"SİVASLI BİR MEVLİD ŞAİRİ" ŞEMSEDDİN SİVASÎ HAZRETLERİ

Somuncu Baba

"Ey Hüdâvendi tüvânâ padişâh
Yerde gökte senden özge yok ilâh"


Süleyman Çelebi Hazretleri meşhur Mevlid'ini (Vesîletü'n-necât) 1409 yılında Bursa'da yazdı. Hz. Peygamber (s.a.v.)'i bütün yönleriyle ele alan bu eser¸ eldeki kalemle değil gönüldeki aşkla yazılan muhteşem bir eser olarak edebiyat tarihimizdeki müstesna yerini aldı. Yazıldığı günden bu yana Müslüman evlerin kütüphanelerini bereketlendirdiği gibi gönülleri de besledi ve tesirini hep korudu ve korumaya da devam etmektedir.


Süleyman Çelebi Mevlid'inin bir başka özelliği ise bu türde bir çığır açması olmuştur. Bu sebeple ona nazire sayılabilecek çok sayıda mevlidin yazılmıştır. Türk edebiyatında bu sayının bir hayli fazla olduğu bilinmektedir. Yine farklı dillerde mevlidlerin yazılmış olduğunu da biliyoruz. Bütün bunlara Mevlid'in vesile olduğu dinî tören ve gelenekleri de eklediğimizde onun etki sahasının zamanları ve mekanları aşarak yeryüzündeki bütün Müslüman gönüllere ulaştığını söyleyebiliriz.


Şimdiye kadar yapılan araştırmalar sonunda 70'den fazla şaire ait mevlid nüshası tespit edilmiştir. Mevlid yazan şairler arasında Abdî¸ Abdülkadir Necib¸ Behiştî¸ Murâdî¸ Şemsî¸ Visâlî gibi isimler ilk akla gelenlerdendir. Mevlid şairlerinden birisi de asıl adı Ahmed Şemseddin Ebu's-Sena bin Muhammed Ebu'l-Berekât bin Arif Hasan Ez-Zilî Es-Sivasî olan Şemseddin Sivasî Hazretleri'dir. Bir mutasavvıf şair olarak o da bu türe ilgisiz kalmamış¸ külliyatındaki pek çok eserine bir de Mevlid ilave ederek “Mevlid şairleri” arasına katılmıştır. Fakat eserine geçmeden onun biyografisi ve diğer eserler hakkında da kısa bir malumat vermek uygun olacaktır.


Şemseddin Sivasî Hazretleri 1520 yılında Tokat Zile'de doğmuştur. Zile ve Tokat'ta gördüğü eğitimden sonra İstanbul'da müderrislik yapmıştır. Daha sonra bu vazifeden ayrılarak önce Şam'a gitmiş¸ daha sonra ise Zile'ye dönmüştür. Onu daha sonra Amasya'da görmekteyiz. Burada babasının şeyhi Hacı Hızır'ın halifelerinden Muslihuddin Efendi'ye intisap etmiş¸ şeyhinin vefatı üzerine önce Tokat'a¸ sonra da Zile'ye giderek talebe yetiştirmeye devam etmiştir. Daha sonraki yıllarda ise Tokat'a giderek Abdülmecîd Şirvânî'ye intisap etmiştir. Altı ay kadar şeyhinin yanında kalan Sivâsî Hazretleri¸ icâzet alarak Zile'ye dönmüş ve irşâd faaliyetine burada devam etmiştir. Ardından Sivas Valisi Hasan Paşa tarafından yaptırılan ve bugün Meydan Camii diye anılan camiye vaiz olmak üzere davet edilmiş¸ o da ailesi ve talebeleri ile birlikte Sivas'a gitmiş¸ burada kendisi için yaptırılan dergâha yerleşerek orada zâhîrî ve bâtınî ilimleri öğretmek suretiyle pek çok talebe yetiştirmiştir. Vefatı da 1597 ekim yılının Rabîü'l-evvel ayında burada olmuş¸ Meydan Camii avlusunun kuzey kısmına defnedilmiştir. Onun Halvetiyye Tarikatı'nın kollarından olan ve kendi adıyla anılan Şemsiye Tarikatı'nın kurucusu olarak kabul edildiğini de bu bilgilere eklemek gerekir. Şemseddin Sivasî Hazretleri¸ Süleymannâme¸ İbret-nüm⸠Gülşen-abad¸ Mir'âtü'l-ahlâk ve mirkâtü'l-eşvâ gibi çok sayıda manzum ve mensur eserin sahibidir. Şairlik gücü ise büyük ölçüde Divan'ında kendini gösterir. Bütün şiirleri unutulsa bile:


Vâsıl olmaz kimse Hakk'a cümleden dûr olmadan


Kenz açılmaz ş'ol gönülde tâ ki pür-nûr olmadan



Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk


Padişah konmaz sarâya hâne ma'mûr olmadan


beyitleriyle başlayan şiiri Tasavvuf edebiyatının klasikleri arasında giren muhteşem bir metindir.


