BİTMEYEN YOLCULUK

197-somuncubaba-bitmeyen_yolculuk

“Başarı, ulaşılacak son durak değil, bitmeyen bir yolculuktur. “Başarılı insan, sürekli çözümün bir parçası, başarısız insan ise, sorunun bir parçası olur. Başarılı insanların her zaman programı, başarısız insanların her zaman bir mazereti vardır. Başarılı insan yardım etmeyi sever, başarısız insan “Benim işim değil.” der. Başarılı insan sorunlara çözüm bulur, başarısız insan çözümlerde sorun arar. Başarılı insan “Zor ama imkânsız değil.” der, başarısız insan ise “Mümkün, ama çok zor.” der.

 

“Rotası olmayan gemiye hiç bir rüzgâr yardım edemez.” Yaşadıklarından ders alanlar, olaylara geniş açıdan bakanlar, itiraz eden, soran, sorgulayan, kendini geliştiren, kendine güvenen, isteği ve heyecanı olan, değişime ve gelişime açık olan, planlı ve programlı çalışan, sosyal, kültürel ve sportif çalışmalara katılan, günün teknolojisini takip eden ve yabancı dil bilenler başarılı oluyor. Plansız çalışan, not tutmayan, zor ve acil işler yerine kolay ve önemsiz işlerle ilgilenen, dağınık ve düzensiz olan, takıntısı çok olanlar ise başarısız oluyor.

 

            Bütünü Görebilmek Önemli mi?

 

Önüne çıkan engelleri bir türlü aşamayan birisi akıl almak için bir bilgeye gelir. Bilge kişi, adamı pencerenin yanına götürür ve cam üzerinde kanatlarını açmış bir türlü dışarı çıkamayan, çırpındıkça cama çarpan kelebeği gösterir. Kelebeğin dışarı çıkması için camı açar ama kelebek bir türlü açık pencereden çıkamaz. Bilge, gence dönerek:

 

– Bak evlat! Kelebek, dışarı çıkmak için gerekli olan tek yolun, şeffaf pencere olduğunu düşünerek oradan çıkacağını sanıyor. Oysaki bir an geri çekilip baksa, kocaman bir camın açık olduğunu görecek ve oradan dışarı çıkacak. Kelebek bütünü göremeyip sadece bir noktaya odaklandığı için çıkamıyor. İnsanoğlunun da önüne bazen engeller çıkar ve yaşamı zorlaşır. Böyle durumlarda yapılacak tek şey bir adım geri çekilmek, bütünü görmek ve sakin bir kafa ile bir çıkış yolu aramaktır.” der.

 

Gençliğini eğlenmekle geçiren ihtiyarlığını ağlamakla geçirir, derler. Başarmak mutlu olmak değildir. Mutluluk gönül işidir. Mutluluğu içimizden başka yerlerde zannedip aramak çöldeki serabı su zannedip koşmaya benzer. Edward Benes: “Mutlu olmanın yolu, mutsuzlardan ders almakla başlar.” diyor. Mutluluğun sihri doğru yaşamak ve dürüst olmaktır. Mutluluğun yolu başarının yolundan da ayrı değildir. Mutluluk ülkesi başarı diyarının biraz daha ilerisindedir. Bu diyarı aşmadan mutluluğa erişmek imkânsız değilse de güçtür. Başarmış bir insan için mutluluğa ulaşmak daha kolaydır. Yalnız gayret ister. Başarının düşmanı tembelliktir. Bir diğeri kötü arkadaştır. Kötü arkadaş insanı uçuruma sürükler. Arkadaşınızda dürüstlük, iyilikseverlik ve çalışkanlık olmalıdır.

 

Byron: “Mutluluğu tutmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır; çünkü mutluluk ikiz doğar.” diyor. Başarının bir diğer düşmanı da kötü örneklerdir. Kötü örneklere karşı iradeye sahip olmak ve çalışmak gibi iki kuvvetli silahı yanımızdan ayırmamalıyız. İradeyi terbiye edip iyiliğin hizmetinde kullanmak ve verimli çalışmayı bilmek zorundayız. Verimli çalışmanın şartları; bedeni, ruhu ve aklı iyi yönde kullanmaktır. Çalışmayı sevebilmenin ilk şartı işi ve mesleği iyi seçmektir. Çalışmayı iyi bir metoda ve sisteme bağlamak da başarıyı artırır. Başarılı olmak için çalışmak gerekir. Çalışmak ise verimli olmalıdır. İnsan, çalışmasının karşılığı olarak istediği hedefe ulaşabilmelidir. Hedefe ulaştırmayan bir çalışma boşa kürek çekmeye benzer.

