OSMANLI'DA İNFAK KÜLTÜRÜNÜN ZARİF ABİDELERİ: SADAKA TAŞLARI

Somuncu Baba

"Sadaka taşları¸ günümüzde fonksiyonunu kaybetmekle birlikte tarihî camilerde ayakta kalan az sayıdaki örnekleriyle¸ Osmanlı kültürünün ve Osmanlı toplumunun ruh ve gönül zenginliğini ortaya koyan zarif nişanlar olarak gurur ve hayranlık dolu bakışları kendisine raptetmeyi sürdürmektedir."


Sadaka taşları¸ ecdadın asalet¸ zarafet ve merhametinin taşa bürünmüş¸ kalıba dökülmüş en güzel numunelerindendir. Osmanlı toplumunda yaygın olan sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örneklerindendir. Sevgi¸ insanlık ve hayır esasına dayanan medeniyetimizin simge yapılarındandır. Toplum yararına hayal ötesi envaı çeşit vakıf müesseseleri kuran ecdadımızın¸ yoksulun izzet ve haysiyetini kırmadan¸ utandırıp rencide etmeden ona yardım etmek ve ihtiyacını karşılamak için bulduğu en ince ve duyarlı çözüm yollarından biridir. Medeniyetimizdeki infak kültürünün zirve uygulamalarındandır.


Sadaka Kültürünün Dinî Temelleri


Yardımlaşma duygusu ve bunun davranışa/amele dönüşmesi fıtrî-insanî olduğu kadar¸ daha çok da dinîdir. Altında yatan en güçlü kaynak dindir. Zira dinimiz¸ Bakara Suresi 148. ayetteki “Hayırda yarışınız.” emriyle ve Peygamber Efendimiz'in “Veren el¸ alan elden üstündür.” beyanıyla bu duygu ve davranışı yüceltmiş ve teşvik etmiştir. Bunların dinimizdeki karşılıkları zekât¸ sadaka ve fitre uygulamalarıdır.


Dinimiz yardımlaşma eylemi sırasında takınılan tavır ve üslûba da çok önem vermiştir. Burada yardım edenin gurur¸ kibir ve riyaya kaçmaması; yardım edilenin de utandırılmaması¸ hor ve hakir görülmemesi üzerinde hassasiyetle durulmuştur.


Allah (c.c.) Bakara Suresi 273. ayette bunun usul ve erkânını şu kutsî beyanlarla insanlığa göstermiş ve öğretmiştir: “Yapacağınız hayırlar¸ kendilerini Allah yoluna adamış¸ bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler¸ iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.” Aynı surenin 264. ayetinde de şu ikazlarda bulunmuştur: “Ey iman etmiş olanlar¸ vermiş olduğunuz sadakaları¸ yapmış olduğunuz iyilikleri başa kakmak ve eziyet vermekle geçersiz kılmayın.”


“Sağ elin verdiğinden sol elin haberdar olmaması gerektiğini” ifade buyuran Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise bir hadisi şerifinde bu hakikate şöyle temas etmiştir: “Yedi zümre insan vardır ki¸ hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde Allah onları kendi arşının gölgesinde barındırır. Bu yedi sınıf insandan biri de sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi olmayan kimsedir.” 


İşte Osmanlı bu ayet-i kerimelerin öğrettiği düsturlara dayanarak¸ bu hadis-i şeriflerin rehberliğiyle hareket ederek dinimizin yardım ve infak emrini pratiğe döküp “Sadaka Taşı” olarak cisimleştirmiş; asırlar boyunca varlığını sürdüren¸ yardımlaşma geleneğimizin ve sosyal hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline getirmiştir. 


Sadaka Taşlarına Neden İhtiyaç Duyuldu?


Başta payitaht İstanbul olmak üzere Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerinde zekât taşı¸ zekât kuyusu¸ dilenci mihrabı¸ hacet taşı¸ ihtiyaçgâh¸ fukara taşı¸ hayrat deliği gibi isimlerle anılan Sadaka taşları¸ genellikle cami¸ tekke¸ medrese avluları¸ çeşme başları¸ sokaklar ve mahallelerin birleştiği köşelere¸ fakir¸ muhtaç ve hasta insanların barındıkları yerlerin önlerine veya yakınlarına dikilmiştir. 


Sadaka taşlarının boyları genellikle bir buçuk¸ iki metre civarındadır. Çoğunlukla silindir ya da kare prizma şeklindeki taştan veya mermerden yapılmıştır. Üst kısımlarında küçük birer oyuk ya da tepelerinde yuvarlak bir boşluk bulunurdu. Normal ölçülerdeki bir insanın göz seviyesinden daha yukarıda olan taşlara birkaç basamakla çıkılırdı. Cami¸ çeşme¸ hastane gibi işlek yerlerde olabildiği gibi¸ sadakayı alanın ve verenin görmeyeceği tenha yerlere de konurdu.


