MUSTAFA TAKÎ EFENDİ (K.S.) VE İSLÂM DÜNYASI

Somuncu Baba

Bütün dünyada var olan Müslümanların bu birlikteliğe davet eden düşünürümüz¸ özelde de bazı devletler içerisinde yaşayan Müslümanlara yapılan haksızlıklara ve sadece Müslüman oldukları için hakarete uğradıklarını düşündüğü Müslüman kesimlere sahip çıkarak onların dertlerini gündeme taşımaya gayret etmiştir. Bu konuda en güzel örneği Rusya'da yaşayan Müslümanlara yapılan zulüm ve haksızlıkları dile getirdiği ‘Rusya'da İslâm'a Baskı Yapmaya Gerek Görenler' isimli makalesi oluşturmaktadır.


Mustafa Takî Efendi¸ hemen hemen dünyanın her yerindeki Müslümanların dertleri¸ sıkıntıları ve bu sıkıntıların çözüm yoları ile gerek siyasî gerek dinî konumu gereği ilgilenmiş son dönem âlimlerindendir. Her şeyden önce o¸ kurtuluş mücadelesi içerisinde olan koca bir millete birlik ve beraberlik çağrısı yapmıştır. Müslümanların ortak paydası olan Kur'ân-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye'ye sımsıkı sarılmakla Müslüman dünyasının sıkıntılarının giderilebileceğini uzun uzun ifade etmeye çalışmıştır.1 Bu gayretlerinde Müslümanların tarih içerisinde yaşadığı zorluklardan örnekler vermiş¸ özellikle sahabenin dinleri uğrundaki mücadelelerini gözler önüne sermek suretiyle birlik ve beraberlik mesajlarını perçinlemeyi amaçlamıştır.2 Şunu hemen belirtelim ki¸ düşünürümüz Osmanlı'nın var olmasını İslâm'ın ve Müslümanların var olabilmesi için bir ön şart olarak görmektedir ve bütün Müslümanları Osmanlı'yı ayakta tutmak için çaba ve gayret göstermeye davet etmektedir.3 Osmanlı'nın yıkılıp dağılmasını İslâm dünyasının yok olması olarak gören Takî Efendi¸ Anadolu'ya sıkıştırılmış olan Osmanlı Müslümanlarının sorumluluk ve görevlerinin arttığını ve ellerinde kalan son fırsatı değerlendirmek zorunda olduklarını söylemektedir.4


Osmanlı Hâkimiyetini Işık Yakıp Arıyorlar


Bütün dünyada kaybedilen topraklar için hassasiyetini şöyle dile getirir: ‘Arnavutlar¸ Boşnaklar¸ Araplar¸ Türklerden ayrıldı. Hem de Müslüman kanı döktürülerek ayrıldı. O ayrılma ile de kalmadı¸ vaat olunan Arap hükümetinin parlak bir hayalden ibaret olduğu meydana çıktı. Irak Suriye'den¸ Suriye Tihame'den ayrıldı. Bütün Müslümanlar Kâbe'lerinden¸ Ravza-ı Mutahhara'larından hicret ettirildi. Bu parçalar da yine kendi içlerinde bir başlarına bırakılmadı. Birer satın alınmış mülk hâline konuldu. Şimdi o ittifak ve istiklâl sevdasında bulunan biçare Arap kardeşlerimiz Osmanlı hâkimiyetini -o İslâm'ın birleştiricisi olanları- ışık yakıp arıyorlar. Fakat heyhat…'5 Diğer bir makalesinde de gerek Anadolu'da ve gerekse de dünyanın başka yerlerinde elden çıkan topraklar için şöyle feryat etmektedir: ‘Hele şu son yarım asır zarfında koca Tunalardan¸ Eflak ve Boğdanlardan¸ Bosna-Herseklerden¸ Belgratlardan¸ Filipinlerden¸ Kosovalardan ve her biri bir padişahlık kadar geniş olan Rumeli vilayetlerimizden¸ Cezayirlerden¸ Tunuslardan¸ Traplusgarb ve Libya'dan olduk. Şu son genel savaşta (I. Dünya Savaşı'nda) vaktiyle Emeviyye ve Abbasiyye gibi büyük İslâm devletlerinin başkenti olan Şam¸ Bağdat gibi ülkelerimizi elden çıkardık. Mütareke denilen ahitnameden¸ sonra da hunhar ecnebilerin gözleri doymadı. Beş yüz senelik başkentimizi (İstanbul'u) işgal ettiler. İkinci payitahtımız olan Edirne'yi ve birinci payitahtımız olan Bursa'yı çiğnediler. O güzel muazzam camiler ile büyük padişahlarımızın münevver türbelerini çiğneyerek hakaret ettiler. İzmir¸ Adana ve Gaziantep gibi taşı toprağı altın bitiren o güzel yurtlarımızı kan deryasına (gölüne)¸ yangın yerine çevirdiler.'6


Müslümanların Dertlerini Gündeme Taşımaya Gayreti


Bütün dünyada var olan Müslümanların bu birlikteliğe davet eden düşünürümüz¸ özelde de bazı devletler içerisinde yaşayan Müslümanlara yapılan haksızlıklara ve sadece Müslüman oldukları için hakarete uğradıklarını düşündüğü Müslüman kesimlere sahip çıkarak onların dertlerini gündeme taşımaya gayret etmiştir. Bu konuda en güzel örneği Rusya'da yaşayan Müslümanlara yapılan zulüm ve haksızlıkları dile getirdiği ‘Rusya'da İslâm'a Baskı Yapmaya Gerek Görenler' isimli makalesi oluşturmaktadır. O bu makalesinde öncelikle Rusların kendi tarihlerini bile bilmediklerini¸ Müslümanları zalim ve gaddar olarak göstermeye çalıştıklarını¸ bunun tam aksinin dile getirilmesi gerektiğini¸ Kırım Yarımadası'nın nasıl Ruslar tarafından ele geçirildiğini düşünürsek bunun daha iyi anlaşılacağını söylemektedir. Ayrıca Rusya'daki Müslümanlara her türlü haklarının tam olarak verildiği iddiasının da palavradan ibaret olduğunu şu sözlerle dile getirmektedir: ‘Müslümanların hayatlarını devam ettirmeleri ve dini inançlarını yerine getirmeleri için; kendilerine tam bir hürriyet verilmiş olduğunu¸ kendi okul ve üniversitelerin de tahsil etmelerine müsaade edilmiş olduğunu açıklıyor. Şu son asrın sonlarına kadar Rusya içinde Müslümanlar adına yeniden bir okul¸ bir üniversite yapılmamış; okul ve üniversitelerin nadiren yetiştirebildiği okur-yazar adamlar aklen ve olması gerektiği kadarının yüzde birini geçmemiş; anlayanlarca bu yüzde birden başkası kâmilen cahil kalmış olduğu Rusya memleketinde yalnız Müslümanlar hakkında ne derecelere kadar hürriyet sunulmuş olduğuna açık delildir. Özellikle Rusya'da hürriyet ve vicdan ilanını müteakip sadece Volga'da kırk dokuz bin insan yalvararak İslâmiyet'e girmiş olmasını ve Rusya'daki Müslümanların¸ hatta vicdanlarının ne gibi baskılara maruz kalmış ve o baskıların eseri olarak İslâmiyet'i senelerce ve belki asırlarca vicdanlarının en gizli köşelerinde saklamaya¸ görünüşte Hıristiyan ismi ve hüviyeti göstermeye mecbur kalmış¸ ne kadar yüz binlerce biçareler bulunmuş olduğuna Rusya'da pek resmi olan ‘İlan Hürriyeti'ni müteakip yalnız bir mahallede kırk dokuz bin miktarının- vicdanlarının iç yüzünü gösterebilmiş¸ yine İslâm olduklarını açıklayabilmiş olmalarına pek açık bir itiraf ve pek açık bir delildir.' 7


