KALEM SOHBETLERİ

Somuncu Baba

Kalem ile insan arasında bir kader bağı vardır. Ne yazık ki insanoğlunun değerini bir türlü anlamadığı kalem ile kuyusunun kazıldığının farkında değildir. O kalem ki mahşer gününde Mizana koymak için insanın bir deftere günahını¸ bir deftere de sevabını yazmaktadır.


Kalem ile insan arasında bir kader bağı vardır. Ne yazık ki insanoğlunun değerini bir türlü anlamadığı kalem ile kuyusunun kazıldığının farkında değildir. O kalem ki mahşer gününde Mizana koymak için insanın bir deftere günahını¸ bir deftere de sevabını yazmaktadır.


İnsan gibi renklisi ve renklisi olan kalem zaman zaman kılıçla yarışır. Ülkeleri kılıç fethederse de¸ düzenleyen kalemdir.


Bazı diller kılıcı keserse de¸ kalem kılıçtan keskindir; dili de keser¸ beyinsiz kafaları da.


Kalemin faziletini saymakla bitiremeyiz. Kalem kaşıyla sürme olan kalem; zaman gelip zırhlara bürünüp arenalarda boy gösteren Gladyatör'ün kılıcı¸ kalkanı olur¸ kavgaya girer; bunun adına kalem savaşı derler. Edebiyatımızda ve tarihte ve tarihimizde böyle pek çok savaş görülür.


Kalem hiç hasretlik çekmez mi? Çekmez olur mu? Onun kâğıtla birleştiği zaman biraz olsun hasreti diner. Bazen de Hürrem Sultan'ın ifadesiyle; denizler mürekkep¸ bütün ağaçlar kalem olsa ayrılığın ve hasretin açıklamasını yapamazlar.


Önemli olan kalemi usta bir silahşörün kılıcı veya bir ressamın fırçası gibi kullanmaktır


Bu kalemşörlerden biri de Kayserimizin bağrından yetişen ve daha çok tenkit konusunda usta olan eğitimci şair yazar Bekir Oğuzbaşaran'dır. Oguzbaşaran son zamanlarda kendisini tamamen şiire vermiştir. Yazdıkça da açılmakta¸ dizeleri (mısraları) daha da güzelleşmekte¸ bahar güneşi gibi içimizi ısıtmaktadır.


40 yılı aşkın Edebiyatın ve sanatın içinde olan ve oluklarından su yerine nesir ve şiirlerini akıtan Oğuzbaşaran'nın 13 kitabının 8'si şiirdir. Son kitabı ise¸ her zaman olduğu gibi güzel bir kapak içinde Konya Nüve Yayınlarından çıkan “Kalem Sohbetleri”dir.


Kitaplarına isim bulmakta çok mahir olan Bekir Bey'in 214 sayfalık bu güzel çalışması iki¸ hatta üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölüm kendisinin yazdıkları¸ ikinci bölüm daha önceki kitapları hakkında yazılanlara ayrılmış. Son bölümde şimdiye kadar yayınevince çıkan kitapları yeniden tanıtılmıştık ki¸ bu bölüm kitaba ayrı bir çeşni katmıştır.


Tarih ve Edebiyatımızda Çanakkale deniz ve kara savaşları destan içinde bir destan¸ milletimizin ateşle imtihanıdır. Çanakkale Destanımız Milli Mücadelemizin de bir bakıma tapusu ve kapısıdır.


Oğuzbaşaran'ın nefis üslubu ile¸ “Çanakkale¸ tarihimizin fetih ve taarruz devirleri sona erdikten sonra Mehmetçiğin kanıyla yazdığı en büyük destanlardan biridir. Hatta birincisi. Plevne bir savunma savaşıdır¸ ama Çanakkale ve mahiyeti daha da başkadır. Çanakkale'de dünyanın en büyük ordu ve donanmalarına¸ en kalabalık ve o günün en modern silah ve teçhizatıyla donatılmış son Haçlı ordusuna karşı vatan savunulmuştur.


Bu büyük zafer Batı'nın öteki yüzünün çirkinliğini ortaya koymuş¸ mağrur düşmanın onuru incitilmiş¸ Mehmetçiğin atalarına layık olduğu bir daha teslim edilmiştir…”


Bekir Bey¸ daha nice güzel ve anlamlı cümleleriyle Çanakkale Destanı'na geniş yer verdiği kitabını¸ şair devlerimizin şiirleri ile de harmanlayarak ibret¸ dehşet ve nice güzelliklerin koyun koyuna yaşandığı sahneleri bir sinema filmi gibi kamerasına çekmiştir.


Büyük bir kısmın şiir günlerine ve aramızdan biraz erken ayrılan şair ve yazar Ümit Fehmi Sorgunlu¸ Mustafa Mirasoğlu ve Aydemir Doğan'a ayrılmış kitapta¸ onların çalışma ve kişiliklerine geniş bir şekilde yer verilmiştir.


Oguzbaşaran'a göre Konya denince ilk akla gelenler: Tahıl ambarı olmasının yanında¸ manevi varlığımız¸ tasavvuf dünyamızın piri ve sultanı Mevlân⸠babası Bahaeddin Veled¸ Sadreddin Konevî ve Mevlânâ'yı hem yakan¸ hem yanan Şemsi Tebrizî gelir.


Âşıklar bayramının temelini atan şair yazar Feyzi Halıcı¸ Bekir Sıtkı Erdoğan¸ Asya kadar büyük Bayrak şairimiz Arif Nihat gelir.


Yine Konya'nın sembolü Meram bağları¸ Selçuklunun kalbinin attığı¸ bağrında nice eserlerin yattığı Alaeddin Tepesi gelir.


Bekir Bey'e göre Niğde denilince de akla gelen Faruk Nafiz Çamlıbel'in “Han Duvarları” ve Bekir Sıtkı Erdoğan'ın “Hancı” şiirleri akla gelir.


Niğde denince 80 yaşında aramızdan ayrılan sevgili dostum ve ağabeyim Merhum İlâhiyatçı yazar Ahmet Vehbi Ecer¸ mutasavvıf şair Kuddisi Baba akla gelir.


Niğde denince misk kokulu elması¸ bağları¸ bahçeleri ve meşhur gazozu akla gelir.


Nefis bir kapak içinde bir inci güzelliğinde olan Kalem Sohbetlerini üç beş kırık cümle ile anlatmaya çalıştığımız bu eseri ile dostum Bekir Oğuzbaşaran'ı tebrik ediyor¸ kendisine sağlık¸ esenlik ve mutluluklar diliyorum…

Sayfayı Paylaş