SOMUNCU BABA HAZRETLERİ

somuncubaba-200-03somuncubaba

Ssekiz asır boyunca Anadolu yeni yeni İslâmlaşmasını tamamlamaktadır. Bunun içinde Bizans’a komşu olan uçlardaki köy ve kasabalardaki hayat çok önemlidir. Uçlar yalnızca göçebe ve yarım göçebe Türkmen aşiretlerinden oluşan sahalar değildir. Bu alanda çok sayıda köy ve kasaba bulunmaktadır. Türk sahasında Müslüman Türk köylerinin yanı sıra Hıristiyan köyler de bulunmaktadır. Bizans sınırı içerisinde de İslâm ahalisi yaşamaktadır. Uçlardaki arazi ise tımarlara ayrılmıştır. Tımarlar Gazi veya Alp unvanını taşıyan askerlere mahsustur. Zaman içerisinde Gazilik ve Alp’lik birleşerek Alp-Erenler, Alp Gaziler olarak anılmaya başlamıştır. Uçlardaki mücadele de dinî bir mahiyet kazandığı için mukaddes cihat anlayışı ortaya çıkmış, mücahid derviş anlayışı içerisinde mücadeleler yapılmıştır.1 Uçlardaki etkin askerî unsur kendisini gazaya adamış Alp-Erenlerden oluşuyordu. Dervişler ise manevî hayata hâkimdiler ve manevî hayatı temsil ediyorlardı.2 İşte bu derviş ve gazilere tekkeler, zaviyeler yapılmış bu insanlarla birlikte önemli başarılar elde edilmiştir.

Bu dönemde fetih için Türkistan’dan, Maveraünnehir’den, Horasan’dan manevîyat erenleri dediğimiz; Yesevîler, Mevlevîler, Ahîler, Babaîler ve Alp-Erenler Anadolu’ya gelmektedirler. Bunlar Anadolu’nun maddî fethinden önce manevî fethini yapmaktadırlar. İşte Anadolu’ya gelen bu fetih ailelerinden biride Somuncu Baba Hazretlerinin ailesidir. O dönemde Horasan’da ve Anadolu’da yaygın olan Ebheriye tarikatına bağlı bu aile manevî fetih için geldikleri Anadolu’nun uç şehirlerinden biri olan Kayseri’ye yerleşmiştir.3

Somuncu Baba Hazretleri Kayseri’nin Akçakaya Köyü’nde dünyaya gelmiştir.4 M. 1331 (H. 730)’de dünyayı teşrif etmişlerdir. Babasının adı Şeyh Şemseddin Musa El Kayserî’dir.

Somuncu Baba Hazretleri ilk tahsilini ve tarikat neşvesini babası Şemseddin Musa’dan almıştır. Bu şekilde Ebheriye tarikatına intisab ederek onun terbiyesinde önemli makamlara erişmiştir. Zahir tahsilini Kayseri uleması yanında sürdüren Şeyh Hamid-i Velî kendi devrinde meşhur olan müderrislerden okuyarak zahir ilimlerini tamamladı.5

Somuncu Baba Hazretleri şarkın en işlek köprüsü özelliğinde olan Şam’a gidip gelen âlim ve fazıllardan o zamanın en büyük makamında kimin olduğunu sorup araştırıyordu. Nitekim Şeyh Hamid’e Erdebil’deki şeyhini haber verdiler. Bunun üzerine artık Şam’da bir saat bile durması mümkün değildi. Hemen yola çıktı. Erdebil şeyhi de yeni gelen müridi Hamid’in kabiliyetini anladı. Derhal terbiyesi altına aldı.6Menakıb-ı Akşemseddin ve Şakayık-ı Numaniye onun zahiren Erdebil’de Hace Alaaddin Ali’ye intisap ettiğini ama aslında Sultanü’l-arifin Bayezid-i Bistami’nin ruhaniyetinden terbiye aldığını ve Hızır’la sohbetlerinin olduğunu yazarlar.7

Somuncu Baba Hazretleri, Hace Alaaddin Erdebili’den irşad vazifesini aldıktan sonra Anadolu’ya döndü. Bir müddet Kayseri’de insanları irşat vazifesi ile meşgul oldu. Bu sırada Ankara’dan müderris Bayram’ı (Hacı Bayram-ı Veli) getirterek özel olarak ilgilendi. Hocasını vefatından evvel ziyaret maksadıyla bir kez daha Erdebil’e giden Hamid-i Veli bu kez dönüşünde kendisine Bursa’yı seçti. Ancak bir irşat edici mutasavvıf olarak değil fırıncılık yapan bir gönül adamı idi.

