SELÇUKLULARIN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞLARI VE TUĞRUL BEY

Somuncu Baba

“Tuğrul Bey¸ Horasan'da devlet işlerini düzenledikten sonra Batı'ya yöneldi. Böylece Selçuklular¸ Orta Çağ'ın en güçlü devletlerinden Bizans ile karşı karşıya gelmiş oluyorlardı.”


Dukak Bey'in oğlu Selçuk Bey; 1007 tarihinde hayata gözlerini kapadığında geride bıraktığı oğlu Mikail Bey'in oğulları; Tuğrul ve Çağrı adında iki torun ve dokuz yüz atlı adamdır. Türk tarihinin en büyük imparatorluk hanedanının nüvelerini oluşturan bu bir avuç insan¸ yıllarca oradan oraya göç edip yurt arayan ve Horasan'ın yolunu tutan Oğuzların Kınık Boyu¸ tarihi derinden etkileyecek olan bu devlet pek çok başarıya imza atacaktır. Zira biri cesaret ve şecaati¸ diğeri yüksek devlet adamlığı vasfı ve siyasî zekâsı ile tarihte şöhret yapan Tuğrul ve Çağrı kardeşler¸ Selçuklu Devleti'nin temellerini Horasan'da atmışlardır. 


Mefkûre


Selçuklu Beyleri¸ Horasan'a gelmelerinin sebeplerini bir mektupla Gaznelilere bildirdiler. Mektupta¸ yersizlikten¸ kendileri için emniyetli yer bulamamaktan dolayı Horasan'a geçtiklerini¸ Sultan Mesut'un tebaası olmak istediklerini¸ ayrıca devletin sınırlarını koruma vazifesi de yapabileceklerini anlatırlar.2 Selçukluların askerî gücünden ve sayılarının artmasından çekinen Sultan Mesut¸ bu talebi üzerlerine bir ordu sevk etmekle cevapladı. Yapılan muharebede Gazne Ordusu büyük bir bozguna uğradı. Selçuklular ümit etmedikleri bu zaferden sonra kurultayı topladılar ve son durumu müzakere edip şöyle değerlendirme yaptılar: “Düşünmediğimiz ve ummadığımız hâlde böyle bir hadise oldu. Bunu kendimizden bilmek hatadır. Bu büyük orduyu biz yenmedik. Biz kendimizi korumaktan fazla bir şey yapmadık. Bu onların tedbirsizliğinden olmuştur. Allah istedi böyle oldu. Ve beklemediğimiz hâlde bunca nimet ve alet elimize geçti. Fakir idik¸ zengin olduk. Bu olup bitenden dolayı mağrur olmamalıyız!” 1038 Mayıs'ında Gazne Ordusu'nu ikinci defa yenen Selçuklular¸ Horasan'ın merkezi ve en mühim şehri Nişabur'a yürüyüp şehri ele geçirdiler. Tuğrul Bey Nişabur'da¸ şehrin ileri gelenlerini ve âlimleri saygı ile kabul edip¸ halkın şikâyetlerini dinledi. Bu arada şehrin kadısı Said ile görüştü. Kadı: “Allah size uzun ömür versin. Oturmuş olduğunuz bu taht¸ Sultan Mesut' un tahtıdır. Hak Teâlâ'nın gaybî perdelerinin arkasında daha neler vardır. Dikkat buyurun ve Allah'tan korkup sakının. Adalet ve insafı elden bırakmayın. Zulüm görmüş olanlar ve haksızlığa uğramış bulunanlara karşı merhametli davranın ve onların haklarını müdafaa etmeye bakın¸ onların dileklerini dinleyin…” dedi.
Tuğrul Bey de: “Bundan böyle artık huzura gelmekle Kadı'nın zahmet etmesini istemem. Söylediğine göre iş yapmayı kabul ettim. Bizler buranın yabancısı garip insanlarız. Kadı haber göndermek suretiyle nasihatlerini bizden esirgemesin.” diyerek büyüklüğünü ve nezaketini gösterdi.


