MUHABBET VE RIZA MAKAMINDA

196-somuncubaba-muhabbet_riza

Muhabbet duruluk, saflık, beyazlık anlamında bir kelime olup, gönülde çoğalan insanın iç âlemini aydınlatan bir manevi incidir. Seven, sevgiliyi her şeye tercih eder. Tasavvuf ehli büyükler muhabbeti şu cümlelerle ifade buyurmuşlardır:

“Sevgilinin isteklerine kalbin muvafakat etmesidir.”

“Senden gelen çok şeyi az görmen, sevgilinden gelen az şeyi çok görmendir. (Bayezid Bistamî)”

“Sevenin sıfatlarının yerini sevgilinin sıfatlarının almasıdır.” (Cüneyd Bağdadî)

“Bütün benliğini sevdiğine vermendir, artık sana senden hiçbir şey kalmaz.” (Ebu Abdurrahman Kureşî)

“Kalbinden sevgiliden başkasını yok etmendir.” (Şiblî)

“Muhabbet dalları kalbe dikilen bir irade ağacıdır ve bu ağaç taat ve muvafakat meyvesi verir.”

“Muhabbet, sevenin sevgilisinden gelen nasibini ve ona olan ihtiyacını unutmasıdır.”

“Avunma iç tesellisinden her ne olursa olsun uzak durmaktır.”

“Kalpte sevenin muhabbetinden başka bütün muhabbetlerin düşmesidir.”(İbn Fazl)

“Muhabbet bütün benliğinle bir şeye meyletmen, sonra onu kendine, ruhuna ve malına tercih etmen, sonra gizli ve aşikârane onunla birleşmen ve onun sevgisinde kendi noksanını bilmendir.” ( Muhasibî)

“Muhabbet gücü sarf etmek, sevgiliye itiraz etmemektir.”

“Muhabbet sevgilinin kulu kölesi olmak ve fakat ondan başkasına köle olmamaktır.”

“Muhabbet cefa ile azalmayan iyilikle artmayan şeydir.” (Yahya b Muaz)1

Muhabbetin en zirve noktası olan aşk hakkında Ahmet Yesevî Hazretleri şöyle buyuruyorlar: “Aşk, bir hâlde, bir hâle kavuşmaktır. Âşık o kişidir ki, bir defa ‘Allah’ der, çakmak gibi şevk ateşinden tutuşur. İhlâs ona yüz gösterir, marifet kandili aydınlanır, muhabbet mumu erimeye başlar. Derviş o vakit seccâde üstünde pervâne (kelebek) gibi uçmaya başlar ve rûhânî âlemde yüzünü duâ dergâhına çevirip şükreder.”2

“Allah Onlardan Razı Olmuştur”

Muhabbet ehli olup rıza makamına ulaşanlar Kur’an’da, “Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.”3şeklinde övülmüşlerdir. Ayet-i kerimedeki rızanın; biri Allah’ın kulundan razı olması, diğeri kulun Allah’tan razı olması şeklinde, iki yönünün olduğunu çıkarmak mümkündür. Ayetlerdeki sıralamadan da anlaşılacağı üzere Allah’ın rızası, kulun rızasından öncedir. Allah’ın kulundan razı olması, onu, emirlerine uyan ve yasaklarından kaçan bir halde görmesidir. Kulun Allah’tan razı olması da, kulun Allah’ın koyduğu hükümlerden ve mukadderattan rahatsız olmamasıdır.4

Muhabbet ehli olan kişi, hissettiği derin sevgi nedeniyle acıyı hissedemez hale gelir, sevgi acıyı örter. Bu hal savaş esnasında yüksek öfke ve korkudan dolayı kişinin yaralandığını fark etmeyip, bunu ancak kanı görünce anlamasına benzer. Aynı şekilde bir kişi, kendisi için önemli bir şey düşünürken, ayağına diken battığını fark etmeye bilir. Bütün arzusu sevgilisi ve onu görmek olan mahbubun hali de buna benzer. Onu üzecek pek çok olayla karşılaştığı halde, aşırı derecedeki sevgisi nedeniyle üzüntüyü hissetmez. Eğer bu sıkıntı başkasından değil de sevdiğinden geliyorsa, sıkıntıları hiç duymaz. Sûfîler içinde bu durumun örneği çoktur: Sehl’in bir hastalığı vardı, fakat tedavisiyle ilgilenmezdi. Neden böyle yaptığını soranlara; “Ey dost, sevgilinin darbesi acıtmaz.” demiştir. Bir rivayette; Cüneyd, Serî Sakatî’ye, “Seven kimse, belanın acısını duyar mı?” diye sorar. Serî, “Hayır.” der. Cüneyd, “Kılıç darbesi dahi olsa da mı?” diye sorusunu tekrarlayınca Serî; “Evet kılıç yarası olsa da acısını duymaz.” diye cevap vermiştir. Mısırlı kadınların Yusuf’un güzelliğinin karşısında ellerini kestiklerini fark etmemeleri de bu durumun örneklerindendir. Daha önce geçen üns makamında da benzer durumlar zikredilmiş, üns halinin rıza haliyle olan yakınlığından söz edilmiştir.5

