YILDIRIM BAYEZİD HAN ZAFER VE ULU MABET

Somuncu Baba

"Bursa Ulu Camii'nin açılışında imam ve hatiplik yapan Somuncu Baba Hazretleri Fatiha Suresi'nin yedi türlü tefsirini yapıyordu. Bursa'da böylesine hutbe okuyan¸ insanları derinden etkileyen biri daha görülmemişti. Herkes şaşkınlık ve hayranlık içerisinde Somuncu Baba Hazretleri'ni izlemiş ve kendisine bakakalmışlardı."


Yıldırım Bayezid Han devrinde yaşayan Somuncu Baba Hazretleri'nin Bursa'da hakiki hâlini ilk kez gören ve anlayan¸ onun feyzinden istifade eden maneviyat büyüğü Emir Sultan Hazretleri olmuştur. Somuncu Baba Hazretleri ile Emir Sultan'ın ilk tanışmasında şu güzel hatıra yaşanmıştır: Somuncu Baba Hazretleri fırının önünde ekmeklerin pişmesini bekliyordu. Başında yeşil bir sarık üzerinde nohudî renkte bir elbiseyle bir genç adam geldi. Elinde küçük bir çömlek vardı. Göz göze gelmişler bir tek kelime etmemişlerdi. İki büyük şahsiyet hiç konuşmadan tanışmışlardı. Emir Sultan çömleği pişirmesi için Somuncu Baba'ya verdi. Somuncu Baba çömleği fırına sokmak istedi fakat çömlek fırına girmiyordu. Bunun üzerine Emir Sultan'a dönerek¸ “Bu çömleği ancak sen fırına sokabilirsin.” dedi. Emir Sultan çömleği fırına sürdü fakat fırın soğuktu. Ateş yoktu fırında¸ fırın yanmıyordu. Buna rağmen Somuncu Baba fırının kapağını kapatarak “Birazdan pişer¸ biraz sonra çömleğini alırsın.” dedi. Emir Sultan Hazretleri¸ “Baba bu fırında ateş yok.” demesi üzerine Hazret¸ “Aşk ateşiyle pişecek.” buyurdu. Böylece iki gerçek dost birbirini bulmuş; Emir Sultan¸ Somuncu Baba Hazretleri'nin feyzinden yararlanmaya başlamış gerçek sırrına vakıf olmuştu. Bu sır Bursa Ulu Camii'nin inşasına ve meşhur hutbenin irad edilmesine kadar devam etmiştir.


Haçlı İttifakı ve Niğbolu Savaşı


Osmanlı sınırlarının Macaristan'a kadar dayanması¸ Macar Kralı Sigismond'u korkutmaktaydı. Sigismond¸ Osmanlı tehlikesini bertaraf etmek ve hatta Kudüs'e kadar gidebilmek için Avrupa'nın muhtelif memleketlerine elçiler göndererek yeni bir Haçlı ittifakının kurulmasını istiyordu. Bu ittifakın kurulması için papalık makamı da¸ yoğun bir faaliyete girişerek kiliselerde Müslüman Türkler aleyhinde vaazlar verdirmeye başladı. Bu teşebbüsler¸ hedef Türkler olduğu için kısa bir süre içinde olumlu bir sonuç verdi. Böylece Sigismond ile işbirliği yapan Avrupa¸ heyecan ve ümit içine girdi. Yalnız Fransızlar değil¸ İngiltere¸ İskoçya¸ Lehistan¸ Avusturya¸ İtalya¸ İsviçre ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinden gelen kuvvetler¸ Bulgaristan'da Sigismond ‘un komutası altında toplanmaya başladı. Papanın desteği ile tertiplenen bu Haçlı Seferi'ne Batılı bütün şövalye ve asilzâdelerin katıldıkları görülmektedir. Osmanlılara karşı büyük bir kin ve nefret hissi ile dolu olan Haçlılar¸ Avrupa'yı Müslüman Osmanlılardan temizlemek istiyorlardı. Türkleri Avrupa'dan sürmek gayesini güden bu Haçlı Ordusu¸ Tuna boyunca ilerleyerek Vidin ve Rahova'yi aldıktan sonra 12 Eylül 1396'da Niğbolu önüne gelmişti. Venedik ve Rodos gemilerinden müteşekkil bir donanmanın da yardımı ile kaleyi muhasaraya başladılar.


