İYİLİK, HAYATIN MAYASIDIR

196-somuncubaba-iyilik_hayatin_mayasi

“Garazsız hem ivazsız hizmet et her canlıya
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol.“
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)

İnsanoğlunun tamahkârlığı, aç gözlülüğü ve gem vurulmaz şehveti bütün canlıları olduğu gibi insana yurt olarak yaratılmış olan dünyayı da hezimet alanına çevirmiştir.

Bu durum, uzayıp giden yollara inat insanı kısalaştırmış, zenginleşen tezgâhlara rağmen insanı fakirleştirmiş ve çoğalıp duran nüfusa karşın insanı yalnızlaştırmıştır. Çünkü insan garaz ve ivazın çıkmaz sokaklarında yönünü yolunu kaybetmiş, şehvetlere açıldıkça fıtratından uzaklaşıp kendine ve Rabb’ine yabancılaşma uçurumunun kenarına yaklaşmıştır.

İyiliği, hiçbir şahsî menfaat gözetmeden, sırf iyilik olsun diye yapmamız gerektiği ile Yüce Allah’ın bahşettiği nimetleri paylaştığımız esnada ihtiyacı olan hiç kimseyi minnet altında bırakmamamız lazım geldiği ilâhî düsturunu unuttuğumuz günden beri gönül huzurumuz kaybolduğu gibi kalbimiz hiçbir şeyden mutmain olmamaktadır. Bu sebepledir ki insanoğlunun hiç vakit geçirmeden hezimete çevirdiği kâinatı bir hizmet alanı haline dönüştürme zorunluluğu vardır. Bu da şüphesiz yaratılış gayemizi yeniden tefekkür etmek ve gönül, akıl, kalp ve duygularımızla birlikte bütün yapımızı fabrika ayarlarına döndürmekle mümkün olacaktır.

Yüce Rabb’imiz İnsan Suresi (7-10. ayetler)de bu hususta bizlere yol göstermekte ve temel prensipleri vaz etmektedir;

“Onlar verdikleri sözü tam bir biçimde yerine getirirler ve kötülüğü salgın olan bir günden korkarlar. Yoksula, yetime ve esire, yemeği severek yedirirler. ‘Biz size yalnız ve yalnız Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık da bir teşekkür de istemiyoruz; Çünkü biz, asık suratlı, sert bir gün yüzünden Rabb’imizden korkarız.’ derler.”

“Bir insanın gerçek zenginliği, onun bu dünyada yaptığı iyiliklerdir.” buyurarak bütün İslâm coğrafyalarında hizmetin ve iyiliğin fitilini tutuşturan Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in açtığı bu kutlu yol, uçurumun kenarına yaklaşmış olan bütün insanlık için yegâne kurtuluş vesilesidir. Bu sebeple Yüce Mevlâ’mızın en son ve mükemmel dini İslâm’ı layıkıyla tebliğ eden İki Cihan Serveri Efendimiz’in izinden giden herkesin en büyük derdi bu büyük davayı hakkıyla omuzlayabilmek olmuştur.

Nitekim seçkin eserleri, yaşantısı ve samimi tesirleriyle bu hak davanın nesillerimizle buluşmasında bir hikmet burcu olan Osman Hulûsi Efendi, Nasihat adlı şiirinde: ”Garazsız hem ivazsız hizmet et her canlıya” buyururken yolundan giden müritlerine müstesna bir örneklik teşkil etmiştir.

Toplum Kirlerinden İyilikle Arınır

Yüce Rabb’imizin ihdas ettiği fıtrat üzere istikamet sahibi olanlar ve Peygamber Efendimiz’in tebliğini rehber edinenler, kine bulaşmadan ve hiçbir karşılık beklemeden iyilik yolunu kendilerine kurtuluş vesilesi kılmayı başarmışlardır.

İslâm toplumu asırlardır kir ve paslarından bu iyilik ile hayır hasenat yağmurları sayesinde arınmış ve bu kadim coğrafyaya “İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir.” düsturunu egemen kılmışlardır. Müslümanlar arasında bu yelpazenin oluşmasında elbette iyiliğe teşvik edişin yanı sıra iyiliği yapış biçimiyle ilgili Rabb’imiz tarafından ısrarla yapılan uyarıların etkisi de büyük olmuştur.