Gazne Hükümdarı Mesut bu gelişmeler üzerine büyük bir ordu hazırladı ve ordunun başında¸ Selçuklu meselesini halletmek üzere harekete geçti. 23 Mayıs 1040 Dandanakan Savaşı'nda¸ Gazne Ordusu tam bir bozgun yaşadı. Dandanakan zaferini kazanmakla evvelkilerden farklı olarak artık yeni bir devlet kurduklarından emin idiler. Bu sebeple Selçuklu yöneticileri secdeye vardılar. Ve bu büyük lütfundan dolayı Allah'a şükrettiler. Abbasi Halifesi Kaim bin Emrillah'a şu mektubu gönderdiler; ‘Biz Selçuk oğulları daima farzlara ve sünnetlere riayetkâr bir topluluk idik. Çok vakit gaza ve cihat yolunda çalıştık. Mesut bizzat büyük bir ordu ile üzerimize yürüdü. Allah'ın yardımı ve Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in teveccühüyle galip geldik. Bu ilâhî lütfa şükür ve bu zafere hamt etmek üzere¸ halk arasında adalet ve insafı yaydık…” 


Tuğrul Bey¸ Horasan'da devlet işlerini düzenledikten sonra Batı'ya yöneldi. Böylece Selçuklular¸ Orta Çağ'ın en güçlü devletlerinden Bizans ile karşı karşıya gelmiş oluyorlardı. Esasen son bir asırda Bizanş İslâm dünyasına doğru taarruza geçmiş bulunuyordu. İşte Selçukîlerin Bizans'ın doğu sınırlarında görünmeleri bu devletin dikkatini bu bölgeye çekmesine yol açtı. Daha önce Arap Ordularının “Diyâr-ı Rûm”daki gazalarını ve misyonunu bu defa doğudan gelen Selçuklular hem de kat'i netice alacak şekilde üstlenmişlerdi. Çok geçmeden Selçuklu Orduları Anadolu'ya girerek Bizans birlikleriyle çarpışmaya başladılar ve 1048'de Pasinler Ovası'nda Bizans Ordusu'nu ağır bir yenilgiye uğrattılar. Alınan esirler arasında Gürcü kuvvetlerini komuta eden Liparit de vardı. Bu ilk önemli Selçuklu-Bizans Savaşı'nı kaybeden Bizanş Gürcü kralın serbest bırakılması için Tuğrul Bey'e yüklüce miktarda para teklif etmiş¸ fakat Tuğrul Bey para teklifini geri çevirerek kralı serbest bırakmıştı. Buna karşılık Bizanş İstanbul'daki harap camii tamir ettirerek¸ burada beş vakit namaz kılınmasına ve Tuğrul Bey adına hutbe okunmasına müsaade etmişti.8Bu hadisede Selçuklu fetihlerinin ve mefkûrelerinin hedeflerini açık bir şekilde görebiliyoruz. Onlar Bizans'ın başkentindeki harap camiden de haberdardılar ve ellerine geçen ilk fırsatta bu camiyi hürriyetine ve aslî fonksiyonuna kavuşturdular. Selçukluların bu bölgedeki harekâtını anlatan Ermeni tarihçi Mateos: “1055 tarihinde üzerimize öldürücü bir rüzgâr esti. Tuğrul¸ payitahtından hareket edip deniz kumu kadar çok olan askerlerle Ermenistan'a yürüdü. O¸ ateş fışkırtan kara bir bulut gibi hareket edip Erciş'e geldi.”  demektedir. Gaza ve cihad maksadıyla Bizans'ın Doğu topraklarına giren Tuğrul Bey¸ Erciş ve Bargirip Kalelerini alarak Malazgirt önünde ordugâh kurdu. Doğu sınırının esas dayanak noktaları Van Gölü kıyılarındaki kaleler ve müstahkem Ani Kalesi idi. Anadolu'da kesifleşen Türk akınları aralıksız olarak Tuğrul Bey'in vefatına kadar sürmüştür. Bu akınlar Bizans'ın mukavemetini kırma¸ müstahkem kalelerini susturma¸ ileride yapılacak büyük fütuhata ve yerleşme siyasetine zemin hazırlama açısından büyük önem arz eder. Böylelikle Tuğrul Bey Anadolu'yu vatan yapma idealinin öncüsü olmaktadır. Tuğrul Bey'in başarılarının hemen ardından kalabalık Türk kitleleri Anadolu içlerine akmaya başlayarak¸ bölgenin tamamına yayıldılar. Onlarla beraber tedrici olarak İslâmiyet de bölgeye girmiş oluyordu10 ve böylece Anadolu'daki müstakbel İslâm hâkimiyetinin temelleri atılmış oluyordu. Göçebe teşkilatı beyliğinden¸ bir cihan devleti liderliğine uzanan çizgide bin bir sıkıntı ve mihneti dolu bir hayat 5 Eylül 1063 Cuma günü Rey'de tamam oldu. Tuğrul Bey¸ vefatı sırasında Ceyhun'dan Fırat'a uzanan bir devlet¸ ama daha önemlisi kendinden sonra geleceklerin takip edeceği bir mefkûre bırakmıştı.