İki ordu¸ Niğbolu Kalesi yakınında karşılaştılar. Galibiyet şerefini kazanmak isteyen Fransız süvarileri¸ başlangıçta Bayezid'in merkezde yeniçerilerin önündeki ilk kademede bulunan ve Azap denilen hafif yaya kuvvetlerinin üzerine yüklenip onları mağlup ve imhaya başladılar. Fransızlar¸ teslim olanları bile öldürdüler. Bundan sonra da Azapların gerisindeki Yeniçeri kuvvetleri üzerine yüklendiler. Fakat Yeniçerilerin ok yağmuruna tutularak epey telefat verdiler. Aynı zamanda da sol kanatta Anadolu askerine komuta eden Şehzade Mustafa kuvvetlerinin yandan taarruzuna uğradılar. Fakat bunları da bertaraf ederek ilerlediler. Plan gereğince Osmanlı merkez kuvveti bir miktar geri alındı. Bu çekilmeden cesaret alan Fransızlar¸ daha da ileri giderek kıskacın içine girdiler. Onlar¸ Osmanlı planını bilen Sigismond tarafından ileri gitmemeleri ve kıskacın içine girmeyip beklemeleri hakkında verilen emri dinlemediler. Bu defa plan gereği Osmanlıların üçüncü hattı da ikiye ayrıldı. Böylece Fransızlar tepeyi işgal etmiş ve muharebenin Türklerin mağlubiyeti ile neticelendiğini zannettikleri sırada bizzat pusudan çıkan Bayezid'in komutasındaki kuvvetlerle karşılaşınca sarsıldılar. Fakat fazla zayiat vermemek için daha önce atlardan inmiş ve yaya olarak harp eden Fransızlar¸ geri dönüp atlarına binmek istedilerse de kaçacakları kapının kapanmış olduğunu görerek şaşırdılar. Bunları kurtarmak için Sigismond'un gönderdiği kuvvetler ilerleyemeyerek geri çekilmek zorunda kaldılar. Tuzağa düşmüş olan kuvvetler kısmen imha ve kısmen esir edildiler. Osmanlı Ordusunun merkezine hücum eden Fransız kuvvetleri ile olan muharebe¸ üç saat kadar sürmüştür. Eflâk Voyvodası Mirçe¸ muharebenin gidiş seklini görünce neticeyi kestirerek hemen memleketine dönmüştü. Muharebenin en tehlikeli olan ilk safhası bittikten sonra Türk kuvvetleri¸ derhal ve şiddetle Sigismond'un kuvvetlerine hücum etmişlerdi. İhtiyat kuvvetlerini bile muharebeye sokmuş olan Macar Kralı¸ hiçbir başarı elde edemedi. Sonunda kesin sonucun alınma zamanının geldiğini gören Yıldırım Bayezid¸ kendi ihtiyat kuvvetlerini taarruza geçirmek suretiyle Haçlıları müthiş bir paniğe uğrattı. Sigismond¸ maiyetindeki bazı adamların yardımı ile Tuna Nehri'ne gelip kendini bir balıkçı kayığına zor attı.


