ÖĞRETMEN ÖĞRENCİSİNE NASIL DAVRANMALI?

*    Öğretmenler, öğrencilerine karşı hoşgörülü ve güler yüzlü olmalı
*    Çocuğun başarılı olabileceği ortamlar hazırlamalı
*    Hatalar karşısında affedici olmalı
*    Hatalarını kendilerinin bulmalarına yardımcı olmalı
*    Onlara isimleriyle hitap etmeli
*    Çocukların ilgi ve yeteneklerini dikkate almalı
*    Çocuklara yapabilecekleri görevler vermeli
*    Gençlerdeki kimlik krizinin çözülmesine yardımcı olmalı
* Grup dışı kalmış, terk edilmiş çocuklara özellikle dikkat edilmelidir.
Bunlar grup faaliyetlerine, sınıf içi aktivitelere yönlendirilmelidir. Gençlerin problemlerini çözmede okul yönetimi, danışman rehber öğretmen, veli ve öğretmen kendi aralarında iyi bir iletişim kurarak işbirliğine gitmelidir. Genç; çevresinden iyi ilişki, arkadaşlık, dostluk, yakınlık ve sevgi bekler. Gençlere sevgi ile yaklaşılmalı, konuşularak dinlenilmelidir. İnsanî ilişkilerde ortak bir dilimiz olmalıdır. Sorumluluk, hoşgörü, doğruluk, dürüstlük, adalet, disiplin, cesaret, sevgi ve saygı esas olmalıdır.
Gerçek zenginlik; insanlara güler yüz göstermek, onların sevgisini ve saygısını kazanmak, sıkıntı ve problemler karşısında sabırlı olmak, güzel olanları takdir etmek, başkalarındaki en iyiyi bulabilmek, iyi bir insan olarak hatırlanmaktır diyebiliriz. Çocuklarımızla aynı yöne bakabiliyor, onların ellerinden tutabiliyor, onları dinleyip, anlayabiliyorsak aşılamayacak hiçbir güçlük yoktur. Öğretmen girdiği ilk sınıfta kalıcı izler bırakmak istiyorsa; samimi olduğunu gösterecek cana yakın davranışlar sergilesin. İyi bir rehber olduğunu hissettirsin. Dersi zorlaştırmayıp kolaylaştırsın. Öğrenciler okuldan zevk alsınlar. Neşelensinler, gülsünler, birbirlerini kırıp incitmeden birbirleriyle şakalaşsınlar.
Öğretmen öğrencilerine cesaret ve güven versin. Onlara başarı hikâyeleri anlatsın. Öğretmen iyi bir gözlemci ise, bu onun iyi yolda olduğunu gösterir. Öğrenciler özgür bir ortamda yetişmelidir. Bırakın rahatlıkla kendilerini ifade etsinler. Ne derler; “Gözler yalan söylemez.” Öğrencilerinizin gözleri sizin nasıl bir öğretmen olduğunuzu anlatır. Sevilen öğretmenin dersinin nasıl geçtiği bilinmez. Eğer öğretmen sevilmiyorsa dersler sıkıcı olur, öğrenci bir an önce sınıftan çıkmak ister, zil çalsa diye zili bekler. Sıkıcı olan öğretmenin dersi bitmez. Öğretmen öğrenciyi sıkmadan dersini işlemelidir. Hangi dersler sevilmiyorsa bilin ki o öğretmen sevilmeyen öğretmendir.
Öğrenciyi başarılı yapan da başarısız yapan da öğretmenin tutum ve davranışlarıdır. Öğretmen okuma sevgisi verdiği gibi okumadan nefret de ettirir. Öğrenci öğretmenini sevmeli ki koşa koşa okuluna gitsin. Okulu çekilmez bir hale getirmeyelim. Yüreğimiz bir sevgi pınarı gibi çağlayarak aksın ki, ülkemiz insanlarını, değerlerini ve ülkesini seven insanlarla dolup taşsın. Sınıfını bir bahar havasına çevirmek isteyen öğretmenin hem kalbi hem de gözleri gülmeli ki ülke gül bahçesine dönüşsün.
Zaman zaman öğrencilerinize sorun bakalım. Kendilerini sıkan davranışlarınız nelerdir? Sebeplerini mutlaka öğrenin ona göre de çaresine bakın. Genellikle öğrenciler şu sebeplerden dolayı dersten sıkılır: Ya bilgi verme yönteminiz iyi değil, ya da öğrencinin seviyesine uygun bilgiler vermiyorsunuz. Şayet böyle bir durum varsa öğretmenin yapacağı ilk iş dersi eğlenceli, zevkli bir hale dönüştürmektir. Bunun için de ders anlatırken şaka, mizah, espri, hikâye, şiir vb. etkinliklerle dersi sevimli hale, okulla öğrenciyle ilgili fıkralar, şakalar anlatarak dersi zevkli hale getirmeliyiz. Sınıfı neşelendirecek bir fıkraya ne dersiniz?
