KİŞİLİK OLUŞTURMA VE BİLİNÇ GELİŞTİRME EĞİTİMİ

Toplumda saygın bir fert olarak yer almak ve inancı en güzel şekilde temsil etmek için İslâm ahlakı ile donanımlı olgun bir kişiliğe sahip olmak gerekir. Hayatı yaratılış gayesine uygun bir şekilde yaşamak ve salih amellerle süslemek için de yüksek bir bilinç eğitimi şarttır.
Kendinize sorunuz: “Ben kimim?” “Ben Ahmet’im, … ilçe nüfusuna kayıtlıyım” cevabı belki kimlik tespitine yardımcı olabilir ama kişiliğinizi açıklamaz. İnancınız, düşünceniz, dünya görüşünüz, başkalarından farklı olan görüş ve alışkanlıklarınız sizi daha iyi niteler.
Kur’an-ı Kerim’e göre insan; Allah’ın yeryüzünde yaratmış olduğu halife1, yaratılış itibarı ile mükemmel (ahseni takvim)2 kendisine verilen nimetler itibarı ile çok değerli mükerrem3 bir varlıktır. İnsan, adeta mahlukatın efendisidir zira her şey onun emrine verilmiştir4 ve bazı sorumluluklar yüklenmiştir: Kulluk görevi ve emanet.5
İnsan, temiz bir tabiatla yaratılmıştır: “(Rasûlüm!) Sen yüzünü Hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur.” Burada değişmezliği söz konusu olan Allahu alem dumura uğramamış vicdanın hep iyiyi bulabilme yeteneğidir. Peygamber Efendimiz’in, “Her doğan İslâm fıtratı üzere doğar.”6 hadis-i şerifinde aslında saf ve tabii yaratılışa dikkat çekilmiştir.
Allah, yarattığı insan tabiatının, asliyetini, yaratıldığı hal üzere devam etmesini temin için insanın, Allah’ın boyası (sıbğatallah) ile boyanmalarını7, diğer Kur’anî bir ifadeye göre de takva elbisesi (Libasü’t-takva)8 giymelerini emretmiştir: “Allah’ın verdiği renge uyun; rengi Allah’ınkinden daha iyi olan kim vardır?”9 Katade, sıbğatallah’ın İslâm olduğunu söylemiştir.10 Sıbğatullah ya da Libasü’t-takva müfessirlerin beyanına göre Allah’ın teklif ettiği meşru esaslar, dine uygun hayat tarzı ve davranış biçimi olmaktadır. Dünyada herkesin inancına ve değer yargılarına göre tercih ettiği bir hayat tarzı ve davranış biçimi vardır. Kur’an-ı Kerim’de bu durum şöyle ifade edilir:
“Hepsi (inanan-inanmayan) kendi mizacına (şakile) göre hareket eder. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabb’iniz en iyi bilendir.”11 Müfessirler şâkile ye, mizaç, karakter, niyet gibi anlamlar verirler.12 Şâkile kelimesini Müfessir Elmalılı, hem salt karakter anlamını hem de değer kazanmış maksatlı davranış biçimi anlamını telif ederek şöyle izah ediyor: “Şâkile; tabiat, adet, din, hulk, niyyet, seciyye, cibillet, tarik-i müstakil gibi muhtelif ve yakın anlamlı manalarda tefsir edilmiştir. Yani herkes kendi hal ve mizacına uygun olan yolda hareket eder”13
Bu bilgilerle fıtrat, sıbğa ve şâkile kelimelerinin mükemmel bir insicamına ulaşıyoruz:
a) Fıtrat: Tüm beşeri nitelikleri haiz bir halde yaratılmış olan tabiatın, tevhide ve İslam dinine yöneltilmiş haldeki durumu,14
b) Sıbğa: İnsanın, fıtratındaki temayüllerden birine göre tercih ettiği inanç ve değerler,
c) Şâkile: İnanç ve değerlerle mahiyet kazanmış davranış şekilleri.
Bu göre kişilik eğitimine, fıtratta bulunan değerlerin eğitimi ile insanı olması gereken düzeye yani kişiliği, insan-ı kâmil hale getirmektir, diyebiliriz.
Arif, Kendini Bilen
Arifler, “Kendini bilen Rabb’ini bilir./Men arafe nefseh fe gad arafe Rabbeh.” der.
Kendini bilmek; haddini bilmek, mesuliyetini idrak etmek ve varoluşunun bilincine vararak gereğini yerine getirmektir. İlimden maksat da budur. Yunus Emre de bize bunları söylüyor:
İlim, ilim bilmektir./İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen/ Bu nice okumaktır.
Hacı Bektaş-ı Veli de;
“Her ne ararsan kendinde ara” der.
Her gün hocasına gelerek, bana doğru yolu göster diyen öğrenciye hocası; “Her gün bana geleceğine biraz da kendine gel evladım” demiştir.
Hacı Bayram-ı Veli de şöyle der:
Bayram özünü bildi/ Bileni anda buldu
Bulan ol kendin oldu/ Sen seni bil sen seni
Özenti Bir Aşağılık        Kompleksi Ürünüdür
Kişilik oluşumunu tamamlayamamış, kendisi olamamış, Allah’ın kendisine verdiği kadir kıymeti idrak edememiş kimseler hep birilerine özenerek bir şeyler yapmaya çalışırlar. Örnek almak ile özenmek farklı şeylerdir.
Ne yapacağını bilen uygulamada rahat hareket etmek için örnekten yararlanır. Ne yapacağını bilmeyen ise hayranını aynen taklit eder. Özenti halinde olan kişi, sahip olduğu değerin farkında olmadığı için her şeyden önce kendisine yabancıdır. Bu durum Kur’an’da gaflet olarak nitelendirilir.
Şeyh Galip şöyle der:
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdume-i dide-i ekvan olan ademsin sen
(Kendine iyice bak, sen alemin kaymağısın, sen yaratılmışların gözde şahsı olan bir insansın.)
Kendini bilen, seviyeli bir kişiliğe sahip olan kimse zaten belli bir bilinç düzeyine de erişmiş demektir.
Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda şöyle diyor:
“İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaslanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.”
Buna göre bilinç eğitiminde insan-ı kamil olmuş bir kişinin, “Ben kimim ve niçin yaşıyorum, hayatın anlamı nedir?” sorusunu en doğru şekilde cevaplaması sağlanır. Bilinçli kişinin sorumluluklarını yerine getirme duyarlılığı yüksektir, işin iyisini, doğrusunu ve güzelini yapma gayreti içerisindedir.

 

Dipnot
1.    2/Bakara, 30.
2.    95/Tin, 4.
3.    17/İsra, 70.
4.    Bk. 45/Casiye,13.
5.    33/Ahzab,72.
6.    Müslim, es-Sahih, Kader, 23.
7.    2/Bakara, 138.
8.    7/Araf, 26.
9.    2/Bakara, 138.
10.    Kurtubi, el-Camiu Li Ahkami’il-Kur’an, Daru’l-Mektebi’l-İlmiyye, Beyrut,1988, II/98.
11.    17/İsra, 84
12.    Süleyman Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neş. V, 244.
13.    M. Hamdi Yazır Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Neş. ,V, 3196.
14.    Zemahşeri, el-Keşşaf, Daru’l-Kutubu’l-Arabi, Beyrut 1986, III, 479.

Sayfayı Paylaş