BENİM DUAM, ÜMMETİMİN KURTULUŞU İÇİN!

Somuncu Baba

“Ehl-i Sünnet âlimleri genel olarak şefaatin varlığını ve başta Hz. Peygamber (s.a.v.) olmak üzere Allah’ın kendilerine izin ve yetki vereceği kimselerin şirk koşmayan günahkâr mü’minler lehine şefaat edecekleri kanaatindedirler.”

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

 

“Her peygamberin kabul edilmiş bir duası varılır. Ben ise¸ inşaallah kıyamet günü ümmetime şefaat etmek üzere bu duamı ertelemek istiyorum.”1

 

Peygamberler¸ Allah ile kulları arasında elçi olarak görevlendirilmiş seçkin insanlardır. Hemen her birinin hayatı başta ileri gelenler olmak üzere kendi toplumu ile mücadele ederek geçmiştir. İbrahim (a.s.) Nemrut’la¸ Musa (a.s.) Firavun’la ve Peygamberimiz (s.a.v.) de Ebu Cehil ve emsalleriyle karşı karşıya gelