ÖĞRETMEN VE EĞİTİM

Öğretmen öncelikle öğrencisini; yaratılmışların en şereflisi olarak görüp onu muhatap alarak ona değer vermelidir. Öğrencisini bilmeyen, anlamayan, sevgi ve saygıdan yoksun biri olarak görmemelidir. Öğrenci dışlanmamalı, korkutulmamalı, ondan fikrini açıkça ve korkusuzca söyleyen, düşünce üretebilen bir yapıya sahip olması istenmelidir.
Öğrenciyi yapıcı, araştırmacı, üretici bir duruma getirmek için ona rehberlik edilmelidir. Onların üzülme, gülme, sorma, sorgulama gibi davranışları olacağı gözardı edilmemelidir. Kendisi baskı altında yetişen bir öğretmenin öğrencilerini de baskı altında tutması sonucu yetiştirilen öğrencilerin ülkenin değişik kademelerine geldiklerinde emrindekilere baskı yapacağı düşünülür.
Eğitim sevgi işidir. Korkutarak, zorla, baskıyla eğitim yapmanın kalıcı olmayacağı bilinmektedir. Toplumumuzda düşünen, sorgulayan insanların dışlanmasının arka planında baskıcı eğitim anlayışı yatmaktadır. Bu insanlarımızı sadece itaat eden, boyun eğen, hakkını arayıp soramayan, sorgulamayan, seçmeyip seçilemeyen vatandaş haline getirmektir. Düşünmesine izin verilmeyen insanların kültür ve medeniyet üretebilmeleri, fikir adamı, sanatçı ve deha yetiştirebilmeleri mümkün değildir.
O halde ne yapalım? Baskının ahlâkı ve insanın kişiliğini zedeleyeceğini düşünerek, karşımızdakini insan olarak görüp ona insan olarak yaklaşmak gerekir. İnsanın hata da yapabileceği, yaramazlıklarının olabileceği düşünülmelidir. Onlara sevgi ile yaklaşarak, onları dinleyip, dertlerini, sıkıntılarını anlayıp öğrencilerimize ona göre davranmalıyız.
Bütün bunları yaparken öncelikle öğretmen kendisini zihnî yönden değiştirerek işe başlamalıdır. Düşünmekten, bilgi üretip ortaya çıkarmaktan, onu uygulamaktan korkmayan, cesur, ideal sahibi öğrenciler yetiştirelim ki sanatta, kültürde ve medeniyette en yüksek seviyelere ulaşalım. Biz öğretmenler de “Bunlarda bizim de payımız var.” diye mutluluktan bir kuş gibi uçalım. Gözümüz ve gönlümüz huzur dolsun, en güzel günler hepimizin olsun.
Bütün Çocuklar Adına Öğretmenlere Yazılmış Bir Mektup
Bizi çok seven, bilmediklerimizi öğreten, hatalarımızı affeden, şefkatli kollarınızla bizi hep koruyan, büyüdüğümüzde çok güzel özelliklerinizle anılarımızda yaşatacağımız biricik öğretmenim,
Ben haylazım, yaramazım, ama öğrenmeye açığım, bana öğretme yöntemin farklı olmalı, beni sevdiğini, bana değer verdiğini sezmeliyim.
Çok duygusalım, lütfen beni anla, çabuk incinir, kırılırım. Beni anlayışla karşıla. Ben kıpır kıpırım, dikkatsizim, dalgınım. Ben söz dinleyen, çalışkan, başarılı bir çocuğum. Yanlış yaptığımda lütfen beni uyarın. Benden yeteneklerim dışında fazla şeyler beklemeyin, beni ağır yüklerin altına koymayın, çocukluğumu yaşayamıyorum.
Ben içime kapalıyım, pek arkadaşım da yok, çok sıkılıyorum, ne yapacağımı bilemiyorum. Konuşmaktan çekiniyorum. Öğretmenim, beni istemesem de sosyal faaliyetlere sokun, uygun görevler verin, benimle ilgilenin, beni sevin, yanağımı, başımı okşayın.
Ben neşeli biriyim. Düzensizliği sevmem. Hata yapınca pişman oluyorum. Gördüğüm bir yanlışlığı aferin alırım düşüncesiyle şikâyet etmeden duramıyorum.
Öğretmenim! Hepimiz birbirimizden çok farklıyız; kimimiz esprili, kimimiz çalışkan, terbiyeli, kimimiz çok hareketli, dikkatsiz, kimimiz kuralcı, bilgiç, kimimiz taklitçi, kimimiz de maalesef tembel.
İşte öğretmenim, bence en önemlisi tembel olmamız, çünkü tembel olan geleceğin asalağı olabilir. İşte asıl bu asalaklık yaramazdır. Onun bu yapısını değiştirmek için elinizden geleni yapın. Hem kendisine hem de topluma faydasız bir insan olmasın.
Minik bir öğrenci de öğretmenine şöyle sesleniyor. Çocuk kalbimi okuyan, beni çok seven, yüzüme gülümseyen, tatlı diliyle ruhumu okşayan öğretmenime kocaman öpücükler gönderiyorum.
Bizi en güzel şekilde yetiştir, bizi dinle, bizi anla, bizimle ilgilen. Çok ama çok sev. Sevgilerimizle ellerinden öpüyoruz sevgili öğretmenim.

Sayfayı Paylaş