 

Başarıya ulaşabilmek için dikkatimizi bir noktaya toplamamız gerekir. Dikkat dağınıklığının başarılarımızı engellediğini unutmayalım. Dikkatimizi toplayamamamızın sebebi zihnimizi meşgul eden problemlerdir. Bunlardan kurtulamadıkça başarılı olamayız. Dikkatsizlik uzun vadeli ve düzenli bir çalışma ile ortadan kaldırılabilir. Zihnimiz düşünmemiz için gereken malzemeyi temin eder ve saklar.

 

Zihnimizi güçlendirmek için; söz, şiir, fıkra ezberlemek, konuyu hatırlamak için öğrenmek, zihin tipinizi öğrenerek ona göre davranmak, kuralları öğrenmek, benzerlik ve zıtlıklardan yararlanmak, çok çeşitli duyu organlarından yararlanmak, konuları mantıklı olarak parçalara ayırmak ve hatırlama fişleri kullanmak gerekir. Zihinsel yorgunluğu gidermek için yapılan düzenli fiziksel egzersizlerle kaslarla birlikte zihinsel gevşeme olmakta, yapılan işlerde etkinlik artmakta, enerjide artış, duygusal boşalma ve rahatlık olmaktadır. Daha iyi uyku, insanın kendine olan güveninde artış, endişelerde azalma ve daha sağlıklı olma gibi birçok yarar sayılmaktadır.

 

“Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğünüz zaman faydası çok, zararı az olanı seçin. Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar vermeyin. Çok konuşmayıp, yerinde ve özlü konuşun. Çok söz değil, yerinde ve özlü söz değerlidir. Dilinizi tutun, dil yarası bıçak yarasından daha kötüdür. Kimsenin yüzüne karşı söyleyemediğinizi arkasından da söylemeyin. Kimsenin cahilliğini yüzüne vurmayın. Söz vermeden önce iyi düşünün, asla yalan söylemeyin. Olduğunuz gibi görünün, göründüğünüz gibi olun.”

 

Seneca: “İnsan hangi limana gideceğini bilmezse, hiçbir rüzgâr onun için yararlı olamaz.” diyor. Boşa harcadığımız zaman değil, aslında kendi geleceğimizdir. Zamanı kontrol etmek için iyi bir planlama yapılmalı ve bu planlama yapılırken de, bugünün işini yarına bırakma, zamanı en iyi kullanan başarıya ulaşacaktır prensibine de dikkat etmelidir.

 

Ders programı üç aşamada hazırlanır. Birinci aşamada, çalışılması gereken konular belirlenir. İkinci aşamada ders ve konular haftanın günlerine bölünerek yerleştirilir. Üçüncü aşamada ise, okuldan geliş zamanı ve yatış zamanı arasında kalan süre hesaplanmalıdır. Uzun süre aralıksız ders çalışmak öğrenme grafiğini düşürür. Uzun süre aynı ders yerine farklı derslere çalıştığınızda daha çok şey aklınızda kalır. Yatmadan önce öğrenilenler tekrarlanmalıdır. Düzenli ve iyi bir uyku verimli çalışma için gereklidir. Beyin bütün gün öğrenilenleri uyku sırasında bütünleştirir, sıraya koyar, dosyalar. Sorunların çözümünde kullanışlı hale getirir.

 

Başarı için uyku, dinlenme ve beslenmeye mutlaka gerekli zaman ayrılmalıdır. Açık ve temiz hava zihni açar, vücudun sağlıklı olması, zihnin de sağlıklı olmasını sağlar. Sağlıklı bir dinleme için, dinleme anında not tutulmamalıdır, çevre ve düşüncelerimiz dikkatimizi dağıtır.

 

Etkin bir dinleme için konuşanın bir adım sonra ne söyleyeceğini tahmin edin, dinlerken temel fikirlere ve anahtar kavramlara dikkat edin. Yine konuşanın ses tonuna dikkat ederek derse katılın. Konuşmacı sizin anlayıp anlamadığınızı yüz hareketlerinizden anlasın. Dinlerken tepkinizi belli edin, gerektiğinde soru sorun, açıklama isteyin.

 

Etkin dinlemenizi engellemiyorsa not tutarak aktif katılım sağlayın bu unutmayı engeller. Ne derler: “Söz uçar yazı kalır. Hatırda değil satırda kalır.” Not yazarken yeterli malzeme olmalı, her yeni fikir bir satıra yazılmalı, not tutarken gerekli kısaltmalar yapılabilir.

