ÖZÜMÜZDEKİ GÜVEN YA DA ÖZGÜVEN

Somuncu Baba

"Çocuk anne-babasından ve bulunduğu ortamdan olumlu geri bildirimler alıyorsa o zaman kendisinin yeterli ve sevilebilir bir birey olduğunu düşünür ve bu düşünce daha sonrasında inanışa ve kişilik özelliğine dönüşür. Şayet sürekli sınırlama ve olumsuz eleştirilerle karşı karşıya kalıyorsa o zamanda kaplumbağa misali kabuğunda kendini dinleyecek ve hareketli hayatın ritmi içinde silik ve donuk bir birey olarak yaşayacaktır."


“Bu adam kendisi hakkında olumlu düşüncelere sahip.”


“Kendini değerli görüyor.”


“Evet¸ kendisini olduğu gibi kabul ediyor.”


Günlük hayatın içinde en çok duyulan cümlelerdir. Kişilik şekillenmesinde de önemli bir adım sayılan ve günümüz dünyasında revaçta olan özgüven duygusu¸ biz yetişkinlerin “O daha çocuk¸ henüz bu işlerden anlamaz.” dediğimiz çağlarda¸ anlayacağını anlamış olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada bahsedeceğimiz husus özgüven gelişimdir. Anne¸ baba ve ebeveynlerin tutumu ve davranışları yetişen çocuğun geleceğine menfi veya müspet ipotek koymaktadır. Özgüven gelişimi çocukluğun ilk yıllarından itibaren evvela anne-babanın¸ daha sonra da çocuğun sosyal çevresini oluşturan bireylerin verdikleri geri bildirimler ile oluşur. Burada şu önemli hususa dikkat etmek gereklidir: Keskin söylenmiş bir cümle ile özgüven yıkılmadığı gibi seller sular gibi bir yorumla da gelişmez. Çocukların kişilikleri¸ kendi etki ve tepki davranışları ile çevreleri üzerinde yarattıkları etkileri gözlemleyerek gelişir.


Yapılan inceleme ve gözlemlere göre bu önemli duyguyu “problem” olarak yaşayan ve kararsızlık içinde bocalayan insanların ekseriyeti ailelerin ilk çocuklarıdır. Çocuğa gösterilen tutum¸ mükemmeliyetçi bir çaba ve eleştirel bir yaklaşımdır. Eğer çocuk anne-babasından ve bulunduğu ortamdan olumlu geri bildirimler alıyorsa o zaman kendisinin yeterli ve sevilebilir bir birey olduğunu düşünür ve bu düşünce daha sonrasında inanışa ve kişilik özelliğine dönüşür. Şayet sürekli sınırlama ve olumsuz eleştirilerle karşı karşıya kalıyorsa o zamanda kaplumbağa misali kabuğunda kendini dinleyecek ve hareketli hayatın ritmi içinde silik ve donuk bir birey olarak yaşayacaktır. Yaşının üstünde olgunluk beklenen ilk çocuklar¸ yetersizlik duygusuna kolay kapılabiliyorlar. Bu yetmiyormuş gibi anne baba ve öğretmen baskısına bir de dayak atma faslı eklenirse güvensizlik duygusu o çocuğun ömür boyun yol arkadaşıdır.


Kırsalda yapılan erken evlilikler ve çok genç yaşta çocuk sahibi olan anne ve babalar¸ tecrübe ve bilgi birikimi olmadan evli insanlar olarak topluma karışmakta ve “Çocuğun çocuğu olmuş.” sözlerine muhatap olmaktadır. Kentlerde ise bu durum iş¸ tahsil etme¸ ev sahibi olma gibi sebeplerden dolayı ötelenmiştir. Anne ve babaların çocuklarına karşı şartsız bir sevgi kalplerine şifrelenmiştir ama yeterlilik durumu da sevgi kadar önemlidir. Bu yeterlilik koşullu ve koşulsuz sevginin ayırdına varacak kadar gelişmiş olmalıdır. Koşulsuz sevgi¸ “Ben ne yaparsan yapayım babam ve annem beni severler¸ beni kabul ederler.” Bu duygu çocuğu hayata bağlayan en önemli güç merkezi durumundadır. Ancak koşullu olarak sevildiklerini hissederlerse (şunu yapmazsam¸ başarılı olursam¸ uslu durursam¸ onları üzmezsem¸ beni severler) gibi düşüncelerle yetişkinleri memnun etmek için girişilmiş bu duygunun halkaları içinde kalırlar ki¸ özgüven gelişimine vurulmuş büyük bir darbedir. İşte bunu ayıracak yeterlilik ve bilgi birikimi olmalıdır. Anne babanın ne kadar özgüvenli oldukları da¸ çocuğun kişilik gelişiminde oldukça önemlidir. Her bireyin kendini artı ve eksileriyle tanıması¸ kabul etmesi¸ becerilerinin ve ihtiyaçlarının farkında olabilmesi kendine güveni oluşturmada önemlidir.


