HULÛSİ EFENDİ’NİN (K.S.) MEKTÛBÂT’INDA ÂYET-İ KERİME REFERANSLARI

somuncubaba-200-12hulusi_efendi_mektubat

Daha önceki bir çalışmamızda Hulûsi Efendi’nin Mektûbât’ındaki kelam-ı kibar şeklinde ifade edilebilecek iktibaslarından bahsetmiştik. Bu süreçte, onun fikirlerini çeşitli ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden yaptığı iktibaslarla dile getirdiğini gözlemleme fırsatımız oldu. Hulûsi Efendi’nin ayet ve hadis iktibaslarını da ayrı bir makale olarak yazmanın uygun olacağı kanaatine vardık ve bu çalışmayı kaleme aldık. Her şeyden önce şu hususu hatırlatmak isteriz ki sûfîler, ilimlerini Kur’ân ve Sünnet sınırlarıyla sınırlandırmışlardır. Cüneyd-i Bağdadî’nin (ö.297/911): “Bizim ilmimiz Kitap ve Sünnet ile mazbuttur. Kim tasavvuftaki seyr-i sülûkundan önce Kur’ân, hadis ve fıkıh öğrenmezse ona uyulama.”1 ifadeleri bu konuda sûfîlerin tavrını özetleyen bir ifadedir. Yine sûfîlerin “Allah seni sûfî muhaddis değil, muhaddis sûfî yapsın.”2 şeklindeki duaları da bu konuya bakış açılarını gösteren bir numunedir. Son dönemin etkin simalarından olan Osman Hulûsi Efendi (k.s.) de görüş ve düşüncelerini Kur’ân ve Sünnet dairesi içerisinde ifade etmiştir. Onun bu tavrı birçok vesileyle ayet ve hadislerden alıntılar yapmaya kendisini yönlendirmiştir. Biz bu çalışmamızda Hulûsi Efendi’nin ‘Mektûbât’ında yaptığı ayet ve hadis iktibaslarını dile getirerek sûfîlerin Kur’ân ve Sünnet’e dayanan tavırlarının Hulûsi Efendi (k.s.)’deki yansımasını gözler önüne sermeyi amaçlıyoruz.

Mektûbât’ta Âyet-i Kerime İktibasları

Hulûsi Efendi (k.s.)’nin iletişim vasıtası olarak kullandığı önemli argümanlardan bir tanesi de mektuplarıdır. Vefatının ardından kitaplaştırılan mektuplarına bakıldığında onun nezaket, zarafet ve edebî yönüyle dikkat çeken mektupları aynı zamanda Kur’ân ve Sünnet süzgecinden süzülerek ifade edilen önemli fikrî altyapısıyla da öne çıkmaktadır. Örneğin Hulûsi Efendi (k.s.), Balabanlı Davut Ömer, Hamza Seher ve Araboğlu Hasan Efendi’ye hayır yolunda insanların el birliği yapmalarını tavsiye ettikleri bir mektuplarında “İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın.”3 ayetini zikrederek onları çıktıkları hayır yolculuklarında ayette dile getirilen teşvik ile motive etmiştir. Bu uğurda bıkmadan ve gevşeklik göstermeden hareket etmenin önemini dile getiren Hulûsi Efendi (k.s.), bu ayetten önce şiirdeki maharetini de gözler önüne sererek hayır yolunda sürekli bir surette yardımlaşmanın önemini dile getirmiştir:

Ger kabule görülürse şâyân

Câna minnet bilüp eylen ityân

Zâyi’ olmaz ebedî hizmet olur

Bâis-i devlet olur rahmet olur

….

