ZÜBEYR BİN AVVAM (R.A.)

Somuncu Baba

"Hz. Zübeyr (r.a.) henüz on beş yaşındayken Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın daveti ile Müslüman oldu. Müslüman olanların dördüncüsü veya beşincisidir. O da ilk Müslümanlar gibi¸ küçük yaşlarda terbiye amaçlı annesinin attığı dayaklara karşı kendisini koruyan amcası başta olmak üzere müşriklerin muhtelif işkence ve eziyetlerine maruz kaldı. Hz. Zübeyr (r.a.): ‘Ebediyen küfre girmem.' diyerek davasından dönmeyeceğini gösterdi. O zaten Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e biat ederken¸ kendisine ölümüne kadar sadık kalacağı vaadinde bulunmuştu."


Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in: “Her peygamberin bir havarisi/yardımcısı vardır¸ benim de havarim Zübeyr'dir.” buyurarak övdüğü Hz. Zübeyr (r.a.)¸ bu kutlu davaya gönül veren ilk bahtiyarlardandır. Peygamberimiz'in halası Hz. Safiyye ile Hz. Hatice validemizin kardeşi Avvam'ın oğludur. Nesebi¸ Peygamberimizin nurlu silsilesiyle¸ dedelerinden Kusay'da birleşir.


Babasının ölümü ile küçük yaşlarda yetim kalan Hz. Zübeyr (r.a.) ¸ annesi Hz. (r. anha)'nın terbiyesi altında yetişti. Hz. Safiyye¸ oğlunun terbiyesinde çok titiz davranır hatta onu hayata hazırlamak için bazen dövdüğü de olurdu. Hz. Zübeyr (r.a.) de annesinden aldığı çekirdek mahiyetindeki bu terbiyeyi¸ hayatına yansıtmıştır.


Hz. Zübeyr (r.a.) henüz on beş yaşındayken Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın daveti ile Müslüman oldu. Müslüman olanların dördüncüsü veya beşincisidir. O da ilk Müslümanlar gibi¸ küçük yaşlarda terbiye amaçlı annesinin attığı dayaklara karşı kendisini koruyan amcası başta olmak üzere müşriklerin muhtelif işkence ve eziyetlerine maruz kaldı. Bizzat amcası kendisini ateşe sokup çıkartarak ona işkenceler ediyor dininden dönmesi için zorluyordu. Ama her türlü işkenceye rağmen Hz. Zübeyr (r.a.): “Ebediyen küfre girmem.” diyerek davasından dönmeyeceğini gösterdi. O zaten Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e biat ederken¸ kendisine ölümüne kadar sadık kalacağı vaadinde bulunmuştu.


İlk önce Habeşistan'a hicret eden daha sonra da Medine-i Münevvere'ye hicret eden Hz. Zübeyr (r.a.) bundan sonra ne hüzünlü ne de sevinçli günlerinde hiçbir zaman Allah Rasûlü'nden ayrılmadı¸ hep onunla birlikte bulundu. Bütün sıkıntılı dönem ve savaşların en şiddetli anlarında hep Rasûlullah'ın yer alarak ona gelebilecek tehlikelere karşı göğsünü gerdi¸ kendisini feda etti. Bundan dolayıdır ki¸ katıldığı savaşlarda yara almayan hiçbir yeri kalmadı.


Bedir'de iki atlıdan biri Hz. Zübeyr idi. Bu savaşta başına sarı bir sarık sarmıştı. Düşman karşısında göstermiş olduğu şecaat ve kahramanlığı sebebiyle Peygamber Efendimiz'in: “Meleklerin¸ sarı başlıklarla Zübeyr'in suretinde indiklerini görüyordum.” şeklinde övgüsüne mazhar oldu.


Uhud Savaşı'nın en şiddetli hengâmında vücudunu kalkan yaparak Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i korumaya çalıştı. Yine Hendek'te ve en önemlisi Huneyn'de Rasûlullah'ın yanı başında çarpışan¸ müşriklerin hücumlarını püskürten birkaç fedaiden birisi de Hz. Zübeyr (r.a.) idi.


Peygamberimiz ile yapılan anlaşmayı bozmaları üzerine Peygamberimiz'in: “Kurayza Yahudilerinin üzerine kim gidecek?” sorusuna her seferinde de Hz. Zübeyr (r.a.)'ın: “Ben ya Rasûlallah!” demesi Allah Rasûlü'nün çok hoşuna gitmiş ve kendisine: “Anam babam sana feda olsun¸ ey Zübeyr!” iltifatında bulunmuştur.


Hz. Zübeyr (r.a.)¸ uzun boylu¸ güçlü ve kuvvetli idi. Savaş meydanlarında gösterdiği üstün kahramanlığı¸ yiğitliği ve bahadırlığı yanında kalbi son derece temiz¸ üstün ahlakî meziyetlere sahip¸ takva sahibi ve Allah'a çok ibadet eden zahid biri idi. İnancı uğruna bütün varlığını feda edecek derecede fedakâr¸ azimli¸ kararlarında hakkı takip eden¸ her zaman hak ve hakikatin yanında yer alan mert bir şahsiyetti. İyilik sahibi¸ merhametli¸ yumuşak kalpli seçkin bir zat idi. Ayrıca emanete riayetiyle de meşhurdu. Sahabiler en kıymetli şeylerini Hz. Zübeyr (r.a.)'e emanet ederlerdi.


Geçimini ticaretle sağlayan Hz. Zübeyr (r.a.)¸ zengin olan sahabiler arasında idi. Bununla birlikte¸ son derece cömert ve eli açık¸ kerem sahibiydi. Birçok fakir Müslüman'ın geçimini üzerine almıştı. Onların her türlü ihtiyacını görürdü. Ayrıca borç isteyenlere yardım ederdi. Fakir olup savaşa katılmak isteyen mücahitleri de cihada hazırlar¸ onlar için gerekli olan teçhizatı karşılıksız temin ederdi.


Kendisi¸ o kadar bol serveti ve malı olmasına rağmen son derece sade yaşar¸ mütevazı giyinirdi. Bütün hayatında¸ bütün davranış ve yaşayışında tek örneği Peygamberimiz (s.a.v.)'di.


Hz. Zübeyr (r.a.)¸ yanından hiç ayrılmamasına rağmen Peygamberimiz Efendimiz'in: “Kim benden yalan bir söz naklederse¸ cehennemde yerini hazırlasın.” sözü sebebiyle kendisinden çok az hadis-i şerif rivayet etmiştir.


Cihat meydanlarında hep ön saflarda yer alan ve her seferinde bileğinin gücünü¸ kılıcının hakkını veren Hz. Zübeyr (r.a.)¸ dört halife döneminde de yapılan savaş ve fetihlere hep katılmış özellikle Suriye ve Mısır topraklarının birer İslâm beldesi hâline gelmesinde büyük gayretler göstermiştir.


Hz. Ali'nin halife olmasından sonra¸ Hz. Talha ile birlikte müracaat ederek¸ Hz. Osman'ın katillerinin cezalandırılmasını istedi. Daha sonra meydana gelen Cemel Vakası'nda Hz. Âişe Validemiz tarafında yer aldılar.


Her iki kuvvet bir çarpışma kastı olmadan birbirlerine yaklaşmışlardı ki¸ bazı müfsit ve fitnecilerin ortalığı karıştırmasıyla kılıçlar çekildi¸ Müslüman kanı döküldü. Ertesi gün Hz. Ali ile Hz. Zübeyr yüz yüze geldiler. Hz. Ali niçin karşı çıktığını sordu ve Peygamberimiz'in bir hadisini hatırlatarak şu vakıayı anlattı: “Hatırlar mısın¸ bir gün Rasûl-i Ekrem'le birlikte gidiyorduk. Sana rastladık. Rasûl-i Ekrem sana¸ ‘Sen bir gün Ali'yle haksız yere savaşacaksın.' demişti.”


Bu ikazı duyan Hz. Zübeyr hakperestlik gösterdi ve şöyle dedi:


“Evet¸ hatırladım. Bunu daha önce hatırlamış olsaydım¸ yerimden kımıldamazdım. Yemin ederim ki¸ ben seninle savaşmam!” diyerek oradan ayrıldı. Daha sonra da Hz. Âişe Validemiz'in yanına gitti ve savaştan vazgeçtiğini söyledi.


Cemel olayında karşılaşan her iki tarafta da cennetle müjdelenen sahabelerin yanında birçok büyük şahsiyetlerin de bulunması¸ bu olayları inceleyen ve yorumlayan kişilere çok büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Bir tarafa meyledip diğerlerinin aleyhinde bulunmak¸ söz konusu kişi veya kişileri büyük bir vebal altında bırakır. Hz. Zübeyr (r.a.)'ın son anda savaşa katılmaktan vazgeçmesinde de görüldüğü gibi¸ olay bir art niyet¸ makam¸ şöhret vs. maksatlı olmayıp tamamen¸ söz konusu şahısların şahsî içtihatları neticesidir. Nitekim hatasının farkına varan kişiler bundan vazgeçmişlerdir. Şeriatın en önemli düsturlarından birisi de fitne kapılarını kapamaktır. Bundan hareketle İslâm âlimleri¸ sahabeler arasında cereyan eden hadiselerle ilgili olarak çok hassas davranmışlardır.


Hz. Âişe Validemiz'in yanından ayrılan Hz. Zübeyr (r.a.)¸ peşine takılan Amr bin Cürmüz tarafından¸ namaz kılıp secdeye gittiği sırada şehit edildi. Amr¸ Hz. Zübeyr'in atını¸ kılıcını ve yüzüğünü alarak Hz. Ali'nin yanına gitti. Hz. Ali durumu öğrenince: “Safiyye'nin oğlunu öldürene cehennemi müjdele!” dedi. Çünkü bu sözleri daha önce Peygamber Efendimiz'den duymuştu. Hicret'in 36. senesinde şehit olan Hz. Zübeyr (r.a.)¸ 64 yaşında bulunuyordu.


Zübeyr bin Avvam Hazretleri¸ ahiretteki mükâfatını daha dünyadayken öğrenmişti. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.): “Talha ile Zübeyr¸ cennette benim komşularımdır.” müjdesiyle onu bahtiyarlar safına katmıştı.

Sayfayı Paylaş