Çocuklarımız yetişkinleri taklit ederek öğrendikleri için¸ özgüvenlerinin yetişkinlere benzer olması muhtemel görünüyor. Yetişkinler iyi bir model olmalıdır. Biz artı ve eksi yönlerimizi doğru olarak tanımlayabiliyorsak¸ hayata bakış açımız ve problemleri çözme tarzımız karışık¸ abartılı¸ bunalımlı ve şikâyetçi değil de¸ çözüm odaklı ise çocuklarımızda bu davranış modellerini örnek alacaklardır.


Yaşadığınız ortamda kuralların belirsiz olması veya hiç olmaması durumunda da özgüven gelişimi olumlu bir durum oluşturmaz. Çocuk hangi durumda nasıl davranması gerektiğini öğrenemez. Sınırlar belli olmadığı için nerede duracağını bilemez. Davranışlarının sonuçlarından kazanım sağlaması ve gerekli becerileri geliştirmesi zorlaşır. İlk önce onu kendi kişilik yapısıyla ve kendi bireyselliğiyle kabullenmek gerekiyor. Çocuğumuzu bizim küçük kopyamız olarak algılamak yanlış bir tutumdur. O kendine has¸ nevi şahsına has bir bireydir. Her çocuk belli yeteneklere sahiptir. Yetenekli olduğu alanlarda desteklemek gerekir. Bir de yetenekleri erken yaşlarda uzmanı ile buluşturacak yolu açmakta yetişkinlerin görevidir. Kıyas öldürücü virüstür. Kardeşler bile birbirinden farklıdır. Bu doğal sonucu kıyas zincirine vurmayalım.


Şunları yapalım:


Yaşını dikkate alalım ve yerine getirebileceği sorumluluklar verelim. Zaman zaman oyunlarda yalnız bırakmayalım. Zira “Çocuk oynaya oynaya akıl denizine ulaşır.” Bir başkası ile kıyas yapmayalım. Zira kıyas öfkeyi¸ öfkede saldırma temayülünü geliştirir. Sevdiği ve hoşlandığı şeyleri birlikte yapalım. Bu iyi davranışları ödüllendirmek gibidir. İyi olanı teşvik etmektir. Ailemize mutluluk getirdiğini¸ sevindiğimizi hatırlatmaya çalışalım ve sözlerimizle duyurmaya gayret edelim. Bizim için çok değerli olduğunu söyleyelim. Kendini değerli görüp başkalarının da değerli olduğu bilincine ulaşacaktır. Korumacı tutum sergilemeyelim. Yani düşen çocuk için seferber olmayalım. Onun gözyaşları bizi de ağlatmasın. Düştüğü yerden kendi kalksın. Her şey tam ve mükemmel olmayabilir. Artılarını da eksilerini de tanıma fırsatı verelim. Türk Milleti olarak olumsuz olanları söylemeye daha yatkın bir durum içindeyiz. Bunları çok tekrar etmeyelim¸ zira kanıksanabilir.


Kurallarımız belirgin ve net olmalıdır. Aile içi iletişim kadar kişiler arasında ki iletişime de önem vermeli ve demokrasi kuralı içinde kalmalıyız. Ailede demokrasi herkesin aklının estiği her şeyi yapması demek değildir¸ tam tersi başkasının hak ve özgürlüklerine saygı göstermek¸ sorumluklarının farkında olmak anlamına gelir. Bu tutum hâline dönüşmelidir. Çocukların yapacağı işleri¸ onların yerine biz yapmayalım. Bu aceleci durum sabrın öğrenilmesini engellemekte¸ beceri kazanmasının yolu kapatılmaktadır. Bütün çocuklar güzeldir. Bu yüzden fiziksel özelliklerini olumsuz eleştirilerimize katık yapmayalım. Çocukları dinlemek¸ onları anlamaktır. Biz dinlersek onlarda başkalarını dinlemeyi öğrenir. Özgüvene sahip olmak sadece yaptıklarımızın değil kişiliğimizin değerli olduğuna da inanmaktır.

Sayfayı Paylaş