TEKKELERDEKİ ÂYÎN-İ ŞERÎFİN İCRÂSI

Somuncu Baba

"Tekkelerin semâ-hâne¸ tevhîd-hâne veya meydân adı verilen bölmelerinde icrâ edilen âyînler genellikle haftada bir defa gerçekleştirilmektedir. Haftanın âyîn yapılan gün veya gecesine "hafta günü" ve "hafta gecesi" adı verilmektedir."


Tarîkatlar¸ ruhların arınmasını¸ nefislerin tezkiyesini ve kalblerin tasfiyesini hedefleyen tasavvuf kurumlarıdır.1 Tarîkatlar tasavvufî terbiyeyi rasgele değil belli bir âhenk içerisinde gerçekleştirmektedir. Tasavvufî terbiyenin işlendiği ocaklar tekkelerdir. Tekkelerde mânevî eğitim coşku ve heyecan atmosferi içerisinde gerçekleştirilmiştir. İnanç¸ bilgi¸ ahlâk¸ duygu ve sanat dünyasını bir bütün olarak işlevsel kılmışlardır. Tekkelerde dervişlerin günlük evrâd¸ ahzâb ve tesbîhâtı yerine getirmeleri öngörüldüğü kadar¸ haftanın belirli günlerinde tarîkatların kendilerine özgü merâsimleri de bulunmaktadır. Tekkelerde dervişlerin katılımıyla gerçekleşen ve zikrullahın icrâsını belirli bir insicâma dönüştüren bu tarîkat içi merâsimlere âyîn-i şerîf adı verilmektedir. Farsça kavram olarak bilinen âyîn-i şerîf kavramının Arapça karşılığı olarak daha çok el-hadrah¸ halle¸ “urs” (düğün ve törensel yemek) ve “mevlid” gibi kavramlar kullanılmıştır. Anadolu'da Farsça âyîn-i şerîf kavramı kadar Arapça “ihtifâl” kavramı¸ sem⸠mukâbele ve tevhîd kavramları da kullanılagelmiştir.2


Tarîkat âyînlerinin icrâ edildiği tekke bölmelerine “meydan”¸ “semâhâne” ve “tevhîdhâne” isimleri verilmiştir. Mevlevî âyînine sem⸠Celvetiyye ile Hayatiyye'nin âyîn şekline “nısf-ı kıyâm”¸ Şâbâniyye âyînine “darb-ı esm┸ Nakşbendiyye âyînine “hatm-i hâcegân” adı verilmiştir. Kâdiriyye'de dervişlerin daire oluşturarak adım adım hareket etmeleri şeklinde yapılan âyîne “devrân”¸ “demdeme” ve “dalga tevhîdi” adı verilmektedir. Bedeviyye âyînine¸ “Bedevi topu” denilmektedir. Aynı şekilde “beyyûm “nevbe takdîmi”¸ “tavaf tevhîdi”¸ “kıyâm ism-i celâli¸ kıyâm kelime-i tevhîdi”¸ “zikr-i erre”¸ “hazret”¸ “râtıb”¸ “âyîn-i cem”¸ “aynü'l-cem”¸ “bezm-i cem” gibi diğer tarîkat âyînleri de zikredilebilir.3


Usulsüz Vusûl Olmaz


Bahsi geçen tarîkat âyînleriyle ilgili detaylar önem arz etmekte¸ bu detaylar¸ uygulamalar ve esaslar uyulması gereken hususlar olarak dikkat çekmektedir. Tasavvuf âdâb ve erkân yoludur. Çünkü usulsüz vusûl olmaz. Maksat hâlis olması gerektiği kadar metotlar da sağlıklı olmak durumundadır. En ince detaylarına kadar tesbît edilen tarîkat âyîni esaslarına hurda-i tarîkat adı verilmiştir. Genelde pîr-i sânî tarafından belirlenen hurda-i tarîkat dervişlerin ödün vermeden riâyet etmesi gereken hususlardır. Âyînlerde icrâ edilen her bir erkânın özel bir anlamı bulunmakta¸ zikrullahın öngörülen esaslar muvâcehesinde gerçekleştirilmesi sağlanmaktadır.4


Tekkelerin semâ-hâne¸ tevhîd-hâne veya meydân adı verilen bölmelerinde icrâ edilen âyînler genellikle haftada bir defa gerçekleştirilmektedir. Haftanın âyîn yapılan gün veya gecesine “hafta günü” ve “hafta gecesi” adı verilmektedir. Haftalık âyînler yanında kandil gecelerinde de özel âyînler icrâ edilmektedir. Hilâfet cemiyeti denilen şeyhlik icâzeti merâsimlerinde de âyînler yapılmaktadır. Âyînler vakit namazının cemâatle kılınmasından sonra başlar. Zâkirbaşının daveti¸ salavât-ı şerîfelerin okunması¸ bazı tarikatlarda musikinin eşlik etmesiyle¸ bazılarında musikisiz başlayan âyîn¸ “meydancı” denilen görevlinin sorumluluğunda dervişlerin hilâl şeklinde ve iç içe ağzı açık halkalar halinde yerlerini almasıyla icrâ edilmektedir.5


Âyîn¸ şeyhin posta oturmasıyla başlar. Meydanda şeyhin postu özel anlama sahiptir. Tecellî rengi olmasından dolayı şeyh postu genelde kırmızı renktedir. Cerrâhiyye âsitanesindeki şeyh postunun rengi Kelime-i Tevhîd nurunun rengi olan maviyken¸ Sa'diyye tarîkatında post beyaz renklidir. Beştâşiyye dergâhlarında şeyh postu siyah renklidir. Âyînin icrâ edildiği meydanda şeyhin postu yanında ikinci önemli post genellikle siyah renkli meydancı postudur. Dervişlere ait postlar genellikle beyaz renkli olmaktadır. Âyînlerde serilen şeyh postunun özel anlamları bulunmaktadır. Postun sembolik anlamına göre¸ ayakları “hizmet”¸ boynu “teslimiyet”¸ tüyleri “bereket”¸ sırtı “metânet”¸ kuyruğu “himmet”tir.6


Destur Almadan Olmaz


Dergâhlarda âyîn-i şerîfin icrâsı boyunca çok sayıda görevli bulunmaktadır. Bu görevliler; ser-tarîk¸ ser-tebbâh¸ pîş-kadem¸ zâkirbaşı¸ imâm¸ meydancı¸ sâkî¸ türbe-dâr¸ çerağcı¸ pazarcı¸ asâ-dâr¸ ferr⺸ kapıcı ve nakîb unvanlarınaa sahiptir. Bu görevlilerin hepsine “dergâh zâbıtânı” adı verilmektedir. Mahfilde oturuş gelişi güzel gerçekleştirilmez. Herkes oturacağı makamı bilmek¸ haddini bilmek¸ hak etmediği makama kurulmamak¸ destur almadan gelişigüzel bir yere oturmamak durumdadır. Dolayısıyla halifeler¸ sâlikler¸ müritler ve dervişler kıdem sırasına göre¸ herkes kendilerine ayrılan yere oturmak durumundadır. Âyîn-i şerîfe katılmak için gelenler arasında şeyh varsa âyîni yürütecek şeyhin yanındaki posta oturur. Âyîne katılan dervişler hilal oluşturacak şekilde diziliş gerçekleştirirler. Âyîne katılmak üzere gelen misafirler meydanda yer bulamazlarsa “züvvvâr maksûresi” denilen ziyaretçi ve dinleyici köşesinde ağırlanırlar. Kadınlar ise “kadınlar maksûresi”nde âyîne eşlik ederler. 7


Âyîn meydanın açılmasıyla başlar. Meydan açma¸ şeyhin “el-Fâtiha” diye seslenmesidir. İhtar edilen Fâtiha davetiyle silsile-i sâdâtın ruhları şâd edilir¸ âyîne katılan dervişlerin geçmişlerine rahmet dilenir¸ tüm inananların hayrı talep edilir¸ İslâm âlemine hayır duâlar yapılır. Meydan açılmasıyla meydancı meydana güzel kokular yayan buhurdanı getirir¸ ortadaki boşluğa ve şeyhin karşısında yere koyar. Tevhîd tamamlanınca buhurdan da meydandan kaldırılır. Buhurdanda genellikle öd ağacı yakılır.8