Somuncu Baba Hazretlerinin Bursa’daki ilk yılları Halvetiye tarikatı adabına ve melametiyye meşrebine uygun düşmektedir. Zira ekmekçilik yaparak yaşamayı uygun görmüştür. Nitekim gizlenmek ve görünmemek için merkebi ile dağdan kuru odun getirir, geceleri hamur yoğurup, kendi fırınında pişirdiği ekmekleri halka satardı. Melâmet, Hakk’a yakınlığı belli bir hal ve kıyafetle teşhir etmeyi düşünmeyen, herkesle beraber ve herkes gibi işi gücü peşinde olan ubudiyyet vazifesini sessiz sedasız yerine getirmekle meşgul olan, görünürde halk ile gönülde ise Hakk’la beraber olabilmektir. Bu meşrepte, ne ticarî alışveriş ne de dünyevî herhangi bir iş kendilerini Allah’ı zikretmekten alıkoymaz. Bu ise aynı zamanda sahabe mesleğidir, ehlullahın özelliğidir.8

Somuncu Baba Hazretlerinin Bursa’da hakiki halini ilk kez gören ve anlayan, onun feyzinden istifade eden manevîyat büyüğü Emir Sultan Hazretleri olmuştur.

Yıldırım Bayezid 1396 Niğbolu Zaferi’nin bir nişanesi olarak Bursa Ulu Camii’nin inşasını başlatmıştı. Ulu Cami 1399’da tamamlanmıştır. Hatta caminin inşası sırasında işçilerin ekmek ihtiyacını Somuncu Baba karşılamış kendi fırınında pişirmiş olduğu ekmekleri işçilere dağıtmıştır.

Ulu Cami’nin tamamlanmasından sonra İslâm dünyasında mevcut olan âdet üzerine açılışı Cuma günü yapılacak, ilk namazı kaza borcu olmayan birisi kıldıracaktı. Yıldırım Bayezid de bu ulvi görevi (İmamet-Hitabet) damadı Emir Sultan’a vermek istiyordu. Fakat Emir Sultan bu görev teklifi üzerine görevi kabul etmemiş ve Somuncu Baba (Şeyh Hamid-i Velî)’yı işaretle şunları söylemiştir:

“Kutb-ı zaman ve Halife-i hakikat-i Habib-i Rahman hâlâ şehr-i Bursa’da iken bu fakiri böyle hizmete layık ve şayan görmek münasip değildir. O ki sahib-i zaman ve kutb-ı daire-i imkândır. İlm-i zahirde efdaldir.”

Böylece Ulu Cami’nin şanına şöhretine yakışır şekilde açılmasının ona ait olacağını dile getiriyordu.

Somuncu Baba Hazretleri ise sırrının açığa çıktığını anlıyor ve Emir Sultan’a “Hay Emir hay! Niçin bizi faş ettin” diyor9 fakat yine de Ulu Cami’nin açılışı içinde harekete geçiyordu.

Bursa Ulu Cami’nin açılışında imam ve hatiplik yapan Somuncu Baba Hazretleri Fatiha Suresi’nin yedi türlü tefsirini yapıyordu. Bursa’da böylesine hutbe okuyan, insanları derinden etkileyen biri daha görülmemişti. Herkes şaşkınlık ve hayranlık içerisinde Somuncu Baba Hazretlerini izlemiş ve kendisine bakakalmışlardı. Tüm insanlar onun büyük bir velî, zamanın kutbu, sultanı olduğunu anlamışlardı. Hutbesi sırasında zamanımızdaki bazı ulemanın Fatiha Suresi’yle ilgili bazı müşkülleri vardır, diyerek. Molla Fenari’nin tüm müşküllerini çözmesi camideki ulema, meşayıh ve insanları hayrete düşürmüş, hayranlıklara gark etmiştir. Hutbe sonrası Molla Fenari -ki bu şahıs şeyhülislâm, müfti’ül- en’am unvanını almış yirmi bir yıl Bursa Kadılığı yapmış, yüzden fazla eser yazmıştır- ayağa kalkarak cemaate şunları söylemiştir.

“Şeyh Hamid-i Velî bize buradan hikmetler saçıyor. Ululuğunu gösteriyor. Fatiha’nın ilk tefsirini cemaatten herkes anladı, ikinci tefsiri ise buradakilerden ancak bazıları çözebildi. Üçüncü tefsiri çok az kimse anlayabildi. Dördüncü ve ondan sonra yapılan tefsirler bizim idrakimizin dışındadır. Bunları yalnız kendisi anlayabilir.”10

Molla Fenari, bu manalardan aldığı ilhamla Fatiha-yı Şerife’yi tefsir eden bir eser yazmıştır. Bu eseri “Tefsir’ül Fatiha” veya “Ayn’ül-Ayan” olarak bilinir. Bu eser çok meşhurdur ve kaynağı Somuncu Baba Hazretleridir. Bu ise bizlere Somuncu Baba Hazretlerinin tefsirde de üstad olduğunu ispatlarken ledün ilminin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gösterir.

Somuncu Baba Hazretlerinin, Fatiha Suresi’nin yedi ayrı manada tefsir etmesi onun (mutasavvıfların) iş’ari tefsirini çok iyi bildiğini kanıtlar. Bilhassa İbni Arabî mektebinin, Kur’an ve hadislerden çıkardıkları zahiri manalar yanında batınî (manevî) anlamlara muttali olduğunu göstermektedir.11 Bilindiği gibi mutasavvıflar fıkıh ve kelamcıların kullandığı nazar ve istiblal metodundan ziyade tasfiye ve işraka dayalı bir mukaşefe metodunu izlemektedirler. Ayet ve hadisleri tefsir ederken de bu metoda başvururlar. Somuncu Baba’da Fatiha Suresi’nin tefsirinde bu metodu kullanmış, Fatiha Suresi’nin manalarını manevî açıdan açıklamıştır. Öyle ki Somuncu Baba ledün ilminin bazı sırlarını Bursa halkına açıklarken namazın nasıl kılınması gerektiğini, namazda okunan Fatiha Suresi’nin önemini ve içeriğini açıklamıştır. Yani insanlara Yaratıcı’ya yapılacak olan ibadetin gerçek boyutunu göstermiştir.

Hutbe ve namaz bittikten sonra cemaat elini öpmek için hücum etmiş Somuncu Baba Hazretleri caminin üç kapısından aynı anda çıkmış, insanlar üç farklı yerde Somuncu Baba Hazretleriyle görüşmüşlerdir. Akabinde çilehanesine gitmiş ve bir daha ekmek yapmamıştır. Molla Fenari, Somuncu Baba Hazretlerinden feyz almış ledün ilmini okumuştur. Somuncu Baba’nın vefatından sonra da halifesi Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri ile münasebetini devam ettirmiş, sohbetlerinde bulunmuş ve tâbi olmuştur.12

Somuncu Baba artık Bursalıların sevgilisidir. Yıldırım Bayezid Han’ın gözdesidir. Âlimlerin sohbetine koştukları kişidir. Ancak o bütün ısrarlara rağmen Bursa’da kalmaz. Sırrı faş olmuştur ve ayrılmalıdır.

Bu büyük veli Osmanlı’nın en büyük şehirlerinden biri olan Bursa’dan çıkıp Anadolu’nun en ücra kasabalarından biri olan önce Aksaray’a gelir. Bir müddet burada kaldıktan sonra büyük oğlu Baba Yusuf Hakiki’yi burada bırakmış küçük oğlu Halil Taybi ve Hacı Bayram-ı Velî ile hac vazifesini yerine getirmek üzere Mekke’ye gitmişlerdir. Hac dönüşünde Hacı Bayram-ı Velî’yi Ankara’ya görevlendiren Şeyh Hamid-i Velî hazretleri oğlu Halil Taybi ile Darende’ye gelerek eski şehrin Hıdırlık Mahallesi’ne (Zaviye Mahallesi) yerleşmiştir.

