ANNE-BABA VE ÇOCUK İLŞKİLERİ

196-somuncubaba-anne_baba_cocuk

Millî ve manevî değerlerin her geçen gün zayıfladığı toplumumuzda özellikle yaşlılara karşı büyük bir sorumsuzluk yaşanıyor. Huzur evlerine başvuruların daha çok çekirdek ailenin hâkim olduğu batı bölgelerinden yapıldığı belirtilmektedir. Bu durumu değerlendiren uzmanlar toplumu ayakta tutan manevî değerlerin güçlendirilmesi gerektiği üzerinde duruyorlar.

Son yıllarda huzurevlerine sadece kimsesizlerin değil, çocukları tarafından açıkta bırakılan insanlar da başvuruyor. Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden çok başvuru olmuyor. Oralarda toplumsal değerler daha güçlü olduğu için, aileler büyüklerine sahip çıkıyor.

2015 rakamlarına göre Türkiye’de 297 huzurevi var. Bunun 109’u devletin ve bu huzurevlerinde 11 bin 156 yaşlı konaklıyor. Türkiye genelindeyse, yaklaşık 20 bin yaşlı huzurevinde kalıyor. Huzurevi maliyetli bir model. Bir yaşlının devlete aylık maliyeti 3 bin lira. Evinde bakımın maliyeti daha düşük. Engelli ve yaşlı bireylerin evde bakımlarından, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı sorumlu. Hizmet, gündüzlü ya da yatılı olmak üzere iki türlü veriliyor. Şu anda da 5517 yaşlıya evde bakım hizmeti sunuluyor.

Bu işin uzmanları hedeflerini şöyle açıklıyor. “Yerel yönetimlerle birlikte gerektiği kadar, örneğin haftada bir kez, yemeğinin yapılması. Yemeğini yaparsınız koyarsınız. Sağlıkla, ilgili destek verirsiniz. Örneğin, ihtiyacı olan yaşlıyı alıp doktora götürmek mümkün. Evinde kan almak da olabilir. İlaç alıp almadığını takip etmektir. Biz bu tip destekleri, yerinde vermek istiyoruz. Yaşlılarımızın evini temizleyip, yemeğini yaparsanız, sağlık kontrollerini de yaptırırsanız huzurevine gitmesine gerek kalmaz.”

Bir sosyolog, yapılan bu başvuru yoğunluğunu toplumda yaşanan sosyal değişime bağlıyor. Sosyal değişime örnek olarak da modern çalışma hayatını, çekirdek aile yapısını ve manevî değerlerin zayıflatılmasını gösteriyor. Bugün aile bireylerinin bir arada yaşamaya teşvik edileceğine, bunun tam tersi yapılmaktadır. Aile içi bağlar kaybolunca insanlar kendilerini ya sokakta buluyor, ya da kendilerini bu kurumlara atıyor. Bu tek başına bir eğitim meselesi değildir. Toplum olarak bu konunun üzerinde hassasiyetle durmak gerekir. Ailede sevgi bağları küçük yaşlarda kurulmalı, temeller sağlam bir şekilde zamanında atılmalı ki, istenmeyen durumlar yaşanmasın. Bağlar zedelendiği zaman yukarıda anlattığımız huzurevleri denilen, bana göre huzursuzluk evinde yaşayanların sayısı üzülerek söyleyelim ki daha da artacaktır.

Babam Okuduğum Okulu Bilmiyordu!

Aile kavramı çok önemli. Anne-baba ve çocuk arasında oluşacak sevgi ve ilgi ileri ki dönemlere de olumlu ya da olumsuz şekilde yansıyor. Arkadaşlarımdan biri, çocukluk anılarını anlatırken ilginç şeyler söyledi. Konumuzla da ilgisi olmasından dolayı bu anıyı sizlerle paylaşmayı istedim. Umarım size de ilginç gelir.

İlkokulda okuduğum yıllardı. Okulun bahçesinde arkadaşlarla top oynuyorduk. Ter içinde kalmıştım. Bir ara başımı kaldırdım ki babam yanımda. Bir an göz göze geldik.

–    Oğlum, ne geziyorsun buralarda?

–    Arkadaşlarla okulun bahçesinde top oynuyoruz, birazdan eve gideceğim baba, der demez, babam enseme bir tokat patlatarak:

–    Burası okulum diye beni mi kandıracaksın, dedi.

Öyle ya, beş yıl okuduğum okuluma babam ilk defa geliyordu. O da, tesadüfen oradan geçerken görmüştü beni. Okuduğum süre içerisinde yapılan veli toplantılarına annem katılıyordu. 25 yıllık meslek hayatımda gerek veli toplantılarında, gerekse özel görüşmelerde babaların katılım oranının çok düşük olduğunu söyleyebilirim. Babalar çalıştıkları için gelemiyor olabilirler, hiç değilse hafta sonları çocuğunuzu karşınıza alıp onunla konuşun, onu dinleyin, elinden tutup gezdirin, ailece pikniğe gidin. Çocuklarının baba sevgisinden mahrum olarak yetişmesin, onlar bu sevgiyi sizden alsın ki, büyüdüklerinde onlar da çocuklarına gereken sevgiyi göstersin.

Eski alışkanlıklarımızı, “Baba uyurken sever, sever ama belli etmez.” anlayışını terk etmemiz gerekiyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in çocukları çok sevdiğini, onlarla şakalaştığını, selam verdiğini, hediye verdiğini, torunlarını sırtına alıp gezdirdiğini biliyoruz. Gördüğü çocukların başlarını okşadığını, kucağına aldığını dinî kaynaklar yazmaktadır. Bir gün Peygamberimiz torunlarını severken, bunu gören birinin:

“Benim on tane çocuğum var, ama hiç birine sizin gibi davranmadım, bir gün olsun kucağıma alıp öpmedim.” deyince Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Allah senin kalbinden merhameti aldıysa ben ne yapayım? Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” buyurmuşlar.

Rabb’im, merhamet damarlarımızı açsın. Huzur evlerinde değil, kendi yuvamızda evlatlarımızla mutluluk içinde yaşamayı nasip etsin. Âmin…

Sayfayı Paylaş