HALVETİYYE DEVRÂNI

Somuncu Baba

"Topluca yüksek sesle okunan özel tavırlı salavâttan sonra şeyhin¸ ‘Yâ Allah Hû' veya ‘Allah Yâ Hû' yahut ‘Hû Mevlâm Hû' şeklinde seslenmesiyle devrânî zikre başlanır."


Halvetiyye devrânı iki aşamalıdır. Devrân önce oturarak başlar. Meydan açılıp oturarak yapılan birinci aşama bitirildikten sonra şeyhin ellerini yere vurarak kalkması ile topluca ayağa kalkılır ve kalabalığa göre iç içe geçmiş halkalar oluşturulur. Şeyh de halkaya dâhildir. Zikre ilâhi okuyarak ve vurmalı sazları çalarak eşlik edecek olan zâkirler¸ kendilerine ayrılmış olan zâkir maksûresinde veya halkanın ortasında yer alırlar. Yere serili postlar meydancı ve yardımcıları tarafından toplanır. Önce cumhur ilâhi okunur. Bazen ilâhinin sonunda nutuk/güfte sahibi için Fâtiha okunur. Bundan sonra şeyhin üç kez “İsm-i Pâk¸ Cism-i Pâk¸ Nesl-i Pâk Hz. Muhammed Mustafa râ Salavât” demesi ile topluca yüksek sesle okunan özel tavırlı salavâttan sonra şeyhin¸ “Yâ Allah Hû” veya “Allah Yâ Hû” yahut “Hû Mevlâm Hû” şeklinde seslenmesiyle devrânî zikre başlanır. Dervişler sağ elleri yukarıya¸ sol elleri aşağıya bakar şekilde el ele tutuşurken birbirlerinin ellerini öperek¸ sol tarafa doğru dairesel yürümeye başlarlar. Bu sırada başlarını da adımlara uygun olarak sağa ve sola çevirirler. Her adımda bir kez olmak üzere “Hû” ismi tekrar edilmeye başlanır. Sol ayak sola atılırken sağdan sola doğru döndürülür ve “Hû” denir. Bedenin ağırlığı sol ayak üzerine verilip sağ ayak solun yanına çekilirken baş sağa döndürülür ve nefes alınır. Devrân halkası böylece yürümeye başlar. Zâkirler üçüncü “Hû” ile birlikte zikrin perde ve ritmine uygun bir ilâhi okumaya başlarlar. İlâhinin güfte sahibinin ismi okunduğunda¸ şeyh ellerini yere vurarak ve ritmi biraz ağırlaştırarak “Hayy” diye seslenir ve işaretle dervişler “Hû” ismi yerine “Hay” ismi zikrine geçerler. “Hayy” zikri çekilirken dervişler el ele tutuşmayı bırakıp sol kollarını solundakinin sol omuzuna¸ sağ kollarını da sağındakinin beline koyarlar. Buna “kol atmak” denir. “Hayy” ismi zikrine başlandığında zâkirler; bendir¸ mazhar¸ kudüm¸ halîle ve nevbe gibi vurmalı ritim sazlarını çalmaya başlarlar. Nevbenin eğer varsa misafir şeyhlere¸ halîlenin de Hz. Peygamber (s.a.v.)'in torunları olan seyyidlere ikram edilmesi bir tarîkat terbiyesi ve edebidir. Muharrem ayında yapılan âyinlerde saz kullanılmaması da Hz. Hüseyin ve Kerbelâ şehidlerine duyulan saygının bir ifadesi olarak yine tarîkat edebi ve erkânı gereğidir. “Hayy” zikrine geçildiğinde şeyh ve halîfeler tâc-ı şeriflerini ve hırkalarını çıkarırlar. El ele tutuşulduğu zaman iki eli de aşağıya doğru olarak iki yanındakinin elini tutmakta olan şeyh¸ kol atıldığında iki kolunu birden iki yanındakinin omuzuna atar. Veya isterse halkadan ayrılıp yüzü kıbleye dönük olarak ve “kutup-hâne” denen zikir halkasının ortasında yer alarak âyini idare edebilir. Türbeli meydan denen ve o tekkenin eski şeyhlerinin türbelerinin tevhîd-hâne ile bitişik olduğu tekkelerde¸ şeyhin yüzü bazen kıbleye¸ bazen sandukalara doğrudur. Zâkirbaşı¸ eğer halkaya katılmış ise kol atılmakla birlikte halkadan ayrılıp devrândan çıkar ve zâkir maksûresine gider. Kıyam âyininde olduğu gibi kıyâm reisine benzer bir görevli¸ devrânda yoktur. Devrânın yürütülmesi ve idaresi bütünüyle şeyhe aittir.


