VARLIĞIN NURU “TARİH-İ NUR-U MUHAMMEDΔ

Somuncu Baba

Hayatın anlamını aramak ve bu anlam çerçevesinde hayata yön vermeye çalışmak Hz. Adem'den bugüne kadar bütün insanların ortak çabalan arasında yer alan en önemli husustur. Sûfîler de hayatı anlamlı kılabilme adına Kur'an ve Sünnet'ten ilham alarak ulaştıkları kendilerine has sistemleri ile bu önemli sürece ciddi bir katkı sağlamışlardır¸ irfanı geleneğimizde Vâcibu'l-Vücûd olan Allahu Teâlâ dışında bütün varlıklar gölge varlık veya bir diğer ifadeyle Allahu Teâlâ'nın tecellilerinden ibaret izafî varlık olarak kabul edilmiştir. Bu hakikati tam anlamıyla kavrayabilmek i


Hayatın anlamını aramak ve bu anlam çerçevesinde hayata yön vermeye çalışmak Hz. Adem'den bugüne kadar bütün insanların ortak çabalan arasında yer alan en önemli husustur. Sûfîler de hayatı anlamlı kılabilme adına Kur'an ve Sünnet'ten ilham alarak ulaştıkları kendilerine has sistemleri ile bu önemli sürece ciddi bir katkı sağlamışlardır¸ irfanı geleneğimizde Vâcibu'l-Vücûd olan Allahu Teâlâ dışında bütün varlıklar gölge varlık veya bir diğer ifadeyle Allahu Teâlâ'nın tecellilerinden ibaret izafî varlık olarak kabul edilmiştir. Bu hakikati tam anlamıyla kavrayabilmek için de nefsin ruhu kuşatıcı ve manevî âleme açılan kapılarını örten kötü yönlerinin törpülenmesi gerektiği vurgulanmıştır. “Nefsini bilen Rabb'ini bilir.” düsturunca düşüncelerini sistemleştirmeye çalışan sûfîler¸ bu deruni fikir dünyaları ile dünya ve ahiret dengesine sahip bir hayat yaşayabilmenin gayreti içerisinde olmuşlardır.


İbnü'l-Arabî tarafından sistemleştirilen¸ ‘Hazerât-ı Hamse' ismi ile anılan tecelliler sistemine göre tecellinin ilk şekli Allah'ın zatının yine kendisinde tecelli etmesidir. ‘Merâtibu'l-Vücûd' da denilen bu sistemin işleyişinde bu tecelliden icat ve zuhur kaynaklandığı için bu ilk tecelli ilk kemalin ifadesidir. Bu ilk aşamaya ‘lâ taayyün' mertebesi denir. İkincisi¸ ‘ilk zuhur¸ ilk tecelli¸ taayyün-i evvel' diye bilinen ‘nûr-i Muhammedî' veya ‘hakikat-i Muhammedî' makamıdır. Bu safhaya ‘akl-ı evvel' de denilmiştir ki bu safha tecellideki en önemli aşama olarak kabul edilmiştir. Çünkü hakikat-i Muhammediyye İlâhî zatın¸ O'nun bütün isim ve sıfatlarının tam mazharıdır. O¸ kâinat ağacının çekirdeğidir. Çekirdek ağacın mebdeidir. Vücûd-ı mutlak açısından bakıldığında bu mertebe var oluşun başlangıcıdır. Mevcudat açısından bakıldığında ise gerçek ‘yaratma fiili¸ vücûd-ı mutlakın¸ hakikat-i Muhammedî mertebesine tenezzülünden sonra olmuş ve her şey ondan yaratılmıştır. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.)'in altmış üç senelik zamanla sınırlı cismanî hayatından ayrı bir varlığı daha mevcuttur ve Allah'tan başka hiçbir şey yokken ilk defa hakikat-i Muhammedî var olmuş¸ bütün yaratıklar da bu hakikatten ve onun için yaratılmıştır. Âlemin var olma sebebi¸ maddesi ve gayesi bu hakikattir.