Tuğrul Bey'in Şahsiyeti


İbn-i Hassul şunları yazmaktadır; “Tuğrul Bey'in şahsında İslâm adaleti yeryüzüne şamil olmuş ve onun ünü şarkı ve garbı tutmuştu… Allah'ın rızasının nerede olduğunu araştırır¸ Allah'ın kullarına merhamet ve şefkat eder¸ mal ve mülke ehemmiyet vermezdi… Kapısına ümit ile gelmiş olan hiç kimseyi boş çevirmemiş ve hiçbir âlimden yüz döndürmemiş ve hiçbir zulme meydan vermemiştir…” İbn Hallikan: “Âlimlere ve din adamlarına saygı ve hürmet onun şiarı hâline gelmişti. Devletini kurarken onların manevî desteklerini ve dualarını alıyor¸ manevî dinamiklerle takviye ediyordu.” Tuğrul Bey¸ fethettiği şehirlere girdiğinde ilk olarak âlimleri ve din adamlarını ziyaret ederdi. Mesela Hemedan'a geldiğinde ehl-i tasavvuftan Baba Tahir'i görmek istemişti. Olayı tarihçi Ravendi'den takip edelim: “Sultan¸ Baba Tahir'in yanına geldiğinde orduyu durdurup¸ atından indi¸ veziri ile yanlarına gidip ellerini öptü. Baba Tahir Sultan'a dedi ki: ‘Ey Türk! Allah'ın kullarına ne yapacaksın?' Sultan dedi: ‘Ne buyurursun?' Baba Tahir: ‘Allah'ın buyurduğu şeyi yap.' dedi ve şu ayeti okudu: ‘Muhakkak ki Allah adalet ve kâmil manada iyiliği emreder.' (42/Şura¸ 11) Tuğrul Bey çok hislendi ve ağlayarak: “Öyle yaparım.” dedi.


Hedefine ulaşmak için her türlü zorluk ve sıkıntıya katlanırdı. Gaznelilerle mücadeleleri esnasında¸ onun günlerce savaş elbiselerini çıkarmadığını¸ kalkanını yastık yaparak uyuduğunu kaynaklar nakleder. Ordusuna çok büyük önem verirdi. Komutan ve askerlerine verdiği kıymet her türlü tasavvurun üzerinde idi. İdaresi süresince ordusuna özel bir ihtimam göstermişti. Selçuklular¸ Afrika dışında İslâm dünyasını birleştirdiler. Diyar-ı Rum'u alarak Anadolu'yu yurt edindiler. Haçlı Ordularıyla en amansız mücadeleleri yaptılar. Tesis ettikleri medreseler¸ kütüphaneler¸ zaviyeler¸ vakıflar ile İslâm dünyasına yeni bir soluk¸ yeni bir heyecan getirdiler ve taze kan oldular.


 


Kaynakça


Erdoğan Merçil¸ Büyük Selçuklu Devleti¸ İstanbul 2011


İbrahim Kafesoğlu¸ Türk Dünyası El-Kitabı¸ Ankara¸ 1974


İbrahim Kafesoğlu¸ Selçuklu Tarihi¸ İstanbul 1972


M. Altay Köymen¸ Tuğrul Bey ve Zamanı¸ İstanbul 1976


M. Altay Köymen¸ Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi. c¸1¸Ankara 1989


Osman Turan¸ ‘Selçuklu Tarihi ve Türk İslam-Medeniyeti' İstanbul 2010


Osman Turan¸ Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi¸ İstanbul 2010


Philip Hıttı¸ ‘Historyof Syria'¸ Londra¸ 1957


Râvendi¸ ‘Rahatü's-Sudûr'¸ (Çev. A. Ateş)Ankara 1957


Urfalı Mateoş Vekayiname¸ Ankara¸ 1962

Sayfayı Paylaş