Sizden akdem gider olur rahmet

Ne saâdet ve ne devlet elbet4 

Görülmektedir ki Hulûsi Efendi (k.s.), muhataplarını motive etmek, çalışmalarını azimle yapmalarını sağlamak ve ebedî âlemde bu çalışmaların büyük karşılığı olacağı hakikatini dile getirmek için edebî üslubun yanında manevî bir destek olarak ayetten de istifade etmiştir. Bir cami inşaatı vesilesiyle kaleme alındığı anlaşılan bu mektubunda Hulûsi Efendi (k.s.), insanları bir araya getiren ve bütün insanlığı kulluk ortak paydasında buluşturan bir cami inşaatı konusunda Allahu Teâlâ’nın emriyle sevenlerini ahirete yatırım ve bu dünyada söylenilen olumsuz sözlerden uzak tutabilme konusunda motive etmiştir. Yine Hulûsi Efendi (k.s.), Mektûbât’ında sık sık “Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir.”5 ayetine çeşitli vesilelerle atıfta bulunmuştur. On altıncı mektubunda Hulûsi Efendi (k.s.), mürşid-i kâmilin önemini dile getirdiği satırlarda manevî alış verişin gerçekleştiği mürşid-i kâmile intisap ve ona tâbi olma hususuna bu ayet-i kerimenin işaret ettiğini ifade etmiştir. Öncesinde Hulûsi Efendi (k.s.)’nin “Böyle bir kâmile bağlanmış olan irtibât-ı mevcûdâtın küllisi bir araya gelmekle çözmek dursun tahrik etmek kudretini bile hâiz değillerdir.” ifadelerini kullanması manidardır. Onun bu ifadeleriyle naklettiği ayetle Cenâb-ı Hakk’ın güç ve kudretiyle bir araya gelen kimselerin yani mürşid-i kâmil ve dervişin bu birlikteliğinin değerini dile getirmeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Hulûsi Efendi (k.s.)’nin bu tavrı tasavvufî sistemin vazgeçilmez unsurları olan mürşid-i kâmil ve mürid ile ilgili zikredilen ayete getirdiği işarî bir yorum olarak kabul edilebilir. Yine Hulûsi Efendi (k.s.), ilgili mektubun devamında rabıta, evrad ü ezkar ve bunları telkin eden mürşid-i kâmilin direktiflerine harfiyen uymayı tavsiye eden ifadeleriyle bahsi geçen ayetin iki taraf arasındaki ilişkiye sağladığı manevî desteğe dikkatleri çekmek istemiştir. Onun bu tavrı da tasavvufî fikirlerini hangi ayetlerden ilham alarak dile getirdiği hakikatini bizlere gösteren önemli bir adımdır. Hulûsi Efendi (k.s.)’nin bu ayeti zikrettiği bir başka mektupta eserde yirmi dördüncü sırada zikredilen mektubudur. Bu mektubunda da Hulûsi Efendi (k.s.), Fetih Suresi’nin onuncu ayetini gönülde neşet eden iştiyak ağacının dallarını sıraladığı bir esnada yine mürşid-i kâmile intisap ve tâbi olma konusu çerçevesinde dile getirmiştir. Öyle ki Hulûsi Efendi (k.s.)’nin ifadelerine göre, mürid iki eliyle mürşidin elini tutup bu tek el vasıtasıyla Hakk’a yolculuğa niyet etmeli ve bu birliktelik için can verircesine bir iştiyaka sahip olmalıdır. Ona göre müridin tuttuğu bu el onu Hak Teâlâ’nın ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın yolundan başka bir yola götürmez. Mürid ancak bu şekilde hareket ederse ilahî rıza istikametinde yol alabilir. Hulûsi Efendi (k.s.), kendisinden önce tarikata intisap eden bir arkadaşına yazdığı bir mektupta da arkadaşının elini derin bir hürmetle öpeceğini ve bunun sebebini de onu Hakk’a ulaştıracak ele yani mürşid-i kâmile kendisinden önce intisap etmesini gerekçe olarak takdim etmiştir. O, bu mektubunda mürşid-i kâmilin elini ‘habl-i metin’ olarak tanımlamış ve ancak mürşid-i kâmil vasıtasıyla sırat-ı müstakime kişinin ulaşabileceği fikrini savunduğunu ifade etmiştir. Bu mektubunda da Hulûsi Efendi (k.s.)’nin “Allah’ın eli onların eli üzerindedir.” ayetini mürşid-i kâmilin eliyle müridin Allah rızası için bir araya gelerek ellerini birleştirmesine işaret ettiğini ifade etmiştir.

Hulûsi Efendi (k.s.)’nin gönülde inşa edilen iştiyak ağacının dallarını tanımlaması esnasında dile getirdiği bir başka ayet-i kerime ise “Bugün hükümranlık kimindir?”6 ayetidir. O, gönül kulağında zuhur eden bu dalın ayette zikredilen mana ile canını cananın müjdesine feda etme haline ayetin işaret ettiğini dile getirmiştir. Bu ayet ile Hulûsi Efendi (k.s.)’nin manevî bir hali tasvir esnasında hangi ayeti delil getirdiğini görmüş olmaktayız. Bu, Hulûsi Efendi (k.s.)’nin ayeti zâhir manasının yanı sıra bâtınî anlamını da dikkate alarak ayetleri yorumlama tarzının önemli bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Hulûsi Efendi (k.s.), vahdet neşvesini dile getirdiği bir mektubunda ise herhangi bir yanılgıya düşmeden bu halin yaşanabilmesine işaret olarak “Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah’tır.”7 ayetini zikretmiştir. Öncesinde vahdet anlayışını detaylı bir şekilde dile getiren Hulûsi Efendi (k.s.)’nin devamında kalp, nefs, heva, gönül ve masiva gibi hususlara değinmesi onun ilgili ayetle vahdet anlayışını sağlam temeller üzerine bina etme gayreti olarak değerlendirilebilir. Yine burada Hulûsi Efendi (k.s.)’nin ayetin işarî yorumuyla hareket ettiği hususu da gözden kaçmamaktadır.

Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin yakın dostu Hacı Hasan Akyol’a yazdığı bir mektubunda ise  “Allah’a güvenen kimseye O yeter.”8 ayetiyle tevekkül anlayışını dizayn etme gayreti göze çarpmaktadır. O, ilgili mektubunda kulu kendisine tam bir teslimiyetle teslim olduğu zaman Mevlâ’nın kuluna kâfi olduğuna ayetin işareti gereğince inandığını ifade etmiştir. Ona göre, Hz Peygamber (s.a.v.)’in “Deveni sağlam kazığa bağla ve Allah’a tevekkül et.”9 hadisleri de kulun üstüne düşeni yapması gerektiği hususuna işaret etmektedir ki tevekkül bu yönüyle kulun görevini yerine getirmesi Allahu Teâlâ’nın ise kulun gayretlerine mukabil ona lütufta bulunması anlamına gelmektedir.

Asrın Yunus’u olan Hulûsi Efendi (k.s.), havf ve reca makamından bahsettiği bir mektubunda  “Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.”10 ayetini dile getirerek havf ve reca makamının ardından bu ayetin sırrı gereği korku ve ümidin tamamen kaybolacağı bir halin kişiyi kaplayacağı tespitinde bulunmuştur. Bu örnekte de onun sûfînin bazı hallerini ayetlerle temellendirme hassasiyetini görmekteyiz. Hulûsi Efendi (k.s.), bir mektubunda da “Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır.”11 ayetiyle insanların nefes alıp verdiği sürece sevdiklerine değer vermelerini tavsiye etmiştir. Bununla Hulûsi Efendi (k.s.), fırsatlar eldeyken gönül kazanmanın önemine dikkat çekmek istemiştir. Ayetin ifade ettiği hakikate işaret eden Hulûsi Efendi (k.s.), malların ve çocukların kişinin aleyhine bir hal almadan eldeki fırsatları değerlendirip onları ebedî mutluluk vesilesi edinmeyi tavsiye etmiştir.

Dipnot

1. Bağdâdî, Tarihu Bağdat, c.VII, s. 243.
2. Bu ifade Serî es-Sakatî’ye (ö.251/865) aittir. Süleyman Ateş, Cüneyd-i Bağdâdî Hayatı Eserleri ve Mektupları, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul 1970, s. 9.
3. Maide 5/2. Osman Hulûsî-i Darendevî, Mektûbât, Hazırlayanlar: Ali Yılmaz- Mehmet Akkuş, Nasihat Yay., İstanbul 2006, s.35. (Mektup 11)
4. Darendevî, Mektûbât, s.35. (Mektup 11)
5. Fetih 48/10. Darendevî, Mektûbât, s.54 (Mektup 16); Darendevî, Mektûbât, s.80 (Mektup 24); Darendevî, Mektûbât, s.100 (Mektup 28)
6. Mümin 40/16. Darendevî, Mektûbât, s. 79 (Mektup 24)
7. Yusuf 12/18. Darendevî, Mektûbât, s.210 (Mektup 61)
8. Talak 65/3. Darendevî, Mektûbât, s.132 (Mektup 38)
9. Tirmizi, Kıyamet 60.
10. Bakara 2/112. Darendevî, Mektûbât, s.141 (Mektup 41)
11. Teğabun 64/15. Darendevî, Mektûbât, s.157 (Mektup 45)
12. Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, Beyrut 1352, c.II, s.173. Darendevî, Mektûbât, s.54. (Mektup 16)
13. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.III, s.64. Darendevî, Mektûbât, s.133 (Mektup 38)
14. İbn Sa’d, Tabakât, c.IV, s.83; Muhammed eş-Şâmî; Sübülü’l-Hüdâ, c.IV, s.365. Darendevî, Mektûbât, s.195. (Mektup 56)

Sayfayı Paylaş