AHMED YESEVÎ’NİN İKİ FARSÇA RİSALESİ VE YESEVİYYE

Hiç şüphesiz Türkler arasında İslâmiyet’in ve tasavvufun yaygınlaşmasında Ahmed Yesevî’nin büyük rolü vardır. Onun, Divan-ı Hikmet ve Fakr-nâme isimli eserleri herkesçe bilinmektedir. Ancak, Yesevî’nin yeni bulunmuş iki Farsça risalesi hakkında bilinenler azdır. Dolayısıyla, biz bu yazımızda Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde akademisyen olan Prof. Dr. Necdet Tosun’un 2016 yılında yayımladığı, “Ahmed Yesevî’nin Yeni Bulunmuş İki Farsça Risalesi”nden bahsedeceğiz. Unesco 2016 Hoca Ahmed Yesevî Yılı anısına yayımlanan eser, “Yesevî’nin Fakr-nâme’si ve İki Farsça Risalesi” adı altında Kasım 2016’da basıldı. Aşağıda, Necdet Tosun’un yazdığı “Yeseviyye” maddesinden de yararlanarak hazırladığımız değerlendirme yazısını bulacaksınız.
Ahmed Yesevî’ye atfedilen iki Farsça risale şu adları taşır:
1. Risâle der Âdâb-ı Tarikat: Taşkent’te üç yazma nüshası bulunan bu küçük Farsça eser, tarikat âdâbı ve makamları, mürid-mürşid ilişkileri, dervişlik, Allah’ı tanımak ve ilâhî aşk gibi konular hakkındadır. S. Mollakanagatulı tarafından Kazak Türkçesi’ne tercüme edilerek yayınlanmıştır (Almatı 2012). Bu neşrin sonunda Farsça yazmaların tıpkı basımı da bulunmaktadır.
2. Risâle der Makâmât-ı Erba‘în: Ahmed Yesevî’ye nisbet edilen Farsça, yazma ve küçük bir eser olup şeriat, tarikat, marifet ve hakikatten her biri hakkında onar makam olmak üzere toplam kırk makam ve kaideyi ihtiva etmektedir. Şimdilik bilinen tek nüshası Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde, Zeytinoğlu İlçe Halk Kütüphanesindedir (nr. 1056, vr. 112a-113a).” Bu risaleler gerçekten Ahmed Yesevî’ye mi aittir, yoksa onun müridleri tarafından mı oluşturulmuştur? Bu konuda kesin bir cevap verebilmek mümkün değildir. Ancak, bu risalelerin Yesevî’nin fikir dünyasını verdiğini söylemek doğrudur. Kısacası, Necdet Tosun’a göre bu iki risalenin muhtevasıyla Ahmed Yesevî’nin diğer eserleri karşılaştırıldığında, aralarında büyük benzerlik olduğu görülür. Bu yüzden de risalelerin Yesevî’ye ait olması kuvvetle muhtemeldir.
Bilindiği gibi, Ahmed Yesevî’nin takipçilerinin mensup olduğu tarikata “Yeseviyye” adı verilir: “Bu yolun takipçilerinin mensup olduğu tarikata Yeseviyye denildiği gibi Ahmed Yesevî’nin ‘Sultan’ lakabına nisbetle Sultâniyye, cehrî zikir yapmaları sebebiyle Cehriyye ve mensuplarından çoğunun Türk olması sebebiyle Silsile-i Meşâyih-i Türk de denilmiştir.” Risâle-i Âdâb-ı Tarikat isimli risale, tamamen bu tarikat hakkındadır. Risalenin birinci bâbında, tarikatın hükümleri hakkında şu bilgiler verilir: “Ey Derviş! Bilesin ki tarikatın ahkâmı (hükümleri) altı kısımdır. Birincisi marifet (Allah’ı tanımak), ikincisi cömertlik, üçüncüsü sıdk (doğruluk), dördüncüsü yakîn (sağlam inanç), beşincisi tevekkül, altıncısı tefekkürdür.” Risâle der Makâmât-ı Erbaîn ise kırk kaideden bahseden küçük bir kitaptır ve Yeseviyye Tarikatı hakkındaki kaideleri bu eserde bulmak mümkündür. Örneğin bu tarikata giren bir müridin, intisap merasiminin şöyle olduğunu bilmekteyiz: “Yesevî şeyhlerinden Hoca İshak’ın XIV. yüzyılın ortalarında kaleme aldığı Hadîkatü’l-ârifîn’de (vr. 91b) anlattığına göre intisap merasimi şöyle yapılırdı: Şeyh, mürid olmak niyetiyle gelen kişinin elini tutar, tevbe etmesini ve Allah’a yönelmesini tavsiye ederek tevbe virdini (Estağfirullahe’llezî lâ ilâhe illâ hû el-hayye’l-kayyûm ve es’elühü’t-tevbe) üç defa tekrarladıktan sonra eline bir makas alır ve “Yâ eyyühe’l-lezîne âmenû tûbû ila’l-lahi tevbete’n-nasûhan.” âyetini okur. Ardından müridin saçından önce sağ, sonra sol, sonra da orta taraftan ikişer üçer adet kıl keser ve müride nâfile namaz kılmayı, sürekli zikretmeyi, şeyhinden izinsiz iş yapmamayı tavsiye eder.” Burada anlatılan intisap merasimini, Risâle der Makâmât-ı Erbaîn isimli risalede de bulmak mümkündür. Şeriat makamlarını anlattıktan sonra, tarikatın makamlarına geçen risale, ikinci makam olarak bu husustan, yani müridin saçının kesilmesi gerektiğinden bahseder: “2. Makam: (Saça) makas vurmak (mürid olmak) ve beşeriyet saçını kesmektir. Önce makas vurmak (saçı kesmek) ve tevbe etmek gerekir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: ‘Saçlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak korkmadan (Mescid-i Haram’a gireceksiniz). Allah sizin bilmediğinizi bilir.’ Yeseviyye Tarikatı’na göre kişinin mürid olması, yani bir şeyhinin olması çok önemli ve kıymetlidir. Bu durum, Risâle der Makâmât-ı Erbaîn’de de ele alınmıştır. Eserde, tarikat makamlarının üçüncüsü şöyledir: “3. Makam: Mürid olmaktır. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: “Şeyhi olmayan kişinin şeyhi şeytandır.” Ancak, risalede hadis olarak gösterilen bu söz, esasında bir hadis değildir. Necdet Tosun’un bu söz için verdiği dipnotta belirttiğine göre, aslında hadis kaynaklarında böyle bir hadis yoktur. Bu söz Bâyezîd-i Bistâmî’ye nisbet edilir.
Risalelerden, Yeseviyye Tarikatı’nda zikrin ne kadar önemli olduğuna dair bilgi almak da mümkündür. Risale der Âdâb-ı Tarikat’ta şöyle denir: “Dervişin dili daimâ zikirde olur. Zikir, dil iledir. Seven, sadece sevgilisinin makamını (bulunduğu yeri) ister.” Yeseviyye Tarikatı hakkında yapılan araştırmalarda, bu tarikatın özel bir zikrinin olduğu da belirtilir: “Yesevîlik’te toplu ve sesli olarak icra edilen zikre ‘zikr-i erre’ adı verilir. Zikr-i erre Farsça’da ‘testere zikri’ demektir. Zikrin ilerleyen aşamalarında kelimeler kaybolup sadece boğazdan testere sesini andıran bir hırıltı çıktığı için zikre bu ad verilmiştir. XVI. yüzyılda Semerkant civarında yaşayan Ahmed Kâsânî’ye göre Hoca Ahmed Yesevî önceleri hafî (sessiz) zikir yapardı. Ancak Türkistan bölgesine gidince o bölge insanlarını bu zikirle yola getiremeyeceğini anlamış ve zikr-i erre adındaki sesli ve tesirli zikri başlatmıştır.” Risâle der Âdâb-ı Tarikat’ta dervişin nasıl olması gerektiğine dair uzun uzun açıklamalar yapılmıştır. Bâb bâb anlatılan bu açıklamalarda ilgi çeken bâblardan biri de “Dervişliğin Açıklanması Bâbı”dır. Hoca Ahmed Yesevî’nin bu konuda ne buyurduğu dile getirilir: “Dervişliğin hakikati şudur, dervişin gönlü daima zikirde, itikadı gönülde, gönül sevinci mescid içinde namaz kılmakta ve zâhid (muttakî) olmaktadır. Sürekli Kur’an okur ve gündüz oruçlu olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) (Cenâb-ı Hak’tan rivayetle bir kudsî hadiste) şöyle der: ‘Oruç benim içindir ve onun sevabını ben vereceğim.” Orucun ne kadar önemli olduğunu anlatan bu bâbdan sonra, Yeseviyye Tarikatı’nda, orucun yerine baktığımızda ise halvete girmeden önce muhakkak oruç tutulduğunu görürüz: “Yesevîlik’te tasavvufî eğitimin önemli unsurlarından biri de halvettir. Hazînî’nin Cevâhirü’l-ebrâr’da verdiği bilgiye göre diğer tarikatlardaki uygulamalardan farklı olarak Yeseviyye’de halvet gruplar halinde yapılır. Halvete girecek müridler mürşidin muvafakatiyle bir gün önceden oruç tutmaya başlar, halvetten bir gün önce sabah namazından sonra zikir ve tekbirlerini çoğaltırlar.” Görüldüğü gibi, Yeseviyye’de bir eğitim unsuru olan halvette de oruç söz konusu olur.
Yukarıda kısa örneklerle anlatmaya ve değerlendirmeye çalıştığımız bu iki risale, Ahmed Yesevî’nin fikir dünyasını günümüze aktarmada çok önemli bir yere sahiptir. Bu Farsça eserler, Türkçeye çevrilmiş ve günümüz okuyucularının hizmetine sunulmuştur. Tarikat adabını ve Yeseviyye ile ilintili kırk makam ve kaideyi öğrenmek isteyenler, bu iki küçük risaleye başvurabilirler. Umarız bu risalelerle, İslâmiyet’in Türkler arasında hızlı bir şekilde yayılmasını sağlayan Ahmed Yesevî, özellikle günümüz gençleri tarafından daha yakından tanınmış olur.

 

Kaynakça
Okt. Dr. Derya KILIÇKAYA
Eraslan Kemal , Tosun Necdet (2016) Yesevî’ninFakr-nâme’si ve İki Farsça Risalesi, Ahmet Yesevî Üniversitesi Yay., Ankara.
Tosun, Necdet (2013) “Yeseviyye”, Diyanet İslâm Ansiklopedisi, Cilt 43, s.487-490.

Sayfayı Paylaş