YILDIRIM’IN HUZURUNDA

YILDIRIM’IN HUZURUNDA

Osmanlı Sultanları Osman Gazi’den itibaren bir yandan küçük bir beyliği bir cihan devleti haline getirmek için sınırlarını genişletirken bir yandan da şiirin tesirli diliyle hem Türkçenin anlam ve anlatım sınırlarını genişlettiler hem de gönül mülkünün sultanları oldular. İşte bunlardan birisi de Yıldırım Bâyezîd’dir.

1360’ta Bursa’da doğan Yıldırım’ın asıl adı 1. Bâyezîd iken babasıyla beraber katıldığı savaşlarda hızlı hareket etmesi ve cesareti sebebiyle “Yıldırım” adını almıştır. Çocukluğundan itibaren iyi bir eğitim alan Bâyezîd Han, şehzadelik dönemini Kütahya’da geçirmiştir. Babası ile birlikte Kosova Savaşı’na katılmış, onun şehit düşmesi ile idareyi eline almıştır. Yıldırım’ın saltanatı 13 yıl sürdü. Fakat bu kısa süreye tarihimiz açısından çok önemli olaylar sığdı. Sultan olduktan sonra, önce beylikler arasındaki çatışmaları sona erdirerek birliği sağladı. O da her Osmanlı padişahı gibi İstanbul sevdalısı idi. 1391’de şehri kuşatarak bu rüyayı hakikate çevirmek istedi. Ama muhasaradan öteye geçilemedi. Zira o esnada Haçlılar, önce İstanbul’a ardından bütün Avrupa’ya yönelecek Osmanlı ilerleyişini durdurmak için harekete geçtiler ve Niğbolu Kalesi’ni kuşattılar. Buradan İstanbul’a yürüyecekler ve Yıldırım’ın ordusunu arkadan vuracaklardı. Ama olmadı. Yıldırım, adına layık şekilde muhteşem bir hamle ile onları kuşattı ve ardından Niğbolu Zaferi’nin hükümdarı oldu.

Yıldırım, sadece Balkanlar için değil Anadolu için de önemli bir isimdir. Nitekim Batı’daki bu en önemli zaferinden sonra Doğu’ya (Anadolu’ya) yöneldi. 1399’da Kadı Burhaneddin’in hüküm sürdüğü toprakları ve Karaman’ı topraklarına ilhak ederek Toroslar’dan Tuna’ya kadar uzanan merkezî bir imparatorluk kurdu. Ardından Timur’la savaştı. Onun ne yazık ki talihi bu mücadelede tersine döndü ve Ankara Savaşı’nda ona esir düştü. İki oğlu, Şehzade Musa ve Mustafa ile birlikte Akşehir’e sürgüne gönderilen Sultan, 9 Mart 1403 tarihinde vefat etti. İlk önce Akşehir’e gömüldü. Daha sonra oğlu Musa Çelebi cesedi Bursa’ya getirdi. 1406 yılında oğlu Emir Süleyman tarafından bugün Yıldırım adıyla bilenen semtte türbe yaptırıldı. Böylece burası daha önce yaptırılan cami, medrese, hamam, darüşşifa, imâret ve çeşmeden oluşan bir külliyeye dönüştü. Dolayısıyla Bursa’da hatıraları ve eserleri olan padişahlardan biri oldu. Bu arada Ulu Camii de onun yaptırdığını söylemiş olalım.

Yıldırım’ın Bir Şiiri

Sultan olarak her anlamda olumlu özelliklere sahip olan Yıldırım’ın da babası ve dedeleri gibi şiire ve şairlere değer verdiği ve şiirle meşgul olduğu bilinmektedir. Kaynaklarda yer alan bir şiir şöyledir:

Yârı rind-i zamanedir sandım

Bahsi, fasl-ı terânedir sandım

 

Ehl-i hicrâna fitne-i ağyar

Ortada bir bahanedir sandım

 

Göz ucuyla kin kin bakışı

Dil alıp kasd-ı cânedir sandım

 

Kıssayı anlamamış âhir-kâr

Anı da bir fesânedir sandım

 

Hışm ile zahm-nâk dil-i sûzî

Yıldırım’dan nişânedir sandım

Şiir, Yıldırım’dan önceki şair sultanlarınkinden farklı bir duygu ve temaya sahiptir. Öncekilerin yazdıkları dua ve nasihatname tarzında iken bu şiir oldukça lirik özellikler taşır. Daha da önemlisi adına Divan şiiri dediğimiz soyut anlatımlı, ağırlıklı olarak aşk temalı şiirlerinin ilklerinden sayılır. Muhtevaya baktığımızda bunları rahatlıkla görebilmekteyiz. Şair diyor ki “Sevgiliyi zamanın rintlerinden biri, aşk konusunu da kuru bir söz sanmıştım. Ayrılık çekenler için rakiplerin dedikodularını ve fitnelerini sevgili ile ardaki bir bahane gibi sanmaktayım. Sevgilinin göz ucuyla baktığı sitemli bakışı gönlümü alıp canıma kastetmek için olmalı diye düşünmekteyim. Sevgili ona olan aşkımı meğerse anlamamış. Olsun varsın. İşin sonucunda bunlar da bir efsaneye dönecektir. Yanan gönlüm sevgilinin sitemli bakışı ile öyle yaralandı ki kalbime çarpan şeyin yıldırımdan kopmuş bir alev yalımı sandım.”

Şiirlerde Yıldırım Bâyezîd Han

Yıldırım, belki çok şiir yazmadı ama sonraki zamanlarda şiirlere ve yazılara da konu oldu. Bunlardan biri Yahya Kemal’in “Kaybolan Şehir” şiiridir: “Üsküp ki Yıldırım Bâyezîd Han diyârıdır/Evlad-ı Fatihân’a onun yâdigârıdır.” beytiyle başlayan bu şiirde hem Yıldırım’a atıfta bulunurken hem de Üsküp’le Bursa arasında bağ kurulmaktadır. Yıldırım’ın türbesinin Bursa’da olduğu düşünülecek olursa bu durum daha manidar bir hâle bürünür.

Babası tarafından yine Balkan coğrafyasından olan Mehmet Akif de Hakkın Sesleri şiirinde Balkan trajedisini anlatırken; “Nerde olsam karşıma çıkıyor bir kanlı ova/Sen misin yoksa hayalin mi vefasız Kosova/Hani binlerce mefahirdi senin her adımın/Hani sinende yarıp geçtiği yol Yıldırım’ın” diyerek ondan söz eder.

Yıldırım’ın Huzurunda

Madem Yıldırım’dan söz ediyoruz. Bu noktada bir de onunla ilgili önemli bir yazıyı hatırlatalım. Bu yazı Nurettin Topçu tarafından yazılan “Yıldırım’ın Huzurunda” adını taşıyan metindir. Yazarın “Taşralı” adlı eserinde yer alan bu güzel metinde bir Bursa ziyaretinde Yıldırım’ın huzuruna çıkışını ve onunla olan ruhsal muhaveresini anlatır. Bu yazı da gerek Yıldırım’ı, gerek Bursa’yı, gerek Osmanlı’yı gerekse bugünü anlamak için son derece önemli bir metindir.

Sözü Hoca Sadeddin’in Yıldırım’la ilgili yazdığı şiirin bir bölümüyle bitirelim:

Düşmanına başını hiç eğmedi

Yüz yüze savaşmaktan çekinmedi

 

Yele verip devleti çerağını

Kınında gizlemedi kılıcını

 

Gayret ile korudu namusunu

Şerefiyle vermedi konuğunu

 

Timur’a zaferi verdiyse de Hak

Tahtına soyunu etti müstehak

Timur’la Yıldırım arasındaki mesele elbette trajik bir hadisedir. En önemli neticesi ise Osmanlılar için olmuş, taht kavgaları ortaya çıkmış, Balkanlarda toprak kaybedilmiş, Arnavutluk boşaltılmış, Bizans, bu savaştan sonra biraz daha yaşama şansı bulabilmiş, Anadolu Beylikleri’nin yeniden kurulmasıyla, Anadolu Türk birliği bozulma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir. Ama durum ne olursa olsun, Yıldırım Osmanlı tarihinde bize Niğbolu gibi bir zafer kazandıran Sultan olarak tarihe geçmiştir.

Sayfayı Paylaş