Bakara Suresi, 264. ayet-i kerime, iyiliğin, yardımlaşma ve dayanışmanın yani canlılara hizmet etmenin temel ilkelerini en veciz şekilde ifade etmektedir;

“Ey inananlar! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde halka gösteriş için yardımda bulunan kişi gibi yardımlarınızı başa kakmakla ve eziyet etmekle boşa çıkarmayın. Bu tip davranışın örneği, üzerinde toz toprak biriken bir kayaya benzer ki şiddetli bir sağanak onu çıplak bırakır. Yaptıklarından hiç bir şey kazanamazlar. Allah, inkârcı toplumu doğruya iletmez.”

İnsana ve değerlerine dair ne varsa modern çağın marazlı rüzgârlarının esaretinde savrulduğu, birey ve toplumun ahlakî erozyona uğradığı günümüz dünyasında her şey menfaatlerin, çıkar ilişkilerinin sarmalına yuvarlanmış, bunun neticesinde de samimiyet ve ihlâs göz ardı edilir olmuştur. Kin ve nefretin tarumar ettiği ilâhî mesajlardan nasipsiz gönüller, yüreklerinin olanca kuraklığıyla bütün dünyayı savaşın, zulmün ve vahşetin çile meydanına çevirerek insanlığı acılar denizinin içinde boğulmaya mahkûm bırakmışlardır. Bu yüzden insanı insanın yurdu sayan kadim medeniyet iklimleri bozularak mazlum coğrafyaları insanı insanın kurdu sayan azgın ve vahşi anlayışın azgın pençesine maruz bırakmıştır.

İnsanlığın bir yol ayrımında olduğu bu günlerde insanı önceleyen, merkeze alan ve fıtrata dönüşün müjdecisi olan Müslümanca bakış açısına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.

Her İyilik Bir Sadakadır

“Garazsız hem ivazsız hizmet et her canlıya / Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol” diyen Osman Hulusi Efendi’nin bu kadim çağrısı hiç şüphe yok ki çağın fırtınalı denizlerde devasa dalgalarla savrulan muzdarip insanı için sığınılacak bir liman vazifesi görmektedir. Kimsesizliğin ve düşkünlüğün bir kader olmadığını aksine bütün can taşıyanların acılarıyla topyekûn mücadele etmenin insani bir görev olduğunu kör dünyanın vicdanına veciz bir şekilde haykıran bu yaklaşım, çaresizlik içinde kıvranmak durumunda bırakılan nice insan için bir umut muştusu gibidir aynı zamanda.

Yaşadığı çağın dertleriyle dertlenmek, çileleriyle bezenmek ve insanlığa umut penceresi olmak “Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol” diyerek çağa yürümeye davet eden Osman Hulûsi Efendi(k.s.) gibi ariflerin en bariz hallerindendir.

Yüce Rabb’imizin Zilzal Suresi 7-8. ayetlerde buyurduğu: “Zerre kadar iyilik eden mükâfatını görür, zerre kadar kötülük eden de cezasını görür.” düsturunun temsilcileri olan bu Allah dostları, içinde yaşadıkları toplumları iyiliğin ve yardımseverliğin aydınlık yoluna davet etmiş, kötülük, kin, nefret, çıkarcılık, menfaat temin etme gibi karanlıklardan ise bütün yarenlerini sakındırmaya çalışmışlardır.

Zira onlar Mevlâna’nın dediği gibi “Bir mum diğer mumu tutuşturmakla kendi ışığından bir şey kaybetmez.” gerçeğinin en ziyade farkında olanlardır. Yine Allah dostları en iyi bilenlerdendirler ki toplumda gerçek anlamda iyilik sahibi insanların sayısı arttıkça, sosyal hayattaki iyilikler de kat be kat artar. İyilik ve dayanışma iklimleri topluma hâkim olunca insanlar arasındaki güven tesis olur, hayat mamur olur ve insanlar birbirleriyle yardımlaşarak her türlü sıkıntılarını aşarlar.

“Her iyilik bir sadakadır.” buyuran Rasûlullah Efendimiz’in açtığı kutlu yolda bir ömür tüketen Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin “Garazsız hem ivazsız olarak her canlıya hizmet et” ilkesi ve “Kimsesizin düşkünün eli ve ayağı ol” diyen çağrısına icabet etmek bütün insanlık için kurtuluş reçetesi olacaktır.

Sayfayı Paylaş