder. Anahtarlardan birisinin Edirne’de kalacağını da söylemeyi unutmaz. İstanbul’un kuşatılması sırasında Edirne’de bulunan Cem Sultan’ın kulağına da hep Sarı Saltuk fısıldanır. Genç Şehzade’nin içini kemiren bu zat kimdir? Araştırılması ve adına da bir kitap yazılmasını Ebu’l-Hayri Rumî adlı birisini görevlendirir. Ebu’l-Hayri Rumî, topladığı bilgileri birleştirerek Saltuk-nâme adıyla bir eser ortaya koyar.

Ahmet Yesevî’den yüz yıl kadar sonra yaşadığı sanılan Sarı Saltuk, Hacı Bektaş ve Mevlâna ile çağdaş olduğu gerçektir. “Sarı Saltuk’un Kuzey Anadolu’dan Üsküdar yolu ile bir Türkmen kafilesinin reisi olarak Dobruca’ya 1263-1264 tarihinde göçünün vuku bulduğu, günümüz tarih araştırıcılarının artık ittifaken kabul ettikleri bir husustur.”4

Örneğin Saltuk-nâme’de Sarı Saltuk’un Hz. Ali ve Hz. Hüseyin soyundan geldiği, Seyit olduğu anlatılırken, bir başka bölümünde yine bu yargıyı destekleyen görüşler vardır. Sarı Saltuk’un Battal Gazi neslinden olduğu kendi ağzından anlatılarak şöyle sürdürülür: “Seyit Battal Gazi neslinden İbni Hüseyin, İbni Ali, İbni Muhammed şöyle söylüyor: ‘Bilmezler mi kim bizim neslimizden Seyyit Battal Gazi anlara ne işler itmüşdür?”5

Türkiye’de tarihî kaynakların dışında, bilimsel anlamda Sarı Saltuk’tan ilk bahseden kişi Şemsettin Sami’dir. Kamûsu’l-Âlam’ında Sarı Saltuk’un Rumeli’de kerametler gösteren ve gazalarda bulunan bir evliya olduğunu söylemektedir. Evliya Çelebi’ye göre Buharalı olan Sarı Saltuk’un soyu Battal Gazi’ye dayanmaktadır. 1210-1215 yıllarında Batı Karadeniz Bölgesi’nde doğup, XII. yüzyılın sonlarına doğru 1296-1300 yıllarında bugünkü Romanya’nın Dobruca bölgesinde şehit edildiği tahmin edilmektedir.6 Saltuk-nâme’ye göre ise Sarı Saltuk, doksan dokuz yıl yaşamış ve düşmanları tarafından zehirlendikten sonra hançerlenerek şehit edilmiştir.7

Babasının adı Seyyid Hasan olup, Melik Danişmend Gazi’nin gazalarından biri olan Amasya Kalesi kuşatmasında şehit düşmüştür.8 Üç yaşındayken babasız kalan Saltuk’un yetiştirilmesini Seravil adındaki bir lala üstlenmiştir. Bu şahıs onu devrin ulemasından Abdülaziz adındaki bir zata teslim etmiş, Saltuk da ondan ilim tahsil etmiştir. Babasının ölümüyle birlikte kesilen “dirlik” sebebiyle geçim sıkıntısına düşer. Sebüktekin soyundan gelen Sultan Süleyman Şah’tan ona dirlik bağlaması rica edilir. O da babasının dirliğini o sırada on dört yaşına ulaşmış olan Sarı Saltuk’a bağlar.9 Saltuk’un tarih sahnesinde ilk görünüşü, Anadolu Selçuklu Devleti’nin Moğol hâkimiyeti altına girmesinden itibaren baş gösteren saltanat mücadeleleri dönemine rastlar. 1240 yılındaki Babaîler İsyanı’nın10 akabinde zayıflama emareleri gösteren Anadolu Selçuklu Devleti, 1243 Kösedağ Savaşı ile fiilen Moğollara yenik düşer. O sırada tahta oturan II. Gıyaseddin Keyhüsrev acz içerisindedir. Moğollar, Anadolu topraklarını peyderpey almaya başlarlar. 1246’da ölen II. Gıyaseddin Keyhüsrev, arkasında üç şehzade bırakır. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in küçük oğlu Alaaddin’i veliaht tayin etmesine rağmen, dönemin dirayetli veziri Celaleddin Karatay’ın önerisiyle üç şehzadenin birlikte tahta oturmasına karar verilir. Vezir Celalettin Karatay da saltanat naibi olur. Ancak diğer devlet adamlarının bazıları taht konusundaki farklı düşüncelerinden dolayı kargaşa başlar. Bunun akabinde Anadolu Selçuklu Devleti’nde uzun bir müddet devam edecek olan taht kavgaları baş gösterir. Dönemin bazı devlet adamları Rükneddin’i tek başına tahta çıkarmak için harekete geçerler. Celaleddin Karatay ise ağırlığını II. İzzeddin Keykavus’tan yana koyar. En küçük şehzade olan II. Alaaddin Keykubat ise Moğolların desteğiyle tahta tek başına oturma planı yaptığı şüphesiyle ağabeyleri tarafından öldürtülür. Böylece Selçuklu tahtı iki sultana kalmış olur. Ne var ki, iki devlet adamlarının arasının açılması sonrasında taht kavgası devam eder. Uzun mücadeleler ve savaşlara sahne olan -toplam on altı sene- taht kavgasından sonra, Moğolların desteğiyle IV. Rükneddin Kılıçaslan galip gelir. Annesi Bizans İmparatorluk ailesine yakın bir rahibin kızı olan II. İzzeddin Keykavus, karısı, iki oğlu, annesi ve meşhur iki dayısı Kir Haye ve Kir Kedid ile Antalya’ya geçer. Burada, anne tarafından yakınlığı olan Bizans İmparatoru VIII. Mihail Paleologos’a elçi göndererek kendisini, ailesini ve yakın adamlarını yanına alması için ricada bulunur. Talebi olumlu karşılanınca II. İzzeddin Keykavus, Bizans başkentine ayak basar.11