Ayrıca burada yaşayan Müslümanların dinlerine yapılan hakaretlerin bilmemezlikten değil¸ bilerek yapılan bir küstahlıktan ibaret olduğunu söylemektedir. Sadece birkaç asır önce içlerinde yaşamaya başlayan Müslümanlarda dil¸ din ve hürriyet namına bir şey bırakmamalarını da onların özgürlük anlayışları olarak aktarmaktadır: ‘Ne kadar insafsızlık ki: Şu isnatta iki en fazla üç asır önce içlerinde aldıkları Müslümanların çoğunda ne din ne dil bırakmış olan bu Ruslar bulunsun hem de Rusya Müslümanlarıyla Osmanlılara karşı olsun. Rusya Müslümanlara karşı ki; asırlardan beri kendilerine koyun gibi tabi bulmuş ve onlara tabi olmak konusunda her türlü varlıklarını feda etmişlerdir. Öyle Osmanlılara karşı ki: Gayr-i müslim vatandaşlarına ettikleri iyi muamelenin sonucu olarak 6-7 asırdır içlerinde her türlü dini ve toplumsal hukuku tamamen hâkim kılarak varlıklarını devam ettirmişler ve onlara sadece acımaktan başka bir şey yapmamışlardır.'8


Lafebeliği Yapanlara Okkalı Cevap


Mustafa Takî Efendi¸ lafebeliği yaparak Müslümanların haklı mücadelelerini haksız bir zemine oturtmaya çalışan zihniyetlerle de mücadele etmiştir. Örneğin¸ İtalya'da bağımsızlıkları için mücadele veren Senûsîler'in mücadelesini terörizm olarak vasıflandırmaya çalışan Ermeni gazetesine cevap vermiştir. Bu gazetenin ‘Cihâd' tabiri ile kasıtlı olarak Müslümanların aleyhine propaganda yaptığını¸ bu kavramdan ne anladığını sorgulayarak şu satırlara yer verir: ‘Siyasî ‘Azâdâmard' bakınız daha neler yazıyor: ‘Serseri bir kabile reisinden siyasî devranda paşalık beklenilemez. Fakat İstanbul'daki siyasî mevki sahiplerinden düşünen kimselerden azıcık da olsa insaflı şeyler duymaya hakkımız vardır. Kuralsız-hatalı düşünceler ve hayaller ortaya atıp da bu geleceği karanlık memleketin geleceğiyle oynamakta onların hiç bir hak ve yetkisi yoktur. ‘Cihat' veya ‘Dinî Savaş' fikrini müdafaa etmek değil¸ ondan bahsetmek bile caiz değildir. Zira kuralsız olduktan sonra¸ bu husus tehlikeden de uzak değildir.'


Ey makale sahibi! ‘Cihat' gibi şer'i kavramlardan olan bir kelimeyi yazacak ve onun içeriğinden bahsedeceksen o kavramın¸ konusunu teşkil ettiği fıkıhtan azıcık olsun okumak¸ anlamak gerekir; bunları yapmıyorsan¸ manasını bilmediğin kelimeden bahsetmemen gerekir. ‘Cihat' Müslüman olmayanları mutlaka öldürmek¸ mahvetmek için değildir. ‘Cihat' dinin¸ vatanın¸ milletin çiğnenmesi ve tecavüzlerden korunmak için dinin emrettiği bir mücadeledir ki; birçok insanî şartlara ve barış içerisinde yaşamaya bağlıdır. Haksızlığa maruz kalan bir vatanda elbette din bir çıkış yolu olur. Bunun için bütün medeni ve vatanî ilkeler içerisinde¸ din ile daha fazla meşgul olup uzmanlaşan bir kısım halk da dinin emrettiği ‘Cihat' kelimesiyle savunma günlerine hazırlanmak istiyor. Ve dolayısıyla Osmanlı yayınlarından bazılarında ‘Cihat' tabiri de arada sırada kullanılırsa büyük bir hata mı edilmiş olur? Bir Müslüman oturdukları diğer vatandaşlarla¸ vatana karşı yapılan haksızlıklardan dolayı müdafaada acele eder ve bu müdafaasını ‘Cihat' tabiri ile dinide bunu kendisine emrederse bu Müslüman¸ savunma gayretini insanlık ve medeniyet adına yapmış olmazlar mı? Yazarın düşündüğü gibi bir taassubu Senûsîlerden ve Osmanlılardan ziyade İtalyanlara atfetmek gerekir ki; geniş Osmanlı toprakları içerisinde kendisine daha yakın¸ istilası daha kolay olan Yunanistan gibi bir Hıristiyan hükümetine caiz ise¸ tecavüz etmeyip de kendisine ırk olarak hiç münasebeti olmayan ve başarısı da yüzde bir derecede uygun olmayan Trablusgarp' a tecavüz etmiştir.'9


