BİZİ BEKLEYENLER VAR (SILA-İ RAHİM)

Somuncu Baba

"Her bireyin mensup olduğu bir ailesi ve kabilesi vardır. Akrabalarımızı biz seçmedik. Onlar da bizi seçmedi. Bize daha dünyayı tanımaya başladığımız günden beri¸ bu senin amcan¸ bu dayın¸ bu halan ve teyzen denildi. Bizim örfümüzde¸ din ve ahlak anlayışımızda büyüklere saygı küçüklere de sevgi ve merhametle muamele esastır."


Akrabalarımız¸ kan bağı ile yakın olduğumuz¸ babamız¸ annemiz¸ dedelerimiz ve ninelerimizin yakınları olan kimselerdir. Akrabalarla iyi geçinmek¸ dara düştüklerinde yardımına koşmak¸ acısını paylaşmak¸ iyi gününde tebrik ederek sevincini paylaşmak hem insani hem de İslâmî görevlerimizdendir.


Başta anne¸ baba¸ dede¸ nine ve kardeş olmak üzere amca¸ hala¸ dayı¸ teyze ve bunların çocuklarından oluşan yakınlarımızdır. Baba ve anne tarafından dedelerimizin kardeşi ve onların çocukları ve torunları birkaç göbek ileride birleşen kabilenin mensupları uzak da olsa akrabalarımızdırlar. 


İnsanoğlu¸ Hucûrat Sûresi 13. ayette de belirtildiği gibi daha kolay tanışmaları¸ bilişmeleri ve kaynaşmaları için kabile ve boylara ayrılmıştır. Söz konusu ayet-i kerimede insanların Allah tarafından kabile ve boylara ayrılmalarına “tanışmak/kaynaşmak” gerekçe gösteriliyor. 


Her bireyin mensup olduğu bir ailesi ve kabilesi vardır. Akrabalarımızı biz seçmedik.  Onlar da bizi seçmedi. Bize daha dünyayı tanımaya başladığımız günden beri¸ bu senin amcan¸ bu dayın¸ bu halan ve teyzen denildi. Bizim örfümüzde¸ din ve ahlak anlayışımızda büyüklere saygı küçüklere de sevgi ve merhametle muamele esastır.


Bakara Suresi 27. ayette yeryüzünde bozgunculuk çıkaran¸ verdiği sözde durmayan fasıkların vasıfları sıralanırken fasıkların¸ “Allah'ın ziyaret edilip hâl ve hatırlarının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçme” eylemlerine de yer veriliyor.  Demek ki¸ akrabalık ilişkilerini koparmak bir fasıklık alametidir. 


Akrabalarımız arasında örnek alınacak çok değerli şahsiyetler olduğu gibi¸ ailenin yüz karası diyebileceğimiz kimseler de olabilir. Allah'a karşı küfür ve isyan hâlinde olanlar¸ çok yakın akrabalarımız da olsalar bizden değildir: 


Allah¸ Nuh (a.s.) kavmini helak etmeye karar vermiş ve bir gemi yapımını emretmişti. Gemi tamamlandıktan sonra¸ “(Canlı çeşitlerinin) her birinden iki eş ile aleyhine söz geçmiş olanlar dışında-aileni ve iman edenleri gemiye yükle.”  şeklinde Nuh (a.s.)'a vahyedilmişti. Nuh (a.s.)¸ gemiye binmeyen ve gözü önünde boğuluşunu gördüğü oğlu için Allah'a¸  beşerî bir duygu ile; 


“Ey Rabb'im! Şüphesiz oğlum da ailemdendir ve senin vadin ise  haktır.” dedi.  Allah da şöyle cevap verdi: “Ey Nuh! O¸ asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir.” (11/Hud¸ 40¸ 45-46)


Burada ince bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekir. Allah'a karşı küfür ve isyan hâlinde olan akrabalarımız¸ babamız dahi olsa veli ve dost anlamında bizden sayılmıyorlar¸ bununla birlikte eğer onlarla akrabalık vesile edilerek bir bağlantı kurulabiliyorsa bunu da değerlendirmek gerekir. “Çıkmayan candan umut kesilmez” derler. Eğer dalalet üzere olan bir akrabamızla bütünü ile selamı sabahı kesersek onu azgın nefsi ve şeytanı ile baş başa bırakmış oluruz ki şeytanın da istediği budur. Böylece o akrabamıza kötülüğün en büyüğünü de yapmış oluruz. Akrabalık duygusu ile insanî ilişkimizi devam ettirebilirsek¸ günün birinde hidayetlerine vesile olacak bir fırsatı da elde edebiliriz. 


Akrabalık Bağının Dinî Değeri ve Gereği


Bir hadis-i kudside; “Rahmı ben yarattım¸ onu kendi ismimden türettim. (Rahman ve Rahim) Akrabalık bağlarını gözetenlere ben rahmet ederim. Bunu gözetmeyenlerden de rahmetimi keserim.”  (Tirmizî¸ Ebu Davud (Seçme Hadisler¸ Hadis No:101)  buyruluyor. 


Akraba ziyareti¸ önem itibarı ile İslâm'ın beş şartından sonra yer alır. İslâm'ın beş şartı¸ Allah'a karşı kişisel vazifemiz¸ akraba ziyareti¸ yakınlarımıza karşı sosyal vazifemizdir. 


