GENÇLER; NELERİ, NİÇİN OKUMALI?

GENÇLER; NELERİ, NİÇİN OKUMALI?

Rabb’imizin gönderdiği hayat reçetemiz olan mübarek Kur’an-ı, en şerefli ve en güzel şekilde yarattığı insanı, eşsiz kâinat kitabı olan yeryüzü ve gökyüzündeki sayısız nimetleri, aklıselim, kalbi selim ve zevki selim ile okumalıyız.
Gerçeklerden uzak papağan gibi ezberlediğimiz bilgileri akıl nimetiyle sorgulayarak dar kalıplardan kurtulup, beyinlerimize işlenen basmakalıp sözleri zihinlerimizden söküp atıp, geniş açıdan bakmamızı engelleyen at gözlüklerinden kurtulup, gerçekleri ön yargısız bir şekilde araştırıp, doğru bilgilere ulaşıp, öğrenilenleri karşılaştırıp, hak ve batıl olanı ayırıp, aklımızı kiraya vermeden doğru düşünüp, öğrenilenleri anlayıp ve öğrendiklerimizi hayatımıza uygulayarak okumalıyız.
Genç ve kitap… Âciz görüşümüze göre birbirine çok yakışan iki kelime. Gençliğine değer vermeyen, onları günün şartlarına göre yetiştirmeyen toplumların geleceği karanlıktır. İlim, irfan ve ahlâkla beslenmeyen gençlikten hayır gelmez. Millî ve manevî değerlerden yoksun yetiştirilen gençlik toplumun başına bela olur.
Gençlere ruhsal dünyalarına uygun bir şekilde yaklaşıldığında, onların “Görenin gönlünü aydınlatacak, kabuğunu yarıp fışkırmış pırıl pırıl başak tarlaları”na dönüşeceği muhakkaktır. Yanlış bir yaklaşım, henüz baharında solup, cemre gibi toprağa düşen çiçeklere benzer.
Bir eğitimci yazar olarak; imzaya gittiğim kitap fuarlarında, kitaplara dolayısıyla okumaya hevesli bir gençliği görmenin mutluluğunu yaşıyorum. Anaokulundan üniversiteye kadar, değişik yaş grubundan okuma aşkını yüreğine işlemiş gençlik ordusunun fuarlara akın etmesi beni umutlandırıyor.
Bu arada önemli bir problem, gençlerin kimleri ve hangi kitapları okuyacağıdır. Yanlış tercihler ruh ve gönül dünyalarını alt üst edeceğini unutmamak gerekir. Yayın adı altında sunulan ahlâktan yoksun yazar(!) ve kitapların, faydadan çok zarar vereceği gerçeğidir.
Ömrünü kitap yazmakla geçiren edebiyatın dev çınarlarının önünde iki elin parmak sayısı okuyucu olmasına rağmen, daha edep ve edebiyattan habersiz, gençlerin nefsine hitap eden, zihinlerini bozacak yayınları satan standların, yazar adı verilen yazarlıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan manken, artist bozuntusu kişilerin önlerinde onlarca insanın olması da acı bir gerçeğimiz.
Bir yazar kardeşimiz bu ibretli gerçeği şöyle dile getiriyor.
“Türk edebiyatının zirvesi !!! Kimi uyuşturucu satar, yakalanır ve ceza evinde kitap yazar zirveye oturur. Kimi terör örgütlerini ve Ermenileri över Nobel ödülü alır… Kimi ensest ilişkileri özendiren kitaplar yazar en çok satanlar arasında olur… Hep merak etmişimdir, millî ve manevî duyguları aşağılayan, ülkesini kötü gösteren kişilere neden bu kadar çok değer verilir?
Bu iş arı ve arıcı gibidir. Arıcı kovandan bal almak için önce duman ile arıları uyuşturur. Uyuşan arılar artık yıllarca biriktirdiği balı arıcının almasına ses çıkartmaz. Arıcı da istediği yapar.
İnsanların beyinleri bu zehirli kalemler ile önceden uyuşturuluyor. Sonrasında sokaklarda uyuşturucu satanlar, ensest ilişki yaşayanlar normal karşılanıyor. Ermeni ve Yahudi sevicilerinden geçilmiyor sokaklar.
Lütfen, yalvarırım ne okuduğunuza dikkat edin. Özellikle de çocuklarınızın algı dünyalarını bozan, ülkesine ve manevî değerlerine saldıran yayınların körpe beyinlerini kirletmesine izin vermeyin. Ülkemin okuma kalitesi bu kadar düşmemeli !..” (S. Çetinkaya)
İçi boş, sadece gencin nefsine kitap eden kitaplar ve yazarlar! Bugün var ama yarın yoktur. Aynen sabun köpüğü, balon gibi bir süre sonra uçup giderler. Kalıcı olan gerçek değerlerdir. Ama olan geleceğimiz olan gençlere oluyor. Toplumda herkes üzerine düşenleri yapmalı. Yapılmadığı takdirde bunun hesabını sorumlular çok zor verirler. Bu konuda, yayıncı, yazar, anne-baba, eğitimciler ve tabii ki etkili ve yetkili makamlarda olanlar hiç vakit geçirmeden gereken tedbirleri almak zorundalar.
Kıssadan Hisse…
Ulu bir çınar ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki, çınar ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse çınar ağacıyla aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş çınara:
“Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?”
“40 yılda.” demiş çınar.
“40 yılda mı?”
“Seninle aynı boya geldim bak!”
“Doğru.” demiş ağaç.
Sonbahar mevsimi gelince kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle çınara;
“Neler oluyor bana ağaç?”
“Ölüyorsun.” demiş çınar…
“Peki, niçin?” diye sormuş kabak.
“Benim kırk yılda geldiğim yere, sen iki ayda gelmeye çalıştığın için.”
Emek harcamadan kazanılan başarı daim olmaz.
Kolay kazanılan kolay kaybedilir…
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) etrafındaki genç insanları çok iyi anladı. Kutlu Nebi’nin etrafında pervaneler gibi dönen bir gençlik vardı. Rasûlullah, güzide genç bir kadroya sahipti. Komutan tayin etmek istediğinde, eğitimci aradığında, malî temsilcilere görev vermek istediğinde sorumluluk taşıyacak genç omuzlar bulabiliyordu. Mus’ab b Umeyr, Muaz b Cebel, Usame b Zeyd, Abdullah b Abbas, Abdullah b Ömer, Hazreti Hasan-Hüseyin (Allah onlardan razı olsun) hep İslâm’ın omuzlarında yükseldiği genç mü’minlerden sadece bir kaçıydı.
Onlar en mükemmel kitabı okudular, anladılar ve hayatlarına uyguladılar. Rabb’im bizlere de nasip etsin. Ne mutlu hakikati okuyan ve okutanlara. Hepsine selam olsun…

Sayfayı Paylaş