Şemseddin Sivasî'nin Mevlid'ine gelince; şüphesiz ki mevlid türü eserler¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'e duyulan samimi ve coşkun bir sevginin eseridir. Bu yüzden bu tür eserler muhtevaları kadar telif sebepleriyle de önem taşırlar. Nasıl Süleyman Çelebi Mevlid'i Hz. Peygamber (s.a.v.)'le alakalı bir olaydan dolayı yazılmışsa onunki de bir olaya bağlı olmasa bile bir duyguya ve niyaza bağlı olarak yazılmıştır. Eserinin “Sebeb-i telif” bölümünde anlattığına göre bir gün gönlüne bir mevlid yazma fikri düşer. Fakat kendi dönemine kadar yazılmış mevlidleri hatırına getirince bir an tereddüt yaşar. O esnada gaipten duyduğu bir ses -ki bu ses¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sesidir- ona “Sana yardım edeyim mi?” der. Kâğıt ve kalem birden elinden düşer. Büyük bir heyecan içinde salât ve selam getirir. Ardından da namazını kılıp uykuya dalar. Rüyasında Hz. Peygamber (s.a.v.)'i ve Hz. Ali (r.a.)'yi görür. Uyandığında kalbi yazacağı mısralarla doludur. Kalpte yazılanın kâğıda dökülmesi ise zor olmaz ve bu eser meydana gelir.


Aktardığımız bu olay¸ bu tarz eserlerin modern idrakin yabancı olduğu bir hususu ortaya koymaktadır. O da şudur. Bu tür eserler¸ tamamen manevî ilhamın eseri olarak vücut bulurlar. Gerek Şemseddin Sivasî'nin gerekse Süleyman Çelebi başta olmak üzere bütün mevlid şairlerinin -bunlara tabi ki naat yazanları da ilave etmek gerekir- eserleri Hz. Peygamber (s.a.v.) aşkı ve manevî ilhamla yazdıkları için zaman ve mekânı aşan tesirlere sahip olmuşlardır.


Semseddin Sivasî¸ 1217 beyitten oluşan Mevlid'ini Nisan 1580'de hitama erdirir. Şüphesiz bu sahada asıl örnek Süleyman Çelebi'ninki olduğu için mevlid yazan diğer şairlerin ondan ilham almaları gayet tabiidir. Bu durum Sivasî için de böyledir denebilir. Fakat bu durum onun eserlerinin özgün olmadığı manasına gelmez. Aynı konuyu işlemeleri dolayısıyla aralarında benzerliklerden söz edilse bile Sivasî'nin Mevlidi'nin kendine özgü bir eser olduğunu söylemek gerekir. Bu özgünlük sadece dilde¸ vezinde değil muhtevada da kendisini gösterir. Fakat bu özgünlüğüne rağmen belki de daha uzun oluşundan dolayı geniş coğrafyalarda değil sadece kendi yaşadığı bölgede şöhret kazanmıştır. Bu durum şüphesiz eserin eksi bir özelliği olarak görülemez. Çünkü ortada Süleyman Çelebi'nin şaheser Mevlid'i vardır. Nasıl yazılırsa yazılsın diğer mevlidler¸ onun yanında yıldızlar mesabesinde kalmak durumundadır. Diğer yandan bu zatların derdi sanat yapmak¸ çok geniş kitleler tarafından tanınmak değildir. Yazmalarındaki temel amaç¸ gönüllerindeki Hz. Peygamber (s.a.v.) sevgisini dile getirmektir. Bu da zaten gerçekleşmiştir. Diğer yandan bölgesel tanınırlık da önemlidir. Nitekim onun eseri yaşadığı bölgede tıpkı Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i gibi şöhret bulmuş bir eserdir.


Şemseddin Sivasî'nin Mevlid'inin diğer eserleri ile birlikte Sivas Belediyesi tarafından yeniden yayımlandığını da burada belirtmiş olalım. Yazımızı¸ eserin “Ahlâk-ı Nebî” bölümünde yer alan şu beyitlerle bitirelim.


Çünkü destûr ile girdin gülşene


Söyle ahlâkından ey şeydâ yine



Haste-i câna şifâdır midhati


Dü cihânda yegdir ednâ himmeti



Saç dehânın şîşesinden hoş gül-âb


Nâfe-i dilden yayılsın müşk-i nâb



Sözleri her derde kânûnu'ş-şifâ


Kim tutarsa bula sıhhatla safâ



Ger murâdınsa cihânda ihtidâ


Gel bugün ahlâkına kıl iktidâ



Zâtı Mahbûb-ı Hüdâ hulku azîm


Adı Mahmûd ü Muhammed hem

Sayfayı Paylaş