Ebu Zer el-Gifari¸ Halilim ve çok sevdiğim (Rasûl-i Ekrem) bana şunları tavsiye etti dedi: 


1. Dünyalıkta kendimden aşağı olana bakmayı¸


2. Yoksulları sevip onlara yakın durmayı¸


3. Arka çevirseler bile sıla-i rahim yapmayı¸


4. Allah rızası uğruna¸ yericilerin yermelerine aldırmamayı¸


5. Acı da olsa doğru ve hakikati söylemeyi¸


6. Cennet hazinelerinden biri olduğu için 


“La havle velâ kuvvete illa billahi'l-aliyyi'l-azim”  demeyi¸ tavsiye etmiştir.


“İnsanların en hayırlısı¸ akrabayı ziyaret eden ve emr-i bi'l-ma'ruf yapan kimsedir.” 


Bu husustaki diğer bazı  hadis-i şerifler mealen şöyledir:


“Sadakanın en eftali¸ kendisine düşmanlık hissi besleyen fakat bunu içinde saklayan akrabaya verilen sadakadır.”


“Gerçek iyilik¸ kendisinden alakayı kesen akrabayı ziyarettir.” Yani gelmeyene gitmektir. 


“Sana gelmeye git¸ sana vermeyene ver¸ sana haksızlık yapanı affet. İşte büyüklük burada. Bunları yapanın hesabı kolay olur ve Allah onu cennetine kor.”


Akrabaların Birbirine Karşı Görevleri ve Akrabalık Hukuku 


Kendi akrabalık bağlarınızı ve çevrenizdeki insanların akrabaları ile olan ilişkileri dikkatle incelerseniz en fazla problemin akraba ve komşular arasında olduğunu görürsünüz. Bunun sebepleri:


a) Hak ve hukuka riayetsizlik¸


b) Kıskançlık¸


c) Bencillik¸


d) İlgisizlik¸


e) Değer vermeme¸ önemsememe¸


Bazıları uyanıklık yaparak¸ fırsatları değerlendirerek aile ve akrabalar arasında kendi lehine ve diğer aile üyeleri aleyhine avantajlar elde etmeyi marifet sanır. Oysa bu fırsatçılık¸  hak ihlaline ve yeni problemlere yol açar. Diğer akrabalar bu durum karşısında enayi durumuna düşmek istemez ve tartışma başlar. 


Bazıları¸ akrabasının gerek maddî ve gerekse meslekî alanda ilerlemesini çekemez. Bir yakınımızın ilerlemesi bizi sevindirmelidir hâlbuki. Çünkü onun ilerlemesinin başka akrabalar olmak üzere herkese faydası olabilir.


Bencillik de bütün insanî ilişkilerde hem sahibini küçük düşüren¸ hem de sağlıksız diyaloglara yol açan bir kişilik bozukluğudur. 


Bazıları kendi özel işlerine ve sorunlarına o kadar yoğunlaşır ki¸ bırakın akrabayı¸ aile fertleri ile ilgi alakasını bile askıya alır. 


Akrabalar arasında görülen yaygın hatalardan biri de¸  uzaktaki parlak kişiliklere öykünme¸ kendi yakınını önemsememe ve değer vermemedir. Bu da karşılıklı soğukluğa yol açar. Bunun sebebi psikolojiktir. İnsan hatası ile sevabı ile kendi yakınını daha iyi tanır. Sıkça karşılaştığı için akrabası onun gözünde sıradanlaşır. Sıradan birine de pek önem verilmez. Oysa birine önem vermemiz için¸ onun akrabamız olması yeterlidir. 


* Akrabalar birbirini haklı olduğu konularda ve davalarda mutlaka desteklemelidir. Haksız olduğu konularda ise ikna yolu ile gerçeği görmesine yardımcı olmalıdır.


* Maddî yönden dara düştüğünde imkânlar ölçüsünde desteklenmelidir.  Özellikle gayr-i menkul alışverişlerinde akraba tercih edilmelidir. 


* Akrabalar birbirlerinin zaaflarını başkalarına anlatmamalıdır. 


* Akrabalar birbirini arada haklı bir sebep olmadığı sürece sevmeli¸ sevincinin ve tasasını paylaşmalıdır. 


* Akraba sevgisi kabileciliğe¸ etnik ayrımcılığa dönüştürülmemelidir. “Bizim kötümüz başkasının iyisinden iyidir.” anlayışı doğru değildir. 


* Akrabalarımızı belli periyotlarla özellikle bayramlarda¸ özel günlerde ziyaret etmeliyiz. Gidemediğimiz zamanlarda da telefonla¸ elektronik posta ile arayarak kendilerini unutmadığımız belli etmeliyiz. Birçoğumuz tatil deyince¸ tatil beldelerine gitmeyi anlıyoruz. Akraba ziyareti akla bile gelmiyor. Aramızda torunlarından birbirini tanımayanlar bile vardır. Amcazadelerden birbirini tanımayanlar da bir hayli fazla. Böyle bir durum bizi en azından mahcup etmelidir. 


* Akrabalarımızı¸ düğünlerde¸ cenazelerde¸ bayramlarda¸ başlarına bir musibet geldiğinde ve hastalandıklarında mutlaka ziyaret etmeli¸ üzerimize düşen bir görev var mı¸ diye sormalıyız. 


* Akrabalarımızdan ailesini kaybeden ve kimsesiz kalan varsa sahiplenmeli¸ bakımını üstlenmeliyiz. Sokakta yaşayan insanlara rastlıyoruz. İnsan sormadan edemiyor: Bu insanın hiçbir yakını yok mu diye. 


Allah¸ kendilerinden utanacağımız akrabalarımızı ıslah eylesin¸ kendileri ile iftihar edeceğimiz akrabalarımızın sayısını çoğaltsın inşallah.

Sayfayı Paylaş