Ayrıca biraz düşünülürse Senûsîlerin bu davalarında¸ yani meşru savunma haklarında¸ haklı olduklarını şöyle dile getirmiştir: ‘Osmanlı topraklarını¸ yabancı saldırılarından kurtarmak için İslâm¸ Müslümanları ‘Cihat' tabiriyle müdafaaya davet ettiği gibi; Osmanlılık fikri de hem Müslümanları ve hem de Osmanlı vatandaşlarını vatan menfaati adına Osmanlı bayrağı altına davet eder. Rumların¸ Ermenilerin¸ Bulgarların dinî gerekleri de bu meşru müdafaaya katılmaktan¸ bu ortak davete icabetten kendilerini men etmez¸ zannediyorum. Çünkü onların da kavimleri-menfaatleri¸ din ve mezhepleri İtalyanlardan daha fazla Osmanlılar arasında korunmuştur¸ korunmaktadır. Osmanlının gayri müslim olan diğer milletleri de bunu takdir ederler zannederim. Ancak ‘Azâdâmard' ve ilginç fikirli bazı kimseler Osmanlı Ordusu'nda Trablusgarp'ta bulunsalardı acaba silahı Senûsîler mi yoksa İtalyanlar mı atacaklardı?…'10


Vatan Denilince


Takî Efendi¸ zor şartlar içerisinde varlık mücadelesi vermeye çalışan Girit'i de unutmaz. Girit ile ilgili kendisine Sivas'tan bir zatın okuduğu nutku bir dergide yayınlatmak suretiyle oraya da sahip çıkar. Mustafa Takî Efendi'nin genel fikirlerini ve Müslüman devletler hakkındaki görüşlerini yansıtması açısından bu makalesinin tamamını sizlerle paylaşmak istiyorum:


‘Vatan denilince Anadolu'sunu¸ Rumeli'sini¸ Arabistan'ını¸ adalarını; hepsini¸ farklı toplumlarıyla beraber bir vücut gibi kabul etmeliyiz. Bir vücudun herhangi bir parçası kesilse -isterse en küçük parçası olsun- diğer bütün organları hep birden sızlar bu acıyı hepsi hisseder; ölürse hepsi birden ölür¸ yaşarsa hepsi birden yaşar. Bilindiği gibi eksik organla yaşamak ölmekten daha kötüdür. İşte Osmanlı toplumunun en önemli organlarından birisi de Girit'tir. Bugün Girit işgal edilir¸ elden giderse yarın aynı şey diğer bir organımızın başına gelecektir. Allah korusun ilerleye ilerleye Osmanlı yıkılacaktır. Müslümanlık ise… Ey Müslümanlar! Kardeşler! Bugün Osmanlı ile beraber vardır. Osmanlı ortadan kalkarsa İslâm Fas'ta mı¸ Hint'te mi nerede hayat bulabilir? Bugün İslâm ümmetinin hayat unsurunu sağlayan en önemli uzvu¸ yüce Osmanlı Devleti'dir. Osmanlı ile İslâm birbirleriyle öyle özdeşleşmişlerdir ki damar ile kan gibidirler. Birinin mahvolması diğerinin de mahvolması demektir. Bugün Girit Müslümanlarına yapılan hakaret bize yapılmış değil midir? Bize değil denilirse¸ yarında bize yapılmayacak mı? Sorusuna muhatap oluruz. İşte bu gerçeği-Hamd olsun- bugün bütün Müslümanlar ve hatta diğer milletlere mensup bütün Osmanlı vatandaşları anlayarak fikir alış verişinde bulunmak için buraya toplanmışlardır.