Türkçe öğretmeni: “Su’ kelimesini dilbilgisi yönünden inceleyelim.” Resim öğretmeni: “Suyun resmini çizelim.” Müzik öğretmeni: “Flütlerinizi koruyun, ıslanırsa iyi ses çıkmaz.” Fen Bilgisi öğretmeni: “Suyun biyolojik yapısını inceleyelim.” Sosyal Bilgiler öğretmeni: “Tarihte kaç su baskını olmuştur? Kim söyleyecek?” Beden Eğitimi öğretmeni: “Haydi çocuklar, yüzme dersine…” İngilizce öğretmeni: “Water (su) geliyor, everybody (herkes) kaçsın.” diye işler dersini.
Dersi sıkıcılıktan kurtarmanın yollarından birisi de öğrenci görüşlerine sık sık başvurmaktan geçer. Anket türü yapacağınız çalışmalar size yön verecek, size yol gösterecektir. Öğrencilerin tespit ettiği konulara gereken önemi verdiğiniz zaman, inanın işiniz çok kolaylaşacaktır. Öğretmen kendini iyi bir öğrenci olarak görür ve ona göre de davranırsa çok fazla sorunla karşılaşacağını sanmıyorum. Öğretmen hayata hep olumlu bakmalıdır.
Olumlu bakan insan, olumlu düşünür, olumlu düşünen de mutlu olur. Ne derler: “İyi bakan iyi görür.” İyi görenler çevresinden iyilik, güzellik masajları alarak, sıkıntılarını unutur, stresten kurtulur ve huzurlu olur. İyi ve güzel düşünmek beden ve ruh sağlığımız için de gereklidir. Olumsuz düşünen insanların enerjilerini tükettiklerini, çabuk hasta olduklarını, verimliliği düşürdüğünü, huzursuzluğa sebep olduğunu konunun uzmanları haber veriyor.
Edgar Guest, “İsteyen başarır. Başaranlar senden çok üstün insanlar değil. Yüreklilik insanın ruhundan gelmeli. Büyük insanların başlangıçtaki durumlarından bir farkının olmadığını anla. Gücünü topla ve ben de yapabilirim de.” der. Öğrenmeyi kolaylaştıran teknikleri bilirsek başarıya ulaşmamız daha kolay olur. Aktif dinleme, yeterli araç-gereç kullanma, not alma, yerinde soru sorma öğrenmeyi kolaylaştırır. Soru sorma öğrenmenin en güzel yollarından biridir. Bilemediğinizde, bulamadığımızda, kafanız karışınca, meraklandığınızda ve ihtiyacınız olunca hiç durmayın, hemen soru sorun.
Öğrenme ortamını oluşturmak için neler yapmalıyız? Öncelikle amacın iyi tespit edilmesi, öğrenmeye ilgi uyandırmak, öğrencinin istek ve görüşünü almak, araç ve gereçleri yerinde kullanmak, sınıfı birlikte yönetmek, iyi bir rehber olmak ve mutlaka değerlendirmenin yapılması gerekir. Öğrencilere fikir üretmeyi öğretme yolları için; onlara değişik yönden sorular sormak, başka türlü yapmanın yollarını araştırtmak, oyunlu kelimeler kullanmak ve başkalarının görüşünü dinlemeyi öğretmek gerekir.
Öğrencinin direniş gücünü artırma yollarını sağlamak için de maneviyat gücünü artırmak, onları dinlemeyi bilmek, korku ve tedirginliklerine yardımcı olmak, kendilerine güvenlerini artırmak, iyi arkadaş seçebilmelerine yardımcı olmak gerekir.
Öğrencilerin öğretmenlerle ilgili şikâyetlerine baktığımızda genelde şu sözleri duymaktayız: Öğretmenimiz bizi sevmiyor, anlamıyor, dinlemiyor, bizimle ilgilenmiyor, hiç gülmüyor, rahat konuşamıyoruz. Her gün aynı elbiseyi giyiyor, kız-erkek ayırımı yapıyor, derse hazırlıksız giriyor, zor sorular soruyor, çok ödev veriyor…
Yine öğrenciler öğretmenlerin sevilmeyen davranışlarını şöyle sıralıyorlar: Öğrencilere değer vermemesi, çok sıkıcı bir insan olması, problemleri görmezlikten gelmesi, dersi zorlaştırması, konuşmalarının öğrenciyi incitip yaralaması, tutarlı ve güvenli olmaması, öğrencilerine hakaret etmesi, sabırsız olması, hemen ceza vermesi, hoşgörülü olmaması, kendini övmesi, herkesi eleştirmesi, öğrencilerle iletişiminin iyi olmaması, idealist olmamasıdır.