Bizans İmparatoru’ndan ciddi yakınlık ve iltifat gören II. İzzeddin Keykavus, belirli bir zaman sonra İmparator’un huzuruna çıkıp şehir hayatının kendilerini sıktığını, kendilerine kışın kışlayacak, yazın da yazlayacak bir arazi tahsis edilmesini ve buraya Anadolu’dan kendilerine tabi Türkmenleri getirtip birlikte yerleşmek istediklerini ifade eder. İmparator VIII. Mihail, Türkmen boylarının getirtilme talebinden şüphelense de, bu arzuyu kabul ederek onlara Bizans ile Deşt-i Kıpçak arasındaki bugün bir kısmı Bulgaristan bir kısmı Romanya sınırlarında Karadeniz’e sahili olan, o vakitler gayri meskûn olan Dobruca arazisini tahsis eder. İşte yaşanan bu olaylardan sonra 1263-64 yıllarında Sarı Saltuk’un liderliğindeki “Türkmen İskânı” başlamış olur.12

Yaklaşık on-on iki bin kişilik Çepnilerden oluşan bir Türkmen aşireti bu iskânı gerçekleştirir.13 Bu Çepniler, Balıkesir yöresinde Karasioğulları havalisinde yaşayan Türkmenlerdir.14 İşte Sarı Saltuk, bu grubun liderliğini yaparak II. İzzeddin Keykavus’un isteğiyle bu iskânı gerçekleştirmiştir. II. İzzeddin Anadolu’da Moğol hâkimiyetine karşı bir politikadan yana tavır takınmış olduğundan kendisi gibi Moğollardan hoşlanmayan Türkmenlerle yakınlık kurmuştur. II. İzzeddin’in Sarı Saltuk’u seçmesi bu çerçevede gerçekleşen bir ilişkiden kaynaklanmış olabilir.15 Saltuk’un bu bölgede itibar gören biri olması; Bizans İmparatoru tarafından rehin alınan ve rahip olarak yetiştirilmeye çalışılan II. İzzettin’in oğlunu rica edip geri almasıyla anlaşılıyor. Çocuk, Sarı Saltuk eliyle yeniden İslâm’a dönmüş ve onun müridi olmuştur. Daha sonradan Barak Baba diye ünlenen İsmailî derviş işte budur.16

Balkanlar’da Sarı Saltuk’un faaliyetleri sonucu oluşan bir İslâmlaşma sürecinden bahsedilebilir. Bu zât iskân reisi olarak maiyetindekilerle birlikte etrafa birtakım gazalar düzenlemiştir. Saltuk, hayatının sonuna kadar Dobruca’da diğer Türkmen babaları gibi- İslâmlaştırma gayretinde olan bir Alperen- gazi derviştir.17

Kaynakça

1.    Babinger, Franz. “Sarı Saltık Dede”. İslâm Ansiklopedisi. X: 220-221. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1979.
2.    Menakıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli Süleymaniye Kütp. 4582, 2627/1.
3.    Velayet-nâme-i Hacı Bektaş-ı Veli, Süleymaniye Kütp.
4.    Köprülü, M. Fuad. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1991.
5.    Kemal Yüce, Saltukname’de tarihi Dini ve Efsanevi Unsurlar, Kültür Bakanlığı Yay. ; Evliya Çelebi Seyahatnamesi, C. 1, s.659.
6.    Kemal Yüce, Saltuk-Nâme’de… Efsanevî Unsurlar, 100.
7.    Şükrü Haluk Akalın, “Ebü’l-Hayr-ı Rûmî Saltuk-nâmesi”, Türk Kültürü Araştırmaları XXXII/ 1-2.
8.    Ahmet Yaşar Ocak, “Balkanların İslamlaşması Sürecinde Sarı Saltık’ın Yeri ve Bazı Problemler Sarı Saltuk’un Kimliği ve Tarihsel Rolü”. Toplumsal Tarih c. 17, sy. 97.
9.    Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık.
10.    Ahmet Yaşar Ocak, Babaîler İsyanı Aleviliğin Tarihsel Altyapısı Yahut Anadolu’da İslam-Türk Heterodoksisinin Teşekkülü, Dergâh Yay., İstanbul, 2000.
11.    Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltuk.
12.    Ahmet Yaşar Ocak, “Sarı Saltuk ve Saltuk-nâme”, Türk Kültürü XVII, sy. 197 , Ankara 1978; Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltuk.
13.    Franz Babinger, “Sarı Saltuk Dede” İslâm Ansiklopedisi, c. X , İstanbul 1979.
14.    M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar.
15.    Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltuk.
16.    Ahmet Yaşar Ocak, “Barak Baba”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul1992.
17.    Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltuk.

Sayfayı Paylaş