 

Kendiniz çalışırken önce konuyu okuyun, okurken de şunlara dikkat edin. Hızlı okuyun, okurken gözleriniz sürekli ilerlesin, sesli okuyun, okurken vücudumuz rahat olmalı, okuma kesintisiz olmalı, metin uzunsa parçalara ayrılmalı, önemli yerler çizilmelidir. Okuduğunuzu anlatmaya çalışın, özet çıkarın.

 

Spinoza: “Bir şey ne kadar anlaşılırsa, o şeyin bellekte kalması da o kadar kolay olur.” diyor. Çalışmada verimli olmak için, olumlu olmalı, başarısızlıktan korkmamalı, erteleme yapmamalıdır. Seneca: “Siz ertelerken zaman hızlanır.” diyor. Çalışmanın verimliliği için düşünmeye zorlayan sorular sormak, kaygılanmamak, elimizden geleni yapmak, kendimize güvenmek, cesareti kaybetmeden çalışmak gerekir. Çok şey yapmaya çalışan her şeyi yarım bırakır.

 

Çalışmada düştüğümüz tuzakların başında; başarısız örneklere takılma, gürültülü yerlerde çalışma, aşırı kaygı ve güvensizlik, zorlanılan derslere çalışmama, çalışırken hayallere dalma, günlük ayrıntılarda boğulma, isteksizlik, çalışmayı yarıda bırakma, yatarak çalışma, uzun telefon konuşmaları, amacın belirlenmemesi, arkadaşlara hayır diyememe, düzenli tekrar yapmama, plansız ve programsız çalışma, kendinizi başkalarıyla karşılaştırma, zamanı iyi kullanamama, sınav tekniklerini bilememe, çalışırken uygun dinlenme aralıkları vermeme, yanlışlardan ders almama, eksikleri gidermeme ve çözümlenemeyen ailevi ve kişisel sorunlar içinde boğulma gelmektedir.

 

Çalışmanın püf noktası nedir? Çalışmamızın verimli olması, masa başında geçirilen sürenin uzunluğu ile değil, zamanın planlı ve programlı kullanılmasına bağlıdır. Verimli çalışma sadece derse zaman ayırmak değil, diğer etkinliklere de zaman ayırmaktır. Çalışma ortamının düzenli ve tertipli olması çalışma verimini artırır.

 

Yaptığımız her işte işin püf noktasını yakalamak işlerimizi kolaylaştırır. Her işin bir püf noktası deniyor. Bu püf noktası sözü nereden çıkmıştır? Merak edeniniz oldu mu? Bunun aslının esasının nereden, nasıl çıktığına bakalım.

 

            Püf Noktası Nedir?

 

Vaktin birinde çanak-çömlek yapılan bir iş yerinde, uzun yıllar bu meslekte çalışan çırak, zamanla kalfa olur. Artık işi öğrendim, ben de kendi dükkânımı açayım ister. Ustasına bu düşüncesini söylediğinde ustası:

 

– Sen daha işin püf noktasını bilmiyorsun, biraz daha çalışman gerekir der. Ustasının sürekli aynı şeyi söylemesinden usanan kalfa oradan ayrılarak kendine bir dükkân açar. Yaptıklarına çok özen gösterir. Çok güzel testiler, küpler, vazolar, sürahiler yapar ama yaptıkları orasından burasından çatlar. Ne yaparsa da bir türlü yarılma ve çatlamaların önüne geçemez. Sonunda çaresiz kalarak soluğu ustasının yanında alır ve durumu anlatır. Ustası kalfaya:

 

– Ben sana demedim mi? Sen bu işin daha püf noktasını öğrenemedin. Bu sanatın bir püf noktası vardır, der.

 

Usta bunun üzerine tezgâha bir miktar çamur koyar ve:

 

– Haydi, geç bakalım tezgâhın başına da bir testi çıkar. Ben sana püf noktasını göstereyim der. Kalfa çamura şekil vermeye başladığında usta dönen çanağa arada sırada “Püf!” diye üfleyerek zamanla testiyi çatlatacak olan bazı hava kabarcıklarını patlatır. Bunu gören kalfa da işin püf noktasını öğrenmiş olur. O günden sonra her sanatın incelik gerektiren nazik kısmına “Püf Noktası” denilmeye başlar.

 

 

Sayfayı Paylaş