Zafer Nişanesi Olarak Bursa Ulu Camii


Niğbolu'da elde edilen parlak zaferden sonra daha önce düşmanın eline geçmiş olan kaleler geri alındığı gibi Osmanlı himayesinde bulunan Vidin Bulgar Krallığı'na da son verilmişti. Bundan sonra Macaristan'a büyük bir akın yapılarak külliyetli miktarda esir alınmıştı. Bu savaştan sonra Garp dünyası bir anda en seçkin asilzâdelerini kaybetmiş¸ süngüden kurtulan veya Tuna'da boğulmayan kılıç artıklar ise başsız¸ idaresiz ve perişan kafileler hâlinde geldikleri yerlere doğru dağlara düşmüşlerdi. Öte yandan Niğbolu muzafferiyetinden elde edilen ganimet ve fidyelerden alınan hisseler ile Anadolu ve Rumeli›de birçok hayrat yaptırılmıştır. Aslında bu zafer maneviyat sultanı¸ zamanın kutbu'l-azamı Somuncu Baba Hazretleri'nin duası bereketi hürmetine kazanılmıştır. Bunun için devrin padişahı Yıldırım Bayezid¸ 1396 Niğbolu Zaferi'nin bir nişanesi olarak Bursa Ulu Camii'nin inşasını başlatmıştı. Ulu Camii 1399'da tamamlanmıştır. Hatta caminin inşası sırasında işçilerin ekmek ihtiyacını Somuncu Baba karşılamış kendi fırınında pişirmiş olduğu ekmekleri işçilere dağıtmıştır. Ulu Camii'nin tamamlanmasından sonra İslâm dünyasında mevcut olan âdet üzerine açılışı Cuma günü yapılacak¸ ilk namazı kaza borcu olmayan birisi kıldıracaktı. Yıldırım Bayezid de bu ulvi görevi damadı Emir Sultan'a vermek istiyordu. Fakat Emir Sultan bu teklifi kabul etmemiş ve Somuncu Baba/Şeyh Hamid-i Velî'yi işaretle şunları söylemiştir: “Kutbu'l-zaman ve halife-i hakikat-i habib-i rahman hâlâ şehr-i Bursa'da iken bu fakiri böyle hizmete layık ve şayan görmek münasip değildir. O ki sahib-i zaman ve kutb-u daire-i imkândır. İlm-i zahirde efdaldir.”


Böylece Ulu Camii'nin şanına¸ şöhretine yakışır şekilde açılmasının ona ait olacağını dile getiriyordu. Somuncu Baba Hazretleri ise sırrının açığa çıktığını anlıyor ve Emir Sultan'a “Hay Emir hay! Niçin bizi fâş ettin.” diyor fakat yine de Ulu Camii'nin açılışı için de harekete geçiyordu. Bursa Ulu Camii'nin açılışında imam ve hatiplik yapan Somuncu Baba Hazretleri Fatiha Suresi'nin yedi türlü tefsirini yapıyordu. Bursa'da böylesine hutbe okuyan¸ insanları derinden etkileyen biri daha görülmemişti. Herkes şaşkınlık ve hayranlık içerisinde Somuncu Baba Hazretleri'ni izlemiş ve kendisine bakakalmışlardı. Tüm insanlar onun büyük bir velî¸ zamanın kutbu¸ sultanı olduğunu anlamışlardı. Hutbesi sırasında “Zamanımızdaki bazı ulemanın Fatiha Suresi'yle ilgili bazı müşkülleri vardır.” diyerek. Molla Fenarî'nin tüm müşküllerini çözmesi camideki ulema¸ meşayıh ve insanları hayrete düşürmüş¸ hayranlıklara gark etmiştir. Hutbe sonrası Molla Fenarî ki bu şahıs Şeyhü'l-İslâm¸ müfti'ül-enam unvanını almış 21 yıl Bursa Kadılığı yapmış¸ yüzden fazla eser yazmıştır. Ayağa kalkarak cemaate şunları söylemiştir. “Şeyh Hamid-i Velî bize buradan hikmetler saçıyor. Ululuğunu gösteriyor. Fatiha'nın ilk tefsirini cemaatten herkes anladı¸ ikinci tefsiri ise buradakilerden ancak bazıları çözebildi. Üçüncü tefsiri çok az kimse anlayabildi. Dördüncü ve ondan sonra yapılan tefsirler bizim idrakimizin dışındadır. Bunları yalnız kendisi anlayabilir.”