Fâtiha ile meydanın açılmasının ardından dervişler hep birlikte yüksek sesle “salavât” getirir. Salavât-ı şerîfenin coşkuyla okunmasının ardından herkes içinden sessizce “Fâtiha Suresi”ni okur. Böylece meydan açılmış ve âyîn başlamıştır. Tüm tarîkatlarda âyînler Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in mânevî şahsiyetinden azamî düzeyde istifadeyi¸ onun adıyla dirilmenin iştiyâkını¸ onun muhabbetini davet eden arayışı ifade etmektedir. Zira Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ âlemlerin yaratılış sebebi¸ yaratılmışların öncüsü¸ mevcûdâtın mefharıdır. Dervişliğin esası onu kişinin canından bile evlâ görmesidir. Salât-ı Kemâliye¸ Salât-ı Kutbîye¸ Salât-ı Münciye¸ Sünbülî Salâtı ve Salât-ı Efdaliye gibi tarîkatlara göre farklı isimlerle anılan salât ü selâmlar âyîn-i şerîflerin farklı icrâ şekillerindendir. Okunan salavatlarla Hz. Peygamber (s.a.v.)'in rûhâniyetine râbıta yapılır. Peygamber Efendimizin rûhâniyetinden istifade edilir. Hz. Rasûl (s.a.v.)'e duyulan muhabbet¸ onun ahlâkıyla imtizaç¸ sîretine yolculuk gerçekleştirilip dervişler sûreten ve sîreten Hz Rasûl (s.a.v.)'e benzemeye alıştırıldıktan sonra besmeleyle istiğfâr ve kelime-i tevhîd zikrine başlanır.9


Kâdiriyye¸ Rifâiyye¸ Sa'diyye¸ Bayrâmiyye ve Cerrâhiyye tarîkatlarında âyîn sırasında ayrıca evrâd-ı şerîf besteli olarak okunmaktadır. Sünbülî Salâtı¸ Evrâd-ı Bahâiye¸ Mevlevî Evrâdı¸ Vird-i Settâr¸ Vird-i Kebîr¸ Feth-i Kudsî¸ Keşf-i Ünsî¸ Hızb-ı Hüdâî¸ Bayrâmî Evrâdı ve Vefâiye Evrâdı bunların başlıca örneklerindendir. Ahilik geleneğinin devamı olarak ekin ekme¸ orak biçme¸ çamaşır yıkama gibi işleri topluca ve bir tür imece gibi yaptıran Hacı Bayrâm-ı Velî'nin bu işleri yaptırırken okuttuğu ve “çamaşır savtı”¸ “ekin savtı” diye bilinen ve âyîn sayılabilecek besteli Bayrâmî uygulamalarının bugün örneği kalmamıştır.10


Tevhîd Açma Usulleri


Salavât ve besteli evrâd-ı şerîf okunduktan sonra kelime-i tevhîd zikri gerçekleştirilmektedir. Musiki eşliğinde gerçekleştirilen tarîkatların tevhîd açma usulleri birbirinden farklı ve birbirinden değerli¸ estetik yönü güçlü zikirlerdir. Uşşâk¸ Sab⸠Rast¸ Sûzinâk ve Hüzzâm gibi makamlarda ve değişik tarzlardaki bu usullerden birisi âyîn-i şerîfte icrâ edilir. Tevhîdde “Lâ ilahe” denirken başlar sağa¸ “illallah” denirken sola ve kalbe doğru çevrilerek topluca bir hareket birliği ve âhengi sağlanmış olur. Feth-i esmâ adı verilen ve darbeli seslerle uygulanan usulde ise zâkirbaşının yönetiminde zâkirler tevhîdin gidişine uygun ilâhîler okurlar. Zilhicce ayındaki kurban ve hac¸ Ramazan ayındaki oruç¸ Cemazie'l-evvel'deki tevbe¸ Rabiü'l-evvelde'ki Hz. Peygamber (s.a.v.)'in doğumu¸ Muharrem ayındaki Kerbelâ olayı gibi içerisinde bulunulan ayın konumuna uygun güfteler seçilmektedir. Güfteler bazen de misafir olarak âyîne katılan şeyhlerin tarîkatlarına uygun olarak seçilmektedir. Bir Kâdiriyye şeyhinin gelişiyle Abdiılkâdîr-i Geylânî'den söz eden bir ilâhinin okunması¸ bir Celvetiyye şeyhinin gelişinde Aziz Mahmûd Hüdâî'ye ait bir güftenin okunması¸ bir Halvetiyye şeyhi gelmişse Niyâzî-i Mısrî veya Ünımî Sinan gibi Halvetiyye büyüklerinin güftelerinin seçilmesi tarîkat edebi ve nezâketi olarak görülmektedir. Bu tür taleplerin karşılanması her şeyden önce zâkirbaşıların ne kadar geniş bir repertuara sahip olduklarını da göstermektedir.11


