İSRAFI ÖNLEMEK VE TASARRUF BİLİNCİ

Somuncu Baba

"İsraf ettiğimiz her bir ürünle¸ sadece o ürün telef olmuyor; bizim o ürünü alabilecek geliri elde etmek için çalıştığımız zamanımız¸ emeğimiz de; dahası o ürünün üretiminde çalışanların zamanı ve emeği de israf oluyor. Zaman benim¸ kazanç benim istediğim gibi harcarım yahut o ürünün üretiminde çalışanlar emeklerinin karşılığını alıyorlar şeklinde bir düşünce geliştirmek¸ yaşam amacımızı unuttuğumuzu gösterir."


Niçin yaratıldık? Bu soruya¸ “Tabii ki Allah'a ibadet/kulluk etmek için yaratıldık.” dediğinizi duyar gibiyim. Evet¸ öyle. Kitabımızda da Rabb'imiz¸ “İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”1 buyuruyor. Yaratılış amacımız bizi yaratana kulluk etmektir. Bu ifadenin anlam yükünün farkında mıyız? Yoksa klişeleşmiş bir soru ve ona uygun ezberlenmiş bir cevaptan ibaret hâle mi geldi gündelik hayatımızda?


Hepimiz biliriz tacını tahtını bırakıp¸ derviş olup yollara düşen Belh hükümdarı İbrahim Ethem'i. Avlanmayı severmiş. Bir gün ava çıkar. Orman içinde dolaşırken kulaklarında bir ses yankılanır: “Ey İbrahim Ethem! Sen dünyaya avlanmak için gelmedin. Yaratıldığın şeye dön. Sorguçlarla¸ tahtlarla oynamayı bırak. Büyük sultanlığa talip ol.”


Büyük sultanlık yani kulluk¸ dilde söylerken ne kadar da basit değil mi! Neresinde peki gündelik yaşamımızın? Kul olduğumuzu sadece namaz kılarken¸ oruç tutarken¸ varlıklıysak zekât verip hac yaparken mi hatırlıyoruz. Kulluk sınavında hangi seviyedeyiz?


Kulluk için verilmiş yegâne sermayemiz olan sayılı nefeslerimizi nerelerde sarf ediyoruz? Değer ve eser üretmekte mi yoksa üretilen nesneleri tüketmekte mi? Biz yaşama ne katıyoruz?


Her geçen gün yeni ürünler sürülüyor piyasaya ve tüketim¸ bir yaşam tarzı olarak pazarlanıyor. Bizler de kişisel tercihimizi hangi üründen yana koyacağımızın özgürlüğü içinde bu pazara dâhil oluyoruz. İhtiyacımız olup olmadığını dikkate almaksızın koşuyoruz nesnelerin peşinden ve aldıkça¸ evimiz¸ dolaplarımız doldukça eşyalarla yaşam alanımız daralıyor. Daralan gönlümüzü ferahlatmak için tekrar o pazara yöneliyoruz ve önce aldıklarımızı birilerine ya da geri dönüşüme vererek yenilerine yer açıyoruz. Bu koşuşturmaca içinde soluklanıp kendimize baktığımızda eşyaların¸ yiyecek ve içeceklerin peşinden koşarken buluyoruz kendimizi. Oysa Allah'a kulluk için yaratılmıştık!


Süfyan-i Sevrî der ki¸ “İsraf¸ az da olsa Allah'a itaatin dışında harcadığın şeydir.” Sayılı nefeslerimiz dâhil tasarrufumuz altındaki şeyleri ölçüsüz¸ amaçsız ve haddi aşarak harcıyorsak bu israf kapsamına girmektedir. Telef edilen şeyin az olması¸ sorumluluğu hafifletmez. Atasözümüz vardır; “Bir mıh bir nalı¸ bir nal bir atı¸ bir at bir komutanı¸ bir komutan bir orduyu¸ bir ordu bir ülkeyi kurtarır.” şeklinde. Bizim için az olan¸ ne olacak diyerek gereksiz yere sarf ettiğimiz bir para¸ yiyecek yahut giyecekle belki yarın çok büyük işler yapabilecek bir insanın yetişmesini engellemiş olacağız.


Gereksiz yere akıttığımız bir damla su¸ çöpe attığımız bir dilim ekmek¸ bir toplu iğne¸ bir pirinç tanesi¸ modası geçti diye değiştirdiğimiz kıyafetler¸ eşyalar… Hiç düşündük mü bu ürünler bizim mülkiyetimiz altına girmeden onlara kimlerin emeğinin¸ zamanının¸ alın terinin karıştığını. İsraf ettiğimiz her bir ürünle¸ sadece o ürün telef olmuyor; bizim o ürünü alabilecek geliri elde etmek için çalıştığımız zamanımız¸ emeğimiz de; dahası o ürünün üretiminde çalışanların zamanı ve emeği de israf oluyor. Zaman benim¸ kazanç benim istediğim gibi harcarım yahut o ürünün üretiminde çalışanlar emeklerinin karşılığını alıyorlar şeklinde bir düşünce geliştirmek¸ yaşam amacımızı unuttuğumuzu gösterir. Çünkü mü'min bilir ki benim dediği her şeyin hakiki sahibi Allah'tır ve dünyadaki yaşamını sürdürebilmesi için ona emanet olarak verilmiştir. Emanet üzerinde sahibinin razı olduğu sınırlar dâhilinde tasarrufta bulunulmalıdır.


İsraf ettiğimiz her ürünle bir başkasının¸ hatta gelecek nesillerinin hakkını telef ettiğimizi unutmayalım. Kur'ân-ı Kerim'de Rabb'imiz¸ “Her şeyin hazineleri O'nun nezdindedir ve her şeyi belli bir ölçü dâhilinde indirir.”2 buyuruyor. Yeryüzü kaynakları orada yaşayacak bütün insanların ihtiyacını karşılayacak yeterlilikte yaratılmıştır. Bitmez tükenmez düşüncesiyle bu kaynakları ölçüsüzce kullanmak¸ onları paraya tahvil edilebilir eşyaya dönüştürüp yok etmek¸ ekolojik dengeyi bozduğu gibi gelecek nesillerin yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını giderecek kaynakları da telef etmek demektir. Bilinçsizce¸ ölçüsüzce¸ ihtiyacımız olup olmadığını hesap etmeksizin arzularımızı tatmin için yaptığımız alış-verişlerle sadece kendi kazancımızın değil yeryüzü kaynaklarının yok edilmesinde de rol oynadığımızın farkında mıyız?


Eğer dünyanın bir yerlerinde açlıktan ölen varsa¸ insan onuruna yakışan bir standardın altında yaşayanlar varsa¸ muhtaçlık sebebiyle eğitim öğretim imkanından mahrum kalanlar varsa¸ ki var¸ bu durumda yaptığımız her gereksiz¸ amaçsız harcamada onların da hakkı var demektir. Mü'min bilir ki bu dünya bir misafirhanedir. Ev Sahibi'nin sofrasında¸ O'nun ikramlarından faydalanırken diğer misafirleri düşünmeksizin gasp etmek ve ölçüsüzce¸ zevk ü safa için tüketmek¸ haddi aşmaktır¸ edepsizliktir.


Yazımızın başında da değindiğimiz gibi yaratılışımızın bir amacı var. Bu amaca uygun sade¸ ölçülü bir yaşam bizi insanlara el açmaktan¸ malın ve mevkiin kölesi olmaktan kurtaracağı gibi yapıp ettiklerimizi ahiret yatırımı olarak muhafaza edecektir. İşte hakiki tasarruf da budur.


 


Dipnot


1. 51/Zariyat¸ 56.


2. 15/Hicr¸ 21.

Sayfayı Paylaş