Molla Fenari¸ bu manalardan aldığı ilhamla Fatiha'yı tefsir eden bir eser yazmıştır. Bu eseri “Tefsirü'l-Fatiha” veya “Aynü'l-Ayan” olarak bilinir. Bu eser çok meşhurdur ve kaynağı Somuncu Baba Hazretleri'dir. Bu ise bizlere Somuncu Baba Hazretleri'nin tefsirde de üstat olduğunu ispatlarken ledün ilminin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gösterir. Somuncu Baba Hazretleri'nin Fatiha Suresi'nin yedi ayrı manada tefsir etmesi onun (mutasavvıfların) iş'ari tefsirini çok iyi bildiğini kanıtlar. Bilhassa İbni Arabî mektebinin¸ Kur'an ve hadislerden çıkardıkları zahirî manalar yanında batınî (manevî) anlamlara muttali olduğunu göstermektedir. Bilindiği gibi mutasavvıflar fıkıh ve kelamcıların kullandığı nazar ve istidlal metodundan ziyade tasfiye ve işraka dayalı bir mukaşefe metodunu izlemektedirler. Ayet ve hadisleri tefsir ederken de bu metoda başvururlar. Somuncu Baba'da Fatiha Suresi'nin tefsirinde bu metodu kullanmış¸ Fatiha Suresi'nin manalarını manevî açıdan açıklamıştır. Öyle ki Somuncu Baba ledün ilminin bazı sırlarını Bursa halkına açıklarken namazın nasıl kılınması gerektiğini¸ namazda okunan Fatiha Suresi'nin önemini ve içeriğini açıklamıştır. Yani insanlara Yaratıcı'ya yapılacak olan ibadetin gerçek boyutunu göstermiştir.


Hutbe ve namaz bittikten sonra cemaat elini öpmek için hücum etmiş Somuncu Baba Hazretleri Bursa Ulu Camii'nin üç kapısından aynı anda çıkmış¸ insanlar üç farklı yerde Somuncu Baba Hazretleri'yle görüşmüşlerdir. Akabinde çilehanesine gitmiş ve bir daha ekmek yapmamıştır. Sırrının ortaya çıkması üzerine Bursa'dan ayrılarak ebedî istirahatgâhı olan Darende'ye doğru yola çıkmıştır. Molla Fenarî ise Somuncu Baba Hazretleri'nden feyz almış ledün ilmini okumuştur. Somuncu Baba'nın vefatından sonra da halifesi Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri ile münasebetini devam ettirmiş¸ sohbetlerinde bulunmuş ve tâbi olmuştur.


 


BİBLİYOGRAFYA


Ahmet Akgündüz¸ Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba ve Neseb-i Âlîsi¸ İstanbul 2009.


Aşıkpaşazade¸ Tevarih-i Ali Osman¸ İstanbul 2007.


İbn-i Kemal¸ Tevarih-i Al-i Osman¸ c. II¸ (Şerafettin Turan)¸ Ank.1983.


İ. Hakkı Uzunçarşılı¸ Osmanlı Tarihi¸ C.I¸ Ankara 1972.


İsmail Hakkı Bursevî¸ Silsile-i Tarik-i Celveti¸ İstanbul 1981.


Osman Turan¸ Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi¸ c.II. İstanbul 2003.


M. Ali Cengiz-Y. Adıgüzel-M. Gülseren¸ Somuncu Baba (Şeyh Hamid-i Veli)¸ Ankara 1965.


Sarı Abdullah Efendi¸ Semarat'ül-Fuad¸ İstanbul 1288.


Seyyid Abdubaki Efendi¸ H. 1156 tarihli Tabakat kitabı¸ Şeyhzadeoğlu Özel Kitaplığı¸ Kitap no: 650¸ Tasnif No: 297.


Şükrüllah Efendi¸ Behçetu't-Tevârih¸ (Çev: Hasan Almaz)¸ İstanbul¸ 2010.


Yılmaz Öztuna¸ Büyük Türkiye Tarihi¸ İstanbul 1970.

Sayfayı Paylaş