ACİZLİĞİN SARSILMAZ SIĞINAĞI TEFEKKÜR

ACİZLİĞİN SARSILMAZ SIĞINAĞI TEFEKKÜR

İnsanlık, geçmişten bu yana sürekli değişim ve gelişim içerisinde varlığını korumaya ve devam ettirmeye çalışıyor. Yaşadığı süre boyunca kendini keşfetme ve neden dünyada olduğunu anlama çabası içindedir insanlık… İnsan, her geçen zaman zarfında güzel şeylerin ortaya çıkarılması için uğraştığı gibi kötülüklerle de baş etmeye çalışmıştır.

Dünyada bir var olma kavgası mevcut aslında… Bütün canlıların dâhil olduğu bir yaşam kavgası… Daha iyiye, güzele ulaşabilme yolunda sarf edilen emekler… Gelişen teknoloji karşısında iş olanakları da değişti. Eskiden daha çok yaygın olan tarım ve hayvancılık uğraşları yerini şehir hayatıyla birlikte çeşitli iş alanlarına bıraktı. Bununla birlikte insanlığın yeni bir maratonu başladı aslında.

Daha güzel bir şehir hayatı standardına ulaşabilmek adına var gücüyle çalışan insanlar, bu defa insanî değerlerinden taviz vermeye başladı. Çünkü sadece dünya hayatına adapte olan beynimiz daha çok kazanma hırsıyla etrafımızda olan biteni göremez hale geldi. Sabır, tefekkür gibi kavramlar tozlu raflara hapsedilir oldu. Bunlar çok ciddi konular ve her birinin üzerinde düşünülmesi, önlem alınması gereken kavramlardır.

Geçmişten günümüze kadar insanlık birçok alanda yenilikler, değişimler yaptı ve yapmaya da devam edecek. Çünkü hayat gelişme ve değişme üzerine kurulu. Ancak hâlâ insanlığın aciz olduğu konular var. Bugün insanlık çeşitli vesilelerle hastalığa yakalandığında ya da görme, duyma, ortopedik engellerle karşılaştığında çözüm olarak cihaz, protez gibi olanaklarla bu engelleri gidermeye çalışılıyor ama Allah’ın bize bahşettiği gibi olmuyor elbette. Tüm bunlara rağmen bu uğraşlar insanlık için önemli ve anlamlıdır. Fakat neden daha iyi olmuyor sorusu sorulmaya devam ettiği vakit, bu defa ruhî sıkıntılar baş gösteriyor. O yüzden bizler insanî duygu ve değerlerden tamamen soyutlayamayız kendimizi. Bütün bunların karşısında tefekkür etmek bizi ruhî bunalım uçurumundan kurtaracaktır.

Günümüzde genç nesil daha iyi bir okul okuma hayaliyle girdiği sınavlarda hüsrana uğrayınca ruhî bir bocalama yaşaması sonucu elim durumlar ortaya çıkabiliyor. Karşılaştığı bu zor durum karşısında nasıl hareket etmesi gerektiği konusunda fikir sahibi olmadığından, bazen hayatına son verme gafletinde dahi bulunabiliyor maalesef. Bu sonuçlar bizlerin kabul edebileceği durumlar değil, fakat genç neslin bu anlamda bir eksikliğinin olduğunu bilmek gerekiyor. Manevî dinamiklerin eksik olduğu bir yaşam, hayatın tam olarak anlamlandırılamadığı bir yaşantı bizi uçuruma sürükler. Uçuruma sürüklenen gemi de hedefini bilmiyorsa, rüzgârda savrulur! Dolayısıyla bizim üzerimize düşen manevî dinamiklerimizin daha güçlü olmasını sağlamak, çocukların ve genç neslin sadece maddî kazanımlar peşinde değil, manevî kazanımların da peşinde ilerlemelerini salık vermeyi unutmamak gerekir. Çünkü insanlığın hayatla mücadelesi sadece okul hayatından ibaret değil. Okul bittikten sonra hayatını idame ettirebilmesi için bir iş bulması ve çalışması gerekiyor. Bütün bu süreçler aslında insanın birer imtihanı gibi… Nitekim Allah, Kur’ân-ı Kerim’de Necm Sûresi’nin 39. ayet-i kerimesinde “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır.” buyuruyor. Dolayısıyla biz inananlar olarak, hem dünya hem de ahiret hayatımız için ancak çalıştığımız kadarını yaşayacağız demektir. Hayatımızda olan biten her ne olursa olsun tefekkürü elden bırakmamak lazım.

Düşünmek bizi insanlığın en zirve noktasına taşıyacak olan yegâne yetenektir. Dolayısıyla insana has olan bu duyguyla hareket ederek ruhî sıkıntılarımızı da en aza indirebilmek için gayret, bir miktar elimizde. Genç kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın sınav maratonuna girdiği bu dönemlerde meseleye biraz da bu pencereden bakmalarında fayda var. Bugüne kadar hiçbir şey kendiliğinden olmadığı gibi başarı da tesadüf değildir.

Sayfayı Paylaş