Zikir ve devrân devam ederken¸ zâkirler ilâhi okumayı ve ritim vurmayı sürdürürler. Ritim kendi içinde ve genellikle ilâhiden ilâhiye geçerken yavaş yavaş hızlanır. Devrân hızlandığında ayak atma tavrı da değiştirilir ve sol ayağın yanına çekilmekte olan sağ ayak¸ artık sol ayağın arkasına atılır. Yani sağ ayak halkanın içine¸ sol dışına doğru atılmış olur. Okunmakta olan ilâhilerin arasında bir zâkir tarafından kısa kasideler okunarak taksim yapılır. Gereğinde taksimle makam da değiştirilir. “Hayy” zikri kalbîye döndürülebilir¸ kalbî zikirde taksimler “ney” ile de yapılabilir. Taksimler genellikle kutup-hânede ara sıra da zâkir maksûresinde yapılır.


Devrânın temposu arttığında şeyh ayaklarını yere vurarak devrânın hızını yavaşlatır. Esmâ okuma tarzı değiştirilir¸ “Hayy” sesli¸ “Allah” zikri kalbî halde okunur. Devranda daha çok “Hû” ve “Hay” isimleriyle zikir gerçekleşir. Ancak “Hû” ve “Hayy” zikirlerinin okuma tarzları değişiktir. Mesela Devrânî İlâhisi diye tanınan özel besteli “A sultanım sen vâr iken” ilâhisi okunduğunda terennüm bölümünde “Ya Hay” diye ayak vurularak¸ öteki bölümlerde “Yâ” demeden “Hay” ismine devam edilerek devrân sürdürülür. Devrân¸ bazen Bedevî Topu'yla bitirilir¸ bazen de şeyhin “İllallah” diye seslenmesiyle biter.


Devrân bittiğinde zikreden dervişler kıble tarafı açık kalacak şekilde hilâl biçiminde sıralanırlar. Şeyhin işaretiyle ikişerli söyleyiş halinde “Hû” isminin zikri başlar¸ bu sırada zâkirler özel bestesiyle “Lâ ilahe illallah Muhammed Rasûlullâh. Sâllâllahu aleyhi ve sellimû teslîmâ”yı okurlar. Bunun bitiminde bir zâkir devrânda okunan ilâhilerin makamı ile özel bitiş duasını okur. Duanın bitiminde şeyhin “İllâ Hû” sesi ile “Hû” zikrine son verilir. “Hû” zikri sonrasında oturulup okunan Kur'an-ı Kerim dinlenir¸ kısa bir dua yapılır ve “Fâtiha” denir. Misafir şeyhlere ya da görev ve kıdemlerine göre halîfelere “Fâtiha” demeleri ikram olunur. Daha sonra hep birlikte salavât ve tekbir okunur. Tekbirden sonra gülbank çekilir. Gülbankı şeyh veya ikram ettiği kişi çekerken¸ hazır bulunanların hepsi sesli olarak “Allah Allah” diyerek gülbankı dinlerler. Gülbankın sonunda “Dem-i Hazret-i Pîr” denildiğinde¸ hep beraber “Ya Allah Hû” denilip yer öpülerek ayağa kalkılır. Türbeli tekkelerde topluca türbeye doğru dönülüp Fâtiha okunur. Sonra şeyhin yüksek sesle verdiği selâm¸ her tarîkatın kendi usûlüne göre Ser-tarîk ve Aşçıbaşı gibi görevlilerden biri tarafından yüksek sesle alınır. Öteki kişiler sessizce selâm alırlar. Daha sonra sessizce ve saygılı bir biçimde tevhid-hâneden çıkılır. Bazen de¸ “İllâ Hû”dan sonra oturulmadan ayakta gülbank çekilip âyine son verilebilir.1


Halvetiyye'nin kolları arasında devrânın icrası kısmen değişiklik arzedebilmektedir. Mesela Halvetîliğin siyâsî kolunda¸ âyin sırasında devrâna kalkıldığında dervişler önce kendi etraflarında dönerek semâ ederler¸ daha sonra devrân halkası oluşturulur. Semâ etme sırasında “Hay Allah” diye zikredilir.2


