OKUMA VE YAZMA SERÜVENİ

Şehrin gürültüsü arasında yorgunluğumuzu atabildiğimiz yerlerden bazıları ya mesire yerleridir ya da kütüphaneler… Yavuz Bülent Bâkiler, her konferansında ve yazısında ısrarla evlerimizde kütüphane olmasına özen gösterilmesi noktasında tavsiyelerde bulunuyor. Çünkü zihnin ihtiyaç duyduğu açlığı başka şeylerle doldurmaya kalkıştığımız zaman cehalet denilen karabulut peşimizi bırakmıyor.
Yedi güzel adamın hayatlarının büyük çoğunluğunun geçtiği şairler ve yazarlar diyarından, Kahramanmaraşlı Duran Boz kitaplıklarımıza iki güzel kitap kazandırdı. Bunlardan birincisi çeşitli yazarların yer aldığı ‘okuma hikâyeleri’, diğeri ise yine çeşitli yazarların yer aldığı ‘yazma hikâyeleri’nden oluşuyor. Okuma ve yazma eylemleri belli bir süreç isteyen, zahmet edilmesi gereken birer önemli meziyettir.
Günümüzde sıkça yazarlık okulları veya yazarlık atölyelerine rastlanılmaktadır. Hepimizin malumudur ki içimizde olmayan bir edebî cevheri hiçbir okul ya da atölye çalışması canlandıramaz. Bu atölyelerin asıl amacı var olan cevheri değerlendirerek belli bir sistemin ve kuralların öğretilme çabasıdır. İşte bu noktada bu iki güzel eserin devreye girebileceğini ve okuyan, yazan herkesin bu eserleri okumaları faydalı olacaktır. Bir defa yazarların hikâyelerinden oluştuğundan maziye tatlı bir yolculuk yapmış olacak ve hayat tecrübesi denen kavramı bu eserlerde biraz daha hissedeceksiniz.
Okuma Hikâyeleri isimli eserin önsözünde, “…Varlığı kavrama istidadıyla yoğurulan âdemoğlu olan biteni birebir tanımak için yön tutup yöntem soruşturur. Bu nedenle yönünü kitapların evrenine çevirir. Ustalıklara bir davetiye, bir çağrı olsun diye oradan oraya yürür…”
“…Her insanın bir hikâyesi vardır sonuçta ‘okuma hikâyeleri’ndeki metinler her birinden tutkuların en asiline sevdalanan beyinlerin ürpertisi süzülür. Bir yüreğin, hülyalara açılan bir yüreğin ilk çarpıntıları görülür bu metinler toplamında. Çeşitli deneylerden geçerek okumak ülkesine ram olan bu seslerin hepsinden öğrenilecek güzellikler vardır. Bu güzellikleri paylaşmak, yeni güzelliklere kapı aralamak gayretini göstereceklere bir pusula olsun amacıyla söz konusu metinler bir araya getirildi. Bu yazıların her birinden taşan okuma deneyimleri içselleştirilerek yeni yaşantılara örülebilir. Yeni yollara, yeni yolculuklara başlanılabilir.”
Kitabın yazım gayesinin okuma âşıklarına bir referans olma açısından önemli olduğunu görüyoruz önsözdeki bu satırlardan… Satırlar arasında gezinirken zaman zaman kendi çocukluğumuzda da yaşadığımız bazı olaylar gözümüzün önüne geliyor. Çeşitli imkânsızlıklar nedeniyle kitaplarımızın olmayışı, okumalara geç başlayışımız ve hayatı yeni yeni anlamaya çalışma çabaları… Rasim Özdenören’in hikâyesinde şu nokta çok önemli: “…Kitap okumak benim işlerim arasında bulunan bir faaliyettir. Ben uyumaya, ibadete, nafakamı sağlamak üzere tuttuğum işe nasıl vakit ayırmak zorunluluğunu duyuyorsam, kitap okumaya da bu anlam içinde vakit ayırıyorum…”
Hikâyelerde neler yok ki kimisi aşkla kitap okuma heyecanı içindeyken maddi imkânsızlıklar nedeniyle kitaplara ulaşamamış, kimisi ise imkânı varken derslerinden geri kalır diye ailesinin kitap okumasına engel olmasından yakınmış. Hayatın tam merkezinden çıkan bu hikâyelerin mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Kitabı tamamen baştan aşağı buraya alamam ancak Ali Haydar Haksal’ın hikâyesindeki babasıyla konuşma bölümü özellikle beni etkiledi. Bu hikâye imkânsızlıklar içinde dahi okuma aşkının bitmediğine bir örnektir:
“…Bir gün babam, anneme çay yapmasını söyledi birlikte evin yukarısında, harmanın üst tarafında, ark başında kavak ağaçlarının altında oturduk. İkindi vakti. Sırtımız yamaçta, köy ve Hasköy düzlüğü önümüzde uzayıp gidiyor. Babam, anneme bir şeyler anlattı. Anneme:
“Ben iyi değilim. Öleceğim. Sen bu çocuklara bir başına bakamazsın. Bunları akrabalara bölüştür. Nafiz’i Abdülhamit Ağabey’ime, Ali Haydar’ı Sofu Amca’nın oğlu Bedri Bey’in yanına ver.” Diğer kardeşlerimi de dayılarım ile diğer akrabalara bölüştürdü.
Annem: “Sen sanırım rüya gördün gene.” dedi, babam acıyla gülümsedi. Ben atıldım:
“Baba beni ne zaman Bedri Amca’ma göndereceksiniz?”
“Hele dur oğlum ben öleyim ondan sonra.”
Ölümün ne olduğunu bile bilmiyorum. Bedri Amca İstanbul’da oturuyor, çocukları yok. Bunu biliyorum. Sadece İstanbul’da olduğunu biliyorum.
Ama babam düşünceli ve durgun. Birkaç gün sonra Bingöl Devlet Hastanesi’ne gitti, üzerinden çok geçmeden Temmuz ayının ortalarında cenazesi geldi. Hangar Kitap yayınları arasından çıkan Okuma Hikâyelerinin 2. baskısı 384 sayfa olarak yayımlanmış.

Sayfayı Paylaş