Girit asırlardan beri yüz binlerce Müslüman kanıyla yoğrulmuş¸ ta İslâm'ın ilk yıllarında fethedilmiş mübarek bir adadır. Hâlbuki Sasani Devleti ile savaşan sahabe-i kiram Sasani ikliminde bir çuval toprağı arkalarına alıp¸ bütün ülkenin fethine kadar bu emaneti -ülkeyi fethetmeyi- mukaddes bir görev addetmişlerdir. İlk Müslümanların¸ ecdadımızın bu durumları bilinmektedir¸ biz de onların arkasından gelenleriz; Girit gibi bir adayı değil vatanımızın bir taşına karşılık bütün varlığımızı veririz. Önde giden ise her zaman âlimlerdir. İslâm'ın¸ Osmanlı'nın ta başından beri hangi bir büyük savaş olsa önde âlimler vardı. Her başarı âlimler ile sağlandı. Hiçbir kural ve düzenin olmadığı dönemlerde en büyük işkenceler âlimlere yapıldı¸ buna karşılık¸ meşrutiyetin oluşmasını ve ilan edilmesini hazırlayanlar da âlimlerdi. 31 Mart olayında âlimlerin dinî uyarıları olmasa idi vatana hâkim olmamız düşünülemezdi. Biz de Girit için ve hatta en küçük Osmanlı köyü için bütün milleti arkasına düşürüp ‘Ya şehitlik! Ya gazilik!' diye tekbir alarak gidecek olan âlimleriz. Yaşasın âlimler! Yaşasın büyük hilâfet! Yaşasın Osmanlı! Var olsun Girit! Allah başarıya ulaştırsın!'11


Takî Efendi'nin bütün bu ifadelerinden anlaşılmaktadır ki¸ kendisi Osmanlı İmparatorluğu'nun devamını¸ İslâm'ın hayatiyeti açısından son derece önemli görmüş¸ birlik ve beraberlik içerisinde bu anlayışı ayakta tutmaya Müslümanları davet etmiştir. Kendisi bu birliktelik fikrinden hareketle dünyanın her tarafındaki Müslümanların sıkıntıları ile ilgilenmiş¸ onları madden ve manen sıkıntı içerisinde bırakmaya çalışanlara karşı net olarak tavrını koymuştur. Bu şekilde ileri görüşlü bir âlim ve dirayetli bir siyasetçi olarak dünyanın her yerinde var olan Müslümanların dertleri ile dertlenip çözüm yollarına ulaşmaya çalışmıştır.


 


Dipnot


1. Mustafa Takî¸ Hitabe¸ Sebilürreşad¸ c.19¸ sayı:487¸ Yıl:1337¸ s.203-204; Takî¸ Hitabe¸ Sebilürreşad¸ c.19¸sayı:489¸Yıl:1337¸ s.226-227.


2. Takî¸ İslam Fedakârlığı¸ Sebilürreşad¸ c.20¸ sayı:527¸ Yıl: 1339¸ s.218-219; Takî¸ İlk İslam Taraftarlarının Fedakârlığı¸ Sebilürreşad¸ c. 20¸ sayı: 517¸ yıl: 1338¸ s. 266-267.


3. Takî¸ Girit İçin¸ Beyânü'l-Hak¸ c.3¸ sayı: 65¸ yıl:1328¸ s.1299.


4. Takî¸ Hitabe¸ Sebilürreşad¸ c.19¸ sayı:487¸ yıl:1337¸ s.203.


5. Takî¸ Hitabe¸ Sebilürreşad¸ c.19¸ sayı:487¸ yıl:1337¸ s.203-204.


6. Takî¸ Artık Uyanmalıyız¸ Sebilürreşad¸ c.19¸ sayı: 479¸ yıl:1337¸ s.116.


7. Takî¸ Rusya'da İslâm'a Baskı Yapmaya Gerek Görenler¸ Sırat-ı Müstakim¸ c.6¸ sayı:156¸ yıl:1327¸ s.412.


8. Takî¸ Rusya'da İslâm'a Baskı Yapmaya Gerek Görenler¸ s.413.


9. Takî¸ İslam'da Cihat¸ Sırat-ı Müstakim¸ c. 7¸ sayı: 172¸ yıl:1327¸ s.245.


10. Takî¸ İslam'da Cihat¸ s.246.


11. Takî¸ Girit İçin¸ Beyânü'l-Hak¸ c.3¸ sayı:65¸ yıl:1328¸ s.1299.

Sayfayı Paylaş