Halvetîliğin Sünbülî kolunda Kocamustafapaşa'daki Sünbül Efendi Tekkesi'nde her hafta devrâna kalkılırken hep aynı ilâhi okunmuştur. “Safha-i sadrında dâim âşıkın efkârı Hû” diye başlayan Cemaleddîn-i Halvetî'ye ait bu ilâhinin her beytinin sonunda perde yükseltilir ve ritim hızlandırılır. Güftenin sonunda “Şeyh Cemâlî” sözüne sıra geldiğinde “Hû” ismi “Hayy”a çevrilir. Daha sonra Halvetî devranı aynen sürdürülür. 10 Muharrem günü öğle namazından sonra¸ İstanbul ve civarından gelen misafir şeyh ve dervişlerle birlikte kılınan namazdan sonra mevlid¸ mersiye ve Ehl-i beyt sevgisini yansıtan kasîdeler okunur. Akşam yemeğinde aşure yenir ve yatsı namazından sonra en kıdemli şeyhin idaresinde yetmiş bin Kelime-i Tevhîd çekilir ve sonra devrân yapılır. 3


Halvetîliğin Gülşeniyye kolunda “Gülşenî Savtı” diye bilinen özel besteli eserler kullanılır. Müzik ile okunan şiir anlamına gelen savt¸ kısa güfteli¸ ağır tempolu¸ çok tekrarlanan özel bestelerdir. Savt okunurken genel devrân adımları ile döndürülmekte olan zikir halkası¸ savtlar bitip hareketli ilâhiler okunmaya başlandığında değişik adım atma tarzı ile döndürülür. El ele tutuşmuş sola doğru dairesel yürüyüş yapmakta olan dervişler¸ sol ayaklarını kutup-hâne denen zikir halkasının merkezine doğru¸ sağ ayaklarını ise ters yöne doğru atarlarken¸ sol ayakla beraber bedenlerini öne doğru eğer¸ sağ ayakla doğrulurlar. Bu hareket¸ yukarıdan izlendiğinde bir gül goncasının açılması ve kapanması gibi görünür.4


Halvetiyye'nin Cerrâhiyye kolundaki devrân “Tavaf Tevhîdi” diye adlandırılmıştır. Devrân¸ “Yâ Hay” ismi ile devam ederken devrânı yöneten şeyh “Üçer üçer saf” diye seslendiğinde¸ en içteki zikir halkasından ayrılan dervişler¸ sol tarafları kutup-hâneye gelecek biçimde birbiri ardınca üçer kişilik saf oluştururlar. Safların dışındaki halkadakiler yine sola doğru devrânı döndürmeye devam etmektedirler. Üçlü saftakiler ise sağ ayaklarını yere vurarak ve düz adımlarla ters yönde yürürler. Şeyh tam ortada kutup-hânede bulunmaktadır ve sola doğru kendi etrafında dönmekte¸ semâ etmektedir. Hatta isterse Mevlevîler gibi kol da açabilir. Kurban Bayramı Arife günü ikindi vakti yapılan âyin ise o vakitte Arafat'ta icra edilen “Vakfe”ye gönül yolu ve vakfe biçimi ile katılmak arzusunu ifade etmektedir. Arafat'taki hacılar gibi¸ telbiye¸ tekbîr ve salavât okunup dua edildikten sonra kısa bir devrân yapılarak âyin bitirilir.5


 


Dipnot


1. Ömer Tuğrul İnançer¸ “Osmanlı Tarihinde Sûfîlik Âyin ve Erkânları”¸ Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufiler Kaynaklar-Doktrin-Ayin ve Erkan-Tarikatlar-Edebiyat-Mimari-İkonografi-Modernizm¸ Haz. Ahmet Yaşar Ocak¸ Türk Tarih Kurumu Yayınları¸ 2. Baskı¸ Ankara 2014¸ s. 152-155.


2. İnançer¸ “Âyin ve Erkânları”¸ s. 156.


3. İnançer¸ “Âyin ve Erkânları”¸ s. 156.


4. İnançer¸ “Âyin ve Erkânları”¸ s. 157.


5. İnançer¸ “Âyin ve Erkânları”¸ s. 158-159.

Sayfayı Paylaş