FÂİZ HASSASİYETİ VE MÜSLÜMANLAR

Somuncu Baba

"Modern iktisatçıların tamamı fâizin sağlıklı bir ekonomi için zararlı olduğunu kabul etmektedirler. Ancak ekonomisini fâiz üzerine kurmuş ve fâiz çarkını elinde tutan ülkeler ve fâizi planlayan iktisâdî sistemler onu teşvik etmekte ve her alana uygulamaktadırlar. Bu gibi ülkelerde yaşayan ve inançları gereği fâizin yasak olduğuna inanan Müslümanların bu konuda bazı problemler yaşamakta olduğu da bir gerçektir."


Müslümanlar yeryüzünde ilâhî hükümlerin temsilcisi¸ uygulayıcısı ve koruyucusu olmak zorundadırlar. İmanları ve iman ile Allah'a verdikleri söz bunu gerektirir. Allah insanlara hükümlerini peygamberler aracılığıyla bazen sahife ve bazen de kitapla öğretir. Bu kitapta bazı şeyleri helâl kılarken bazılarını da yasaklar. Yasaklar¸ insan hayatını kuşatan her alanda yer almaktadır. Ancak bazı yasaklar vardır ki¸ bir alanda başlar fakat hemen hemen bütün alanları kapsar. Yani o yasağa uyulmazsa Müslümanların ve insanların dinî¸ ahlâkî¸ ailevî¸ iktisâdî¸ ticârî¸ sosyal ve siyâsî hayatları altüst olur. İşte bu yasaklardan biri de fâizdir. Fâiz Allah'ın insanlara din olarak gönderdiği ilâhî öğretinin tamamında yasaklanmış bir işlemdir; çünkü biraz önce belirtilen alanların tamamını kapsayacak zararları vardır. Küresel kapitalist sistemin son yirmi-otuz yılda Müslüman coğrafyalarda maalesef en başarılı olduğu alanlardan birisi fâiz hassasiyetini kırması olmuştur.


Fâiz Bütün Semâvî Dinlerde Yasaktır


İslâm ticârî hayata önem verir ve helal yoldan ticaret yapmayı teşvik de eder. Ancak bu konuda en çok sakındırdığı hususlardan biri fâizdir. Fâiz¸ Kur'ân'da üzerinde ısrarla durulan yasaklardandır. Aslında fâiz bütün semâvî dinlerde¸ hatta bazı felsefî ve iktisâdî sistemlerde de yasaktır. Fâiz haksız ve karşılıksız kazanç olarak kabul edildiği için din ve bazı iktisâdî sistemler ona karşı çıkmıştır. Bu açıdan fâiz yasağını sadece iktisâdî ve hukûkî bir yasak olarak değil¸ aynı zamanda ahlâkî boyutu da olan bir yasak olarak düşünmek gerekir. Bu sebeple modern iktisatçıların tamamı fâizin sağlıklı bir ekonomi için zararlı olduğunu kabul etmektedirler. Ancak ekonomisini fâiz üzerine kurmuş ve fâiz çarkını elinde tutan ülkeler ve fâizi planlayan iktisâdî sistemler onu teşvik etmekte ve her alana uygulamaktadırlar. Bu gibi ülkelerde yaşayan ve inançları gereği fâizin yasak olduğuna inanan Müslümanların bu konuda bazı problemler yaşamakta olduğu da bir gerçektir.


İslâm Bir Şeyi Zararlı ve Haram Görerek Yasaklar


Konuyla ilgili âyet1 ve hadislerden2 hareketle İslâm âlimleri fâizi “vade fâizi” ve “fazlalık fâizi” olarak iki kısma ayırmışlardır. Vâde fâizinde bugün mesel⸠100 lira verip bir ay sonra 105 lira alınmaktadır. Fazlalık fâizinde ise fâiz mallarından olan aynı cins maldan peşin olarak değişim yapılırken 10 lira verip 15 lira almakla bu fâiz gerçekleşir. Özellikle çek ve senet kırdırma işlemlerinde “fazlalık fâizi” gerçekleşmektedir. İslâm bir şeyi zararlı ve haram görerek yasaklarken¸ o tür bir şeye insanların ihtiyacı varsa onun helal yoldan alternatifini de göstermektedir. Mesel⸠fâizi yasaklarken fâizin alternatifi olarak şirketleşmeyi ve fâizsiz kredi kaynaklarının geliştirilmesini göstermiştir. Ancak bunlar kısa sürede¸ her ortamda ve kolayca oluşturulabilecek hususlar değildir. Bunun için Müslümanlar fâizden kaçınmayı ve fâize bulaşmamayı zihinlerine baştan koyup alternatiflerini geliştirmek mecbûriyetindedirler.