Problemli öğrencilerle özel iletişim kurmak öğretmenin en önemli görevlerinden biridir. Aslına bakacak olursak problemli çocuk yoktur. Problemi çözülemeyen öğrenci veya problemi çözemeyen öğretmen vardır, diyebiliriz. Problemli öğrenciler dediğimiz öğrenciler kimlerdir? Gelin bunlara bir bakalım: Ailevi yönden sorun yaşayanlar en başta gelmektedir. Baş problem de bu zaten. Ailede şiddet, kavga, baskı vb. yaşanıyorsa, öğrenci başarısızsa, korkuları varsa, inatçı, sıkılgan ve yalancı ise bu öğrencilerle özel olarak ilgilenmemiz gerekmektedir.
Öğrencilere yararlı olabilmek için; konuyla ilgili bilgi sahibi olmak, ailelerle yakın bir iş birliğine girmek, öğrenciyi tanıyarak izlemek, yeterince dinlemek, karşımıza alarak sevgi ve dostluk mesajları vermek gerekir. Öğrenci sizden korkup kaçmamalı, neden mutlaka anlatılmalıdır. Yapılan olumsuz davranışlar hissettirilmelidir. Öğrenciye güven vermeli, cesaretlendirilmeli, teşvik edip desteklenmelidir. Öğretmen öğrencisini sözlerinden daha çok davranışlarıyla etkilemelidir. Mutlaka ilgi gösterilmelidir. Problemlerin çoğu gerek ailelerin gerekse de öğretmenlerin ilgisizliği ve iletişimsizliği problemleri işin içinden çıkılmaz hale getirmekte ve problemlerin çözülmesi zorlaşmaktadır.
Problemi gerçekten çözmek istiyorsak; öğrenciyi iyi dinlemeli, doğru bilgi vermeli, utandırmamalı, kişiliklerini kabul etmeli, övgü takdir ve onay beklediği unutulmamalı, baskılardan uzaklaşmalı, samimi ve dost olduğunuz hissettirilmeli, sevgimizi yüzlerine karşı söylemeliyiz.
Öğrenciyi kurtarmak, hem aileyi hem de geleceği kurtarmak demektir. Sevgi dilini iyi kullanan insanlar problemleri kolayca çözerler. Atasözünde; “Sözler kalpten çıkarsa kalbe ulaşır, ağızdan çıkarsa kulaktan öteye gidemez.” denilmektedir. Söz nereden çıkarsa oraya ulaşır. Sevgi dolu bir kalp, kalplere etki ederek dostluk kapılarının açılmasına sebep olur.
İyi bir öğretmen, öğrencilerini ciddiye alır, problemleriyle ilgilenir, olgundur, samimidir, adildir, sabırlı ve iyi bir örnektir. İdeal öğretmen, mesleğine saygılı, kendini eğitime adamış, çevresiyle iyi ilişkiler kurmuş, önyargısız, paylaşımcı, yönlendiren, önder olmalıdır. Tercih edilen öğretmen, ahlâklı, fedakâr, kişilikli, güzel ve etkili konuşan, iletişimi iyi olandır. Etkili konuşmak çok önemlidir. Etkili bir konuşmaya sahip olmak için; öncelikle konuya çok iyi hazırlanmak, yeri ve zamanı iyi belirleme, vücut dilini iyi kullanma, kılık kıyafete gereken özeni gösterme, güler yüzlü ve sempatik olma, vücut dilini ve sesi iyi kullanma, konuya ilgi çekme, konuya ilginç giriş yapma, seviyeye göre konuşma, konunun açık ve sade dille olması, konuşmanın bir bütünlük arz etmesi, konuşurken kolaydan zora gitme, vurgu yapma, abartıdan kaçınma, ilgiyi canlı tutma ve konuşmayı ilginç cümle ile bitirme.
Kendimizi dinletmek için dinleyiciye sempatik olmamız gerekir. Kendimizi sevdirmeliyiz ki, iletişimimizde problem olmasın. Sevgi sihirli bir duygudur, karşılıksız kalmaz, sevgi ile attığımız bir adım inanılmayacak başarılar getirir. Kalbimizden çıkan içten duygular, güzel bir duadır. Bu konuyla ilgili şu güzel sözlere gelin hep birlikte kulak verelim:
“Ben dua edip Allah’tan kuvvet istedim, o bana zorluklar verdi. Ben ondan ibret ve hikmet istedim, o bana problem ve hastalık verdi. Ben ondan zenginlik istedim, o bana sağlık ve akıl verdi. Ben ondan sevgi istedim, o bana problemli öğrenciler verdi. Ben ondan cesaret istedim, o bana tehlikeler verdi. Ben ondan başarı istedim, o bana zaman verdi. Ben ondan hayır ve sevap istedim, o bana öğretmenlik verdi.”

Sayfayı Paylaş