Yakın tarihimizin önemli simalarından Mustafa Takî Efendi¸ vahdet neşvesini makale ve eserlerinde sıkça işleyen bir sûfıdir. O¸ bu konudaki tavrını Târîh-i Nûr-i Muhammedî adlı eserinde çok net bir şekilde gözler önüne sermiştir. Eserin isminden de anlaşılacağı gibi Takî Efendi¸ eserinde ilk yaratılan şey olduğunu söylediği nûr-i Muhammedî'nin serüvenini detaylı bir şekilde işlemiştir. Onun bu çalışması¸ son dönemde bu konuda yapılan en derli toplu ve detaylı çalışma olması bakımından son derece önemlidir. Yıllardır Takî Efendi üzerinde yoğunlaşan çalış-malarımızın bir neticesi olarak onun bu kıymetli eseri üzerinde daha önce bir çalışma yapmış ve günümüz Türkçesi ile okuyucumuza eseri takdim etmeye çalışmıştık. O çalışmada eserde yer alan Arapça ve Farsça şiirleri¸ üzerinde başka bir çalışma yapma düşüncesiyle dile getirmemiştik. Ayrıca çalışmanın yayımlanmasından sonra elimize geçen değişik nüshalardan bazı okumalarda¸ elimizdeki nüshadan kaynaklanan¸ hatalar olduğunu gördük. Yine Takî Efendi'yi seven ve ona gönül veren birçok isimle yaptığımız görüşmelerde Takî Efendi ve eseri ile ilgili büyüklerinden aktardıkları yeni bilgilere ulaştık. Eserin iki ciltten oluştuğunu belirten bu isimlerden elde ettiğimiz bilgilerle elimizdeki bilgileri bir arada değerlendirip şu önemli verileri elde ettik:


Mustafa Takı Efendi'nin eserin giriş kısmında açıkça ifade ettiği gibi ‘Târîh-i Nûr-i Muhammedî' adlı eserinin birinci cildi on bir bölümden oluşmaktadır. Tâki Efendi¸ burada hangi bölümlerde hangi konuların işlendiğine dair detaylı bilgiler vermiştir. Ancak bugün elimizde ilk cildin bir ve sekizinci bölümlerinin dışında bir parçası bulunmamaktadır.


Eserin ikinci cildinin kaç bölümden oluştuğu ve içerikleri konusunda elimizde¸ en azından şimdilik¸ bir bilgi bulunmamaktadır. ‘İsra ve Miraç' hadisesinin enine boyuna anlatıldığı ve üzerinde ‘On yedinci cüz' olduğu yazılı olan bölümün ikinci cilde ait bir bölüm olduğu kanaatine vardık. Anlaşılan o ki eserin ikinci cildi bu bölümle sona ermemiştir. Eldeki veriler Tâki Efendi'nin eserinin birinci ve ikinci ciltlerinden birçok bölümünün günümüze ulaşmadığını göstermektedir.


Bu tespitler ve daha önceki çalışmada göze çarpan bazı eksiklikler nedeniyle eserin yeniden yayımlanması gerektiğine karar verdik. Mevcut bütün bölümleri tekrar gözden geçirerek eseri tekrar yayımlamaya karar verdik. Bu çalışmada eserde geçen Arapça-Farsça şiirlere yer verilmiştir. Şiirlerde bazı kelimelerin yerine başka kelimelerin kullanılması veya kelimelerin yanlış yazılması gibi bazı yazım hataları olduğunu gördük. Yine Takî Efendi'nin bazı beyitleri daha sık bir şekilde kullandığına şahit olduk.


Büyüyyen Yayınları arasında ‘Varlığın Nuru Tarih-i Nur-u Muhammedî' adıyla Fatih Çınar'ın neşretmiş olduğu eseri okuyup istifade etmeniz dileğiyle…


Varlığın Nuru Tarih-i Nur-u Muhammedî Fatih Çınar¸ Büyüyenay Yayınları Tel: 0212 533 18 11¸ 0532 507 14 24¸ e-posta: info@buyuyenayyayinlari.com.tr

Sayfayı Paylaş