Fâiz Her Hâlde Haksız Kazançtır


Özellikle İslâm fıkıh mezheplerinin oluşmasından sonra yazılan fıkıh kitaplarında fâiz ayrıntılı olarak ele alınmıştır. İslâm fıkhı oluşturulurken fâizli muâmelelerden genellikle kaçınılmış ve kaçınılması tavsiye edilmiştir. Bir işlemde fâiz varsa o işlem ya tamamen veya fâizli kısmı geçersiz sayılmıştır. Çünkü fâiz¸ önceden şart koşulan ve taraflardan birine ilave menfaat olarak tarif edilmiştir. Böyle olunca da fâiz her hâlde haksız kazanç olarak görülmüş ve taraflardan en az birini zarara uğrattığı kabul edilmiştir. Bundan dolayıdır ki¸ fâize tek taraflı olarak bakmak doğru olmaz. Sadece alan açısından bakılınca ortada bir zarar görülmeyebilir. Hatta çok kârlı olduğu ve alış-verişten farkı olmadığı düşünülebilir. Ancak veren açısından da bakmak gerekir. Aynı zamanda verenin hangi şartlar altında verdiğini de göz önünde bulundurmak lazımdır. Fâiz borcunu ödemek için her şeyi haczedilen insanları düşündüğümüz zaman meseleyi daha iyi anlarız. İnsanları yanıltan genellikle alan ve kâr ettiği düşünülen banka ve müşteri açısından konuya bakmalarıdır. Banka açısından hiçbir problem yoktur. Çünkü banka fâizi verendir ve kendisini her zaman garantiye alan kurumdur. Müşteriye baktığımız zaman ise her zaman aynı garantiyi bulmak mümkün değildir. İşte İslâm böyle¸ bir tarafın devamlı garanti içerisinde diğer tarafın ise kaybetme riski altında bulunduğu işlemleri câiz görmemektedir. Her iki tarafın da kârı ve riski paylaştığı sistem daha âdil olduğu için İslâm onu kabul etmektedir.


Fâiz Sadece İktisâdî Bir Mesele Değildir


Son dönemlerde İslâm hukukçularının fâize bakışında bazı değişiklikler olmuştur. Son dönem derken aslında¸ sömürgecilik sonucunda ele geçirdikleri sermaye ile İslâm topraklarında kapitalistlerin hâkim olmaya başladığı 18. ve 19. yüzyıldan beri bu kavga devam etmektedir. Bu yüzden fâiz sadece iktisâdî bir mesele değildir. Aynı zamanda siyâsî¸ kültürel¸ dinî ve ahlâkî yönleri de bulunan bir işlemdir. Aynı zamanda bir ekonomik zihniyettir ve bütün olarak işler. Bunun için fâizle ilgili yapılan değerlendirmelerde ve verilen fetvâlarda bu husus dikkate alınmalıdır. Bu husus dikkate alınmadan yapılan bazı değerlendirmelere göre¸ şunlar söylenmektedir: Kur'an'ın yasakladığı fâiz tefeciliktir¸ kanunî fâiz değildir. Esas yasaklanan fâiz üretim fâizi değil de¸ tüketim fâizidir. Buna bağlı olarak tüketici kredilerini genel olarak devletin verdiği ve bunlara uygulanan fâiz oranlarını düşük tuttuğu¸ dolayısıyla söz konusu fâizlerin gerçek (reel) değil de isimsel (nominal) fâiz olduğu ifade edilmektedir. Aynı zamanda bu tür kredi fâizlerinde amaç müşterinin sömürülmesi değil¸ zarûrî ihtiyaçlarını sübvanse yoluyla karşılamaya yöneliktir. O zaman böyle oranları belli¸ kontrol altında ve enflasyon altında olan fâizler gerçek fâiz değildir¸ dolayısıyla alınması ve verilmesi câizdir¸ denilmektedir.


Bu yaklaşımın örnekler üzerinden değerlendirilmesini gelecek yazımıza havâle ederek şimdilik bu yazımızı noktalayalım.


 


Dipnot


1. 2/Bakara¸ 275¸ 276¸ 278-279; 3/Âl-i İmrân¸ 130; 4/Nis⸠161; 30/Rûm¸ 39.


2. Buharî¸ Buyû'¸ 77-81; Müslim¸ Müskât¸ 101-103; Ebû Dâvûd¸ Büyû'¸ 5.

Sayfayı Paylaş