Şeyh Hamid-i Velî bu güzel manzaralı memlekete geldiği zaman dergâhını burada kurmuştur. Burası günümüzdeki Zaviye Mahallesi’dir. Dergâhının önünden hem Tohma Irmağı hem de balıklı kuyuların suyu akar. Burası çok serin ve güzeldir. İlk cemaat mahalline kayalıklardan akan sular için yol yapılmış ve abdest almak için düzenlenmiştir. Darendeliler bu büyük velinin tatlı sohbetlerinden doyasıya istifade etmektedirler.

Darende mektebi kurulmuştur artık.

Somuncu Baba Hazretleri ve Hacı Bayram-ı Velî’nin Osmanlı üzerinde çok büyük etkileri vardır. Osmanlı kültürünü etkileyen bu önemli simaların hizmetlerini ve kültürümüze katkılarını anlamak için yetiştirmiş oldukları bazı isimleri bilmek yeterlidir.

Halil Taybi (Darende), Baba Yusuf Hakiki (Aksaray), Akşemseddin (Göynük), Ömer Dede (Göynük), Hızır Dede (Bursa), Akbıyık Sultan (Bursa), İnce Bedreddin (Darende), Yazıcıoğlu (Gelibolu), Şeyh Lutfullah (Balıkesir), Şeyhî (Kütahya), Şeyh Üftade (Bursa), Aziz Mahmud Hüdayi (İstanbul), Muslihiddin Halife (İskilip), Hacı Bayram-ı Velî (Ankara), Uzun Selahaddin (Bolu)13

Somuncu Baba Hazretlerinden günümüze kadar gelen uzantılar ve yansımaları o kadar mükemmel ki Anadolu’nun her köşesinde bir parçasını bulmak ve yüreklerde hissetmek mümkündür. Tüm bunların üzerinde emeği ve etkisi bulunan Somuncu Baba Hazretleri için kültürümüzün temel taşlarından biridir. Darende ise bir iman ve kültür mektebidir.

Dipnot

* Prof. Dr. Ahmet ŞİMŞİRGİL
1. M. Fuat Köprülü, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, s. 136-145.
2. Halil İnalcık, “Osmanlı İmparatorluğu” Türk Dünyası Araştırmaları, (Çev. Vahdettin Ergin), Aralık 1993, s. 145-175.
3. Ahmet Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba ve Neseb-i Âlisi, İstanbul 1995, s. 24.
4. Lami Çelebi, Nefahatü’l-Üns Tercümesi, s. 683; Âli, Künhü’l-Ahbar, c. 1, s. 112.
5. Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba, s. 37.; Hızlı, a.g.m., s. 3.
6. Aynî, a.g.e., s. 64.; Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba, s. 39.; Hızlı, a.g.m., s. 4.; Cengiz-Adıgüzel-Gülseren, a.g.e., s. 48.
7. Kamil Yılmaz, “XV. Asır Anadolu Mutasavvıfları arasında Somuncu Baba’nın Yeri” Somuncu Baba ve Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Sempozyumu Tebliğleri, s. 17-23.
8. Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba, s. 45-46.
9. Seyyid Abdülbaki Efendi, a.g.e., s. 13-14; M. Ali Cengiz – Y. Adıgüzel – M. Gülseren, Somuncu Baba (Şeyh Hamid-i Veli), s. 22, Ankara 1965. s. 23.
10. Sarı Abdullah Efendi, a.g.e., s. 231-232.; Mehmet Ali Ayni, Hacı Bayram-ı Veli, İstanbul, 1343; İsmail Hakkı Bursavi, Silsile-i Tarik-i Celveti, İstanbul, 1291, s. 72.
11. Kamil Yılmaz, a.g.m., s.17-21.; Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba, s. 49.
12. Lami Çelebi, a.g.e., s. 833; Kamil Yılmaz, a.g.m., s. 17-23.
13. Mustafa Kara, “Somuncu Baba’nın müridi Hacı Bayram-ı Veli ve Bayramî Meşalesi” Somuncu Baba ve Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Sempozyumu Tebliğleri, s. 175-182, Ankara, 1997.

Sayfayı Paylaş