Seven kişi, sevgiliden gelen eziyet ve sıkıntıyı, sevgisinin yoğunluğundan hissetmeyeceği gibi sevgiliden gelen her şey -buna sıkıntı ve eziyetler de dâhildir- muhabbet ehline hoş gelir. Rabia, “Kul ne zaman Allahu Teâlâ’dan razı olur?” sorusuna, “Musibete duyduğu sevinç, nimete duyduğu sevinç kadar olduğu zaman.” demiştir.

Muhabbet Hoşnut Olmaktır

Musibetlere gönülden rıza göstermek, ancak muhabbet halini yaşamakla mümkündür. Yukarıdaki örneklerde musibet tanımlamasıyla; malda eksilme, dünyevi bakımdan zarar görme, sevdiklerini yitirme, hastalık gibi kişiye ağır gelen, onun tarafından hoş görülmeyen haller kast edilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken ince bir nokta vardır. Rıza makamında bir kişinin başına gelen musibetler, onun günahları neticesinde kendisine dünyada verilen cezalar değildir. Bu musibetler, onun için bir rahmet, bir imtihandır. Muhabbet ve rıza makamları da aralarında neden sonuç ilişkisinin olduğu iki önemli makamdır. Nitekim bu iki makamın faziletinin göstergelerinden biri, kul için yalnız dünyada değil ahirette de devam eden makamlar olmasıdır. Rıza makamı, muhabbetin yanında tevekkül, kanaat, zühd, sabır, şükür gibi makamlarla yakın temas halindedir. Mekkî; “Rıza makamının başı sabırdır, sonra kanaat gelir, ardından sırasıyla zühd, muhabbet ve tevekkül gelir.” demiştir. Sâlik başına olumsuz bir durum geldiğinde sabır gösterir, daha kötüsü olmadığı için şükreder. Varlık da yokluk da onun için birdir. Çünkü salik zühd sahibidir. O nedenle varlığa sevinmez yokluğa üzülmez, bu manada lehte ve aleyhte tercih ve istekte bulunmaz. Çünkü Rabbinin hikmetini ve tedbirini iyi bilir. Bütün sebepleri yerine getirip, sonuçta Allah’ın takdirine itiraz etmez, kanaat ve tevekkül eder. Tüm bu iyi nitelikler kulu, Allah’ın takdir ettiği her şeyden hoşnut olmaya götürür. Zira gerçek manada Allah’ı seven bir kul için bu durum, doğal bir sonuçtur.6

Alâeddîn-i Attâr Hazretleri anlatıyor: “Şâh-ı Nakşbend Hazretleri beni kabul edince, onu o kadar sevdim ve sohbetlerinden ayrılamayacak hâle geldim. Bu hâlde iken, bir gün bana dönüp:

“Sen mi beni sevdin, ben mi seni sevdim?” buyurdu.

“İkram sahibi zâtınız, âciz hizmetçisine iltifat etmelisiniz, hizmetçiniz de sizi sevmelidir.” diyerek cevap verdim. Bunun üzerine:

“Bir müddet bekle, işi anlarsın.” buyurdu. Bir müddet sonra, kalbimde onlara karşı muhabbetten eser kalmadı. O zaman; “Gördün mü, sevgi benden midir? Senden midir?” buyurdu. Sevginin ondan olduğu anlaşıldı.

Bu hakikatin şiir lisanıyla izahını yapan Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri de şöyle buyuruyor:

Sevdim demekle mümkün değil ki sevem seni

Canım meğerki sen sevesin bendeni hubb-ı rızâ senin7

(Ey Sevgili! Benim seni ne kadar çok sevdiğimi söylememin bir anlamı yok. Ne söylesem boşunadır. Ancak sen beni seversen bir bendeniz olarak hoşnut bir halde muhabbet ve rıza makamına ulaştırırsan bu  da senin ihsanındır.)