Sadaka taşlarına para bırakmak ve oradan para almak için genelde akşam ve gece saatleri tercih edilirdi. Çünkü hem akşam karanlığı hem sadaka taşının yüksekliği para miktarının görülmesini engellerdi. Sadaka taşlarının bir başka özelliği de sadece para yardımı yapılabilecek tarzda inşa edilmiş olmasıydı. Kimin neye¸ ne zaman¸ ne kadar ihtiyaç duyacağı¸ her zaman net bir şekilde tespit edilemeyeceğinden dolayı Osmanlı insanı¸ ihtiyaç sahiplerine doğrudan para yardımı yapmayı daha doğru ve yerinde buluyordu.


Toplumsal Huzur ve Barışın Sigortasıydı


“Komşusu açken tok yatmak” istemeyen zengin ve varlıklı insanlar¸ gayet anlayışlı¸ düşünceli ve duyarlı bir davranış sergileyerek¸ sadakalarını verirken fakiri incitip rencide edecek bir tavır içerisine girmekten şiddetle kaçınırlardı. Yaptıkları yardımla tanınmaktan¸ övülmekten ve riyakârlığa düşmekten adeta korkarak kaçan mütevazı bir tavır ortaya koymayı da ihmal etmezlerdi. İffet ve vakarından dolayı fakirliğini gizleyenlere¸ ihtiyaçlarını kimseye açamayanlara¸ onların izzet ve şahsiyetlerini zedelemeden meçhul bir elle yardım etmeyi tercih ederlerdi.


Fakirler de bencil ve açgözlü davranmaz; sadece ihtiyaç duydukları miktarı alır¸ gerisini kendileri gibi muhtaç olanlara bırakırlardı. Onların rızkına dokunmaktan ve payına göz dikmekten kaçınırlardı. Prof. Dr. Süheyl Ünver zengin ve fakirdeki bu asil davranışa¸ şu enfes tespitlerle parmak basıyor: “Geçen asırda¸ yolu buraya düşenlerden hâl ve vakti yerinde olanlar¸ mermerin üstündeki çukura bir miktar para bırakırmış. Derdini kimseye açamayan hakiki bir fakir¸ ihtiyacı olunca oradaki parayı alır. O günkü ihtiyacı bir kuruş mu? Yüz para mı? Onu ayırır¸ kalanını¸ kendisi gibi ihtiyacı olanları düşünme terbiyesi icabı çukuruna kor ve meçhul sadakacıya içinin memnunluğunu kalbinden ulaştırır ve dönermiş.”


Osmanlı toplumunda bu tarz yardımlaşma vesileleri aracılığıyla zengin ile fakir arasında dostluk ve kardeşlik köprüleri kurulur; gelir düzeyi ve refah seviyesinde denge sağlanır¸ uçurumlar oluşması engellenirdi. Sosyal adalet sağlandığı gibi toplumsal barış ve mutluluğun da çimentosu sağlamlaştırılmış olurdu.


Ayrıca yardıma ihtiyacı olan kimselerin devamlı surette takip edilip gözetilmesine; açlık¸ fakirlik ve muhtaçlıktan doğabilecek hırsızlık¸ gasp¸ yağma ve isyan gibi kötülüklerin ve sosyal hadiselerin önünün alınmasına da katkı sunardı. Böylece toplumsal huzur¸ emniyet ve güven ortamının tesisine de hayatî katkılarda bulunarak cemiyet hayatının sigortası ya da paratoneri vazifesi görürdü.


Osmanlı'da sadaka taşlarıyla ilgili müstakil vakıflar kurulduğunu¸ sadakaların günlük olarak takip edildiğini ve bu taşların muhafazasıyla görevli kişilerin bulunduğunu da kaydetmemiz gerekir.


Osmanlı Coğrafyası ve İstanbul'daki Sadaka Taşları


Sadaka taşları Osmanlı'nın hâkim olduğu hemen her yerde mevcudiyetini korumuştur. Balkan coğrafyasında görüldüğü gibi Anadolu ve Rumeli'nin en mutena köşelerinde bile yer almıştır. Sadece İstanbul'da 200 civarında taşın olduğundan bahsedilmektedir. Günümüzde Osmanlı döneminden kalan tarihî camilerin bazılarında sadaka taşları varlığını hâlâ korumaktadır. İstanbul'un çeşitli semtlerinde hâlihazırda 30 kadar sadaka taşının hâlen faal olduğu ve koruma altına alındığı bilinmektedir. Hatta İstanbul'da olan ve olması muhtemel olan taşların bir kısmının haritası dahi çıkarılmıştır:


Üsküdar Doğancılar İmrahor Camii yanında; Karacaahmet Sultan Türbesi karşısında bulunan Fethi Ahmet Paşa Camii yanında ve yine aynı bölgede türbenin iki sokak arkasında; Fatih'te Mehmet Ağa Camii'nin yanında ve Aksaray Gazi Süleyman Paşa Çeşmesi'nin sol bitişiğinde; Kocamustafapaşa'da bulunan Sümbül Efendi'de dört tane¸ Kocamustafapaşa¸ Hekimoğlu Ali Cami avlusunda iki tane¸ yine aynı bölgede Yoluş Çeşme Sokağı yakınında; Edirnekapı'da Hoca Kasım Gürani Camii karşısında ve köşesinde; Süleymaniye Camii avlusu içinde iki tane¸ Haliç yönündeki dükkânların arasında; Eminönü¸ Yeni Camii'nin Sultan Hamam yönünde; Karaköy'de Arap Camii'nin Perşembe pazarı yönündeki giriş kapısında ve arka kısımdaki avluda; Karaköy¸ Kemankeş Mustafa Paşa Camii yanında; Laleli'de Laleli Camii'nin¸ Aksaray tarafından girişinde ve Şehzadebaşı girişinde; Nuruosmaniye Camii Cağaloğlu tarafından girişte¸ Cağaloğlu'nda Hacı Beşir Ağa Çeşmesi karşı köşesinde; Eyüp Sultan'daki mezarlıkların arasında; Zal Mahmut Paşa Camii külliyesi avlusunda; Feshane tarafından girişte¸ yol üzerinde dikilmiş olan fidanların arasında; Eyüp Sultan'da Cafer Paşa Medresesi avlusunda¸ Zalpaşa Caddesi üzerinde¸ Hatuniye Dergâhı'nda¸ Nişancı Mustafa Paşa Camii bitişiğinde; Piyer Loti'ye uzanan yol üzerinde. Sultanahmet Camii'nin meydana açılan bahçe kapısının iki yanında¸ Ayasofya Camii girişinde.1


Zarif Gelenek Bazı Yerlerde Yaşatılıyor


Sadaka taşlarının üstlendiği o zarif ve anlamlı görevi¸ aynı kapsam ve yoğunlukta olmasa da günümüzde çeşitli vakıf ve dernekler yürütmeye çalışmaktadır. Son zamanlarda İl Özel İdareleri¸ Belediyeler ve Kaymakamlıklar sadaka taşlarından esinlenerek çeşitli yardım organizasyonlarına imza atmaktadırlar. 


Sadaka taşları¸ günümüzde fonksiyonunu kaybetmekle birlikte tarihî camilerde ayakta kalan az sayıdaki örnekleriyle¸ Osmanlı kültürünün ve Osmanlı toplumunun ruh ve gönül zenginliğini ortaya koyan zarif nişanlar olarak gurur ve hayranlık dolu bakışları kendisine raptetmeyi sürdürmektedir.


Bu noktada İzmir'de Namazgâh semtindeki Kurşunlu¸ Pazaryeri ve Şeyh camileri ile İkiçeşmelik'teki Natürzade Camii'nde Sadaka Taşı hâlâ bulunmakta ve yardımlaşma geleneği yaşatılmaktadır.


Bilecik Belediye Başkanı Selim Yağcı'nın ifadesine göre¸ Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun mimarı sayılan Şeyh Edebali'nin Bilecik'teki türbesinde de sadaka taşı geleneği asırlardır devam ettirilmektedir. 


Öte yandan İstanbul Başakşehir Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı ile Başakşehir Kızılay Şubesinin işbirliğiyle Ocak 2014'te sadaka taşı uygulaması günümüze uyarlanarak “Sosyal Market Projesi” adıyla tekrar hayat bulmuştur. İhtiyaç sahipleri ile hayırseverleri ortak bir zeminde buluşturan proje kapsamında her türlü aynî ve nakdî yardımlar muhtaç kişilere ve ailelere karşılıksız olarak ulaştırılmıştır. Üç ay içerisinde 5 bin 200 ihtiyaç sahibine hizmet verilmiştir. Yardım faaliyetlerinin özellikle Ramazan ayında yoğunluk kazandığı ve ayda 3 bin fakirin ihtiyacının giderilmesinin hedeflendiği¸ projeyi yürüten yetkililerce ifade edilmiştir.2


 


Dipnot


1. Süheyl Ünver¸ “Sadaka Taşları”¸ Hayat Tarih Mecmuası¸ III/11¸ İstanbul 1967¸ s.12-13; Ziya Kazıcı¸ “Osmanlı'da Hayır Müesseseleri ve Sadaka Taşları”¸ İHH Dergisi¸ sayı: 35. Geniş bilgi için bkz. Nidayi Sevim¸ Medeniyetimizde Toplumsal Dayanışma ve Sadaka Taşları¸ İstanbul¸ 2010.


2. Güncel boyutuyla ilgili bkz. Yeni Şafak Gazetesi¸ 25.07.2013; Yeni Akit Gazetesi¸ 25.11.2013; http://www.basaksehir.bel.tr/manset/1825/sadaka-taslari-gunumuze-tasindi Erişim: 16.06.2015.

Sayfayı Paylaş