Makamlı tevhîd ve tevhîde eşlik eden ilâhiler bittiğinde¸ tevhîd artık makamla değil düz seslerle devam ettirilir. Şeyh gayet ağır tempoda ve heceleri uzatarak eûzü besmele çeker ve Muhammed Sûresi'nin 19. âyetinin başındaki “fa'lem ennehû Lâ ilahe illallah” ibaresini okur¸ “illallah” bölümünde herkes katılır. Üç kez bu ağırlıkta tekrar edilen Kelime-i Tevhîd¸ sonra normal tempoya geçilerek sürdürülür. Nağmesiz¸ düz sesle devam etmekte olan tevhîd sırasında¸ zâkirbaşı veya görevlendirdiği bir zâkir tarafından kasîde okunmaya başlanır. Kasîdede belli aralıklarla beş veya yedi kez perde kaldırılır ve tekrar indirilir. Perde her tizleştiğinde zikrin temposu biraz hızlandırılır ve pestleştirildiğinde biraz ağırlaştırılır. Bu usûle “perdeli tevhîd denir ve daha çok Kâdiriyye¸ Rifâiyye ve Sa'diyye gibi kıyâmî tarîkatların âyînlerinde kullanılır. Okunmakta olan kasîdenin sahibinin ismine gelindiğinde¸ o ismin duyulması ile tevhîde kalbî olarak devam edilir. Kalbî tevhîd daha ağır tempoda ve darbeli sadâ ile okunur. Şeyhin “illallah” diye yüksek sesle işaret etmesi ve “seyyidinâ Muhammedü'r-Rasûlullâh Hakk'an ve Sıdkâ” demesi ile Kelime-i Tevhîd zikri bitirilir.12


Tevhîd zikrinden sonra bir aşr-ı şerîf okunup kısa bir duâ yapılır veya ism-i Celâl zikrine başlanır. Topluca Allah ismi belli bir âhenkle tekrar edilmekteyken¸ başlar kalbe doğru eğilip kaldırılarak yine bir hareket birliği sağlanmış olur. Şeyhin yine yüksek sesle “Allahu ekber celle celalâh” demesi ile İsm-i Celâl zikri bitirilir. Daha sonra İsm-i Hû zikri¸ yine şeyhin “illâ Hû” sadâsı ile sona erdirilir. Topluca tekrar edilen Hû zikri¸ yine şeyhin “illâ Hû” sadâsı ile sona erdirilir. İsm-i Celâl ve İsm-i Hû'da zâkirler ilâhîlerle eşlik etmezler.13


Kelime-i Tevhîd zikrinden sonra¸ İsm-i Celâl'e geçilmeden bazen bir zâkir tarafından solo olarak “durak” okunur ve sessizce dinlenir. Durak ilâhiden daha ağır ve çok sanatlı bestelenmiş¸ fakat okunurken serbestçe icrâ edilen tasavvuf müziği formlarından biridir. Duraktan sonra¸ yine İsm-i Celâl ile âyîn devam eder¸ İsm-i Hû ile biter.14


 


Dipnot


1. Bu makale¸ Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufiler Kaynaklar-Doktrin-Ayin ve Erkan-Tarikatlar-Edebiyat-Mimari-İkonografi-Modernizm isimli eserde¸ Ömer Tuğrul İnançer tarafından yazılan “Osmanlı Tarihinde Sûfîlik Âyin ve Erkânları” başlıklı çalışmasından istifade edilerek hazırlanmıştır.


2. Ömer Tuğrul İnançer¸ “Osmanlı Tarihinde Sûfîlik Âyin ve Erkânları”¸ Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufiler Kaynaklar-Doktrin-Ayin ve Erkan-Tarikatlar-Edebiyat-Mimari-İkonografi-Modernizm¸ haz. Ahmet Yaşar Ocak¸ Türk Tarih Kurumu Yayınları¸ 2. Baskı¸ Ankara 2014¸ s. 128.


3. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 128.


4. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 130.


5. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 130.


6. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 131.


7. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 131.


8. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 131.


9. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 132.


10. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 132.


11. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 133.


12. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 133-134.


13. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 134.


14. İnançer¸ a.g.m.¸ s. 134.

Sayfayı Paylaş