DAHÎLEK YÂ RESULULLAH “YAMAN DEDE” (1887-1962)

Somuncu Baba

Kayseri'nin Talas ilçesinde¸ gayrimüslim bir aileden doğmasına rağmen¸ Müslümanca bir hayat süren ve Müslüman'ca ölen bir dede… Celaleddin Rumî'nin meşhur çağrısının yankı bulduğu bir gönül eri Yaman Dede… İçinde bulunduğu durumdan dolayı Müslümanlığını 55 yıl gizlemek mecburiyetinde kalmış.


Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Rasûlallah


Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Rasûlallah


Ezel bezminde bir dinmez figândım yâ Rasûlallah


Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Rasûlallah


 



Yanar kalbe devâsın sen bulunmaz bir şifâsın sen


Muazzam bir sehâsın sen dilersen rûnümâsın sen


Habîb-i Kibriyâsın sen Muhammed Mustafâsın sen


Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Rasûlallah


Kayseri'nin Talas ilçesinde¸ gayrimüslim bir aileden doğmasına rağmen¸ Müslümanca bir hayat süren ve Müslüman'ca ölen bir dede… Celaleddin Rumî'nin meşhur çağrısının yankı bulduğu bir gönül eri Yaman Dede… İçinde bulunduğu durumdan dolayı Müslümanlığını 55 yıl gizlemek mecburiyetinde kalmış.


Hukuk Fakültesini bitirip 20 sene avukatlığın ardından öğretmenlik yapan bu yürekli insan kendisini Galata Mevlevihânesi'nde yetiştirir. Doğduğunda Diyamendi adı verilen Yaman Dede İslâm'la müşerref olduktan sonra adını da “Mehmed Abdülkadir Keçeoğlu” şeklinde değiştirir.


İki cihân güneşi Hz. Muhammed (s.a.v.) için Türk edebiyatında sayısız na't yazılmıştır. Bu na'tlerin içinde dikkat çekenlerden biri de Yaman Dede'nin şiiridir. “Dahîlek yâ Rasûlullah/Sana sığındım ey Allah'ın Rasûlü!” demektir.


Yukarıya aldığımız na'tin ilk mısraında şair¸ soyut bir kavram olan gönlüne¸ somut bir şekil vermiştir: “Gönül¸ hûn oldu.” Gönlün kan olması şiddetli ıstırapların¸ çekilen acıların beyanı için söylenmiş bir sözdür. Hz. Muhammed (s.a.v.)'i özlemekten yahut hiç olmazsa Ona olan sevgisini yıllarca dışa vuramamaktan kaynaklanan bir rûh hâlini dile getiriyor bu mısra. Peygamberine olan hasret ateşi¸ içinde o denli birikmiştir ki bu ateşi bir yanardağın sıkışan lavlarını püskürtmesi şeklinde dışa vuruyor. Şair hasret yangınını cehennem ateşi ile aynı şiddette görüyor. Zaten ruhlar âleminde bile kendisini sadece bir “feryat”tan ibaret gören şair Ona kavuşup güzelliğini görmek suretiyle rahata erebileceğini anlatıyor. Çünkü O¸ yanan kalbi serinletir; dert çeken yüreklere bir şifâdır. Maddî ve mânevî anlamda muhtaç olanlara cömertçe davranır. Çünkü O¸ Habîb-i kibriyâdır. O¸ Muhammed Mustafa'dır.


Üçüncü kıt'ada şair¸ Hz. Muhammed (s.a.v.)'in dünyanın yaratılışına sebep olma özelliğini dile getiriyor: “Ey Muhammed (s.a.v.) senin ilâhî nûrun dünyaya ışık salmasa gül açmaz¸ sular akmaz; bakışlarının bu dünyadan çevirecek olsan dünya yok olur; hayat diye bir şey olmazdı. Eğer sen olmasaydın bu dünya olmazdı. Ezel ve ebed olmazdı. Ayrılık veya kavuşma diye bir şey olmazdı.” şeklindeki ifadelerle “Levlâke levlâk lemmâ halaktü'l-eflâk”/ “Ey Muhammed¸ sen olmasaydın¸ sen olmasaydın¸ yeri göğü yaratmazdım.” kutsî hadîsine telmihte bulunuyor.


Dördüncü kıt'ada Peygamberimiz (s.a.v.)'in mübârek vücudu ile terlerinin gül koktuğunu hatırlatan şair¸ duyabilene¸ hayat bahşeden o gül kokusunu alan bir insanın duygusuz kalamayacağını ifade ediyor. Bu kıt'ada¸ sıcak bir havada Güneşe bakıldığı zaman onun titrermiş gibi görülmesini şair¸ farklı bir şekilde yorumlamak suretiyle hüsn-i ta'lîl sanatı yapıyor. Şair¸ Güneşin bu titrer gibi görünüşünü ve yakıcılığını Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in yüzünü görme hasret ve şevkine bağlayarak¸ son nefesinde bile Ona olan hasretini dile getireceğini anlatmak istiyor.