Allah’ın Dostlarını Sevmek

Şâh-ı Nakşbend Hazretleri bir sohbetlerinde şöyle nakleder:

“Kudsî bir hadis-i şerifte buyurulmuştur ki, Yüce Allah Davud Peygamber’e hitap ederek:

‘Ey Davud! Beni dost edin (sev), benim dostlarımı dost edin ve beni kullarıma sevdir.’ buyurdu.

Davud Peygamber:

‘Ya Rabbi! Yüce zatını dost tutarım (severim). Seni dost edinmeye ve senin dostlarını da dost edinmeye gücüm yeter. Lâkin senin muhabbetini kullarının kalbinde var etmeye gücüm yetmez.’diyerek aczini izhar eyledi.

Bunun üzerine Yüce Allah:

‘Ey Davud! Her zaman, benim kullarıma olan nimetlerimi onlara duyur, onlar için sunduğum ikramlarımı bir bir hatırlatmaya devam et. Böyle yaparsan, onların kalplerinde bana karşı sevgi uyandırır ve beni sevdirmek için başarı elde edersin.’ buyurdu.”

Yine Şah-ı Nakşbend Hazretleri şöyle buyurmuşlardır:

“Bizim sohbetimizde bulunan kimseler arasında, bazılarının kalplerindeki muhabbet tohumu başka şeylere bağlılığı sebebiyle gelişmez, büyümez. Biz böyle kimselerin kalplerine başka şeylere olan bağlılıktan temizleriz. Bizim sohbetimizde bulunanlardan bazılarının da kalplerinde muhabbet tohumu yoktur. Biz böyle olanların kalplerinde muhabbet hâsıl etmek için çok himmet ederiz, yardımcı oluruz.”8

Allah’tan Başka Şeylerden Muhabbet Bağını Kesmek

Müridlerden biri Nakşbendî yoluna girişini ve geçirdiği bazı tecrübelerini anlattıktan sonra hamd ü sena ile şöyle demiştir:

Hâce Nakşbend Hazretleri beni tenkit ederek dünya muhabbetini kalbimden çıkardı ve beni terbiye etti. Hamdolsun, Hâce’nin tenkitlerinden ve o imtihanından sonra kalbimdeki dünya muhabbeti mahvoldu, silindi ve tevekkül sıfatı kalbime yerleşti. Hâce Hazretleri şöyle demiştir:

Hazret-i Azîzân mürşidlerine:

“Dervişlik nedir?” diye sordular. Onlar da:

“Yaratılanlardan (mâsivadan) ayrılıp Yaratan’a bağlanmak ve O’nunla olmaktır.” diye karşılık verdiler.

Büyüklerden biri de şöyle demiştir:

“Allah’tan başka şeylerden muhabbet bağını kesip, onların zararından kurtulan hakiki mü’mindir.”

Kim arzu ve isteklerinden uzaklaşıp sabrederse gerçek mümin olur.

Bütün varlıklardan; göklerden ve göktekilerden, yerlerden ve yerdekilerden ilgini kurtarırsan, onlara erişip erişmeme derdinden kurtulursun. Görüp görmediğinden, sahip olup olmadığından, bekleme külfetinden, her türlü sınanma (ibtila) ve sıkıntılarından kurtulursun.

Bu yolda varlık perdesinden daha büyük bir perde, varlık felaketinden daha büyük bir felaket olamaz.9

Dünya Sevgisini Bırakmak

Şeyh Şâdî anlatıyor:

– Ne zaman ki, Hâce Muhammed Şah-ı Nakşbend Hazretleri’nin bağlısı olmakla şereflendim, ondan sonradır ki bende bir kerem ve cömertlik sıfatı peyda oldu.

Bir gün yüz dinar param vardı. Ev halkım, “Bu altınları sakla.” diye bana tembihte bulundular. O vakit bende mala karşı kesin bir zaaf bulunduğundan bunlara muvafakat eyledim. Buhara’ya geldim ve yanımda saklı bulunan altınlardan bir sağrı pabuç ile diğer bazı gerekli eşyalar aldım. O sağrıdan yapılan pabuca Buhara’da “Kıymuht çizmesi” denirdi ve çok kıymetliydi.

Bunlar ile Kasrıârifan’a doğru yola çıktım ve Hâce Hazretleri’nin huzuruna vardım. Bir müddet istirahat ettikten sonra,

“Ey Şâdî, Buhara’ya niçin geldin?” diye sual ettiler. Ben de:

“Efendim, bazı işlerim vardı.” diyerek kısaca esas maksadımı gizleyerek cevap verdim. Bunun üzerine:

“Kalk, yanında bulunan yüz dinar ile satın aldığın çizme ve diğer eşyayı buraya getir.” diye emir buyurdular. Derhal hepsini huzuruna getirdim.

“O sakladığın dinarları da getir.” dediler. Hepsini getirip huzurunda durdum. Mübarek yüzlerini bana çevirip:

“Ey Şâdî! Sen dünya talep ediyorsun!.. Fakat fakr yolunda bu caiz değildir. Bu yüce taifenin işi, bu âlemin ötesidir. Bugünden itibaren sakınıp bu gibi şeyleri alıp biriktirmekle meşgul olmayasın! Ve tevekkül eyvânını zaf-ı yakîn ile harab etmeyesin!..”

Muhammed Parsâ Hazretleri’nin ilâhî muhabbet hususundaki kelamlarıyla yazımızı tamamlayalım:

“Muhabbet bulunmaz bir cevherdir. Muhabbet davasında bulunmak kolaydır. Bir kimse kalkıp kendini âşıklardan sayabilir. Fakat hakiki muhabbetin burhanları, nişanları vardır ki insan bunları aramalıdır.

Bunun alametlerinden sadece ikisi: Fedakârlık, münacata düşkün olmak ve ibadet kendisine kolay gelmektir. Hakiki muhabbet ehli gece olduğu zaman her türlü zahmeti bir tarafa bırakır, münacaata başlar. Dostu kendisini beklerken, gece sabaha kadar uyuyan sakın dostluktan bahsetmesin!

Muhabbet ehline ibadet kolay gelir; ağırlığı kalkar. İbadette bulduğu zevki başka hiçbir şeyde bulamaz.

Dostun yani hakikatte sevdiğini iddia ettiği Yaratıcının kullarına müşfik olur. Dostuna isyan edenlere ve kâfirlere karşı sert olur. Çünkü ‘O (mü’minler) kâfirlere karşı sert, kendi aralarında ise merhametlidirler.’10 buyurulmuştur.11

Dipnot

1. Ebu Hamid Muhammed b. Muhammed Gazâli, İhyâuUlûmi’d-Dîn, Beyrut:Dâru’l-Kalem,t.y.,c.4, s.275; Kalplerin Keşfi (Mükâşefetu’l-Kulûb), Abdulhalık Duran (çev.), İstanbul, Yeni Şafak, 2005, s.71. 48; Süleyman Uludağ, “Muhabbet”, DİA, c.30, TDV Yayınları, İstanbul, 2005, Ebû’l-Kasım el-Kuşeyrî, er-Risaletü’l-Kuşeyriyye, Abdü’l-Halim Mahmud-Mahmud b. Şerif (tah.) Kahire, Darüş-Şa’b, 1989,s.520; İbn Arabî, İlahi Aşk, Mahmut Kanık (çev.), İstanbul: İnsan Yayınları, 2006, s.30.
2. Tosun, Necdet, Yesevî’nin İki Farsça Risâlesi, Ahmet YeseviÜnv. Yay., 2016, s. 67.
3. 5/Maide, 119; 9/Tevbe, 100; 58/Mücadele, 22; 98/Beyyine, 8.
4. Çubukçu, Hatice, EbûTalib El-Mekkî ve Ebû Hamid Muhammed El-Gazalî’de Muhabbet Anlayışı, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Samsun, 2010, s. 143.
5. Çubukçu, age., s.144.
6. Çubukçu, age., s.146.
7. Ateş Osman Hulûsi, Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî, (Haz: Mehmet Akkuş-Ali Yılmaz) Nasihat Yayınları, Ankara, 2006, s.159.
8. Sağıroğlu, Ekrem, Şah-ı Nakşbend, Yasin Yayınları, İstanbul, 2001, s.228
9. Sağıroğlu, age., s. 254.
10. 49/Fetih, 29.
11. Sağıroğlu, age., s.413.

Sayfayı Paylaş