Susuz kalsam yanar çöllerde can versem elem duymam


Yanardağlar yanar bağrımda ummanlarda nem duymam


Alevler yağsa göklerden ve ben masseylesem duymam


Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Rasûlallah


Peygambere olan sevgi yoğunluğu daha doğrusu aşk¸ şairde öyle bir hâl almıştır ki dış dünyada olup bitenler onu zerrece etkilemez. Ne soğuk üşütür; ne sıcak yakar. Yanan çöllerde susuz kalsa¸ bu çöllerde can verecek olsa bile elem duymayacağını söyleyen Yaman Dede¸ bağrında yanan ateşin dış âlemdeki ateşten daha şiddetli olduğunu söylüyor. Öyle ki içindeki ateş bir yanardağ misalidir. Yanardağdan fışkıran lavların yanında¸ çöl sıcağının hükmü olamaz. Bu yangınla birlikte hasretin ifadesi olan ağlayış ve gözyaşları da ummanlardan daha çoktur. Ummanlar onun gözyaşları yanında ancak bir “nem” mesâbesindedir.


Ateş ve su birbirine zıttır. Şair her ikisinin de kendisinde bulunduğunu söylüyor. Bu iki kavram birbirlerine karşı etki etmeyecek derecede kuvvetlidir. Yani hem ateş hem de su bir arada ve ikisi de varlığını muhafaza edebiliyor. Gökten alevler yağsa ve o alevleri emse bile hissetmeyecek derecede bir yangın içine düşmüştür. Şiddetli sevginin sonu cünun (delilik) hâlidir. Bu kıt'ada “Mecnun” mazmunu vardır. Mecnun da Leylâ'nın aşkından dolayı insanlardan uzaklaşıp¸ kendisini vahşi bir çölün ortasına bırakıyor. Dışarıdaki çöl sıcağı Mecnun'u hiç etkilemiyor; vahşi hayat da… Zira içinde bulunduğu ruh hâli onun dış dünyadan kopmasına sebep olmuştur. Yani dış âlemdeki olup bitenler onu ilgilendirmeyecek durumdadır. Yalnız¸ Fuzûlî'nin Leylâ vü Mecnûn'unda¸ Mecnun:


Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni


Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni


diyerek sevgisinin çoğalması¸ daha doğrusu derdinin artması¸ için dua eder. Çünkü âşık o hâl ile vardır. Yoksa adı sanı silinecektir. Sevgiliden gelen belâ ise âşığa minnettir. Derdin çoğalması âşıklığın pâyesini artırır. Yaman Dede ise bütün sıkıntıları ateşleri¸ çölleri¸ yangınları hiçe saymasına rağmen yine de yandığını ve artık ferahnâk olmak istediğini söylüyor. Bunun için Hz. Muhammed'den imdat diliyor¸ ona sığınıyor.


Âşık¸ bir pervâne misâli alevde yok olmayı arzular. Bu¸ sevginin en şiddetli noktasıdır. Kendini sevdiği varlıkta yok etmek… Bunun tasavvuftaki ifadesi “Fenâfi'l-lah/Allah'ta yok olmak”tır.


Altıncı kıt'ada şair¸ Hz. Muhammed (s.a.v.)'in yolunda can vermenin büyük bir mutluluk olacağını ifade ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.)'in kabri başında ölümü diliyor. Ve yine son nefeste Allah ve Rasûlü'nün adıyla yani “Kelime-i Şahâdet” getirerek can vermenin kolay ve güzel olacağını söylüyor.


Son kıt'ada şair niyazda bulunuyor. Derdin dermanı Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir. Ona olan susuzluktan dudakları yanmış¸ kavrulmuştur. Onun ayağının ucunda zikredip¸ dolanıp durmaktadır. Kendisini sahibine yaranmak için ayakucunda türlü hareketler yapan bir köpeğe benzeten şair¸ ondan bir işaret bekler. Bir iltifat görse hemen yanına koşacaktır.


Yaman Dede'nin şiirine bir de şekil açısından bakalım:


Yanar kalbe devâsın sen / Bulunmaz bir şifâsın sen


Muazzam bir sehâsın sen / Dilersen rûnümâsın sen


Habîb-i Kibriyâsın sen / Muhammed Mustafâsın sen


Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Rasûlallah


Görüldüğü gibi bu şiir¸ aruzun 4 mefâîlün kalıbıyla yazılmış bir musammattır. Bu kalıpta yazılan bir şiir¸ rastgele bir okunuşta bile âhengi sezilebilen bir yapıya sahiptir. Şair zaman zaman iç kafiyeler de kullanmak suretiyle âhengi artırmasını bilmiştir. Sözgelişi 2. kıt'ada¸ mısralar ortadan bölünebilir bir özellik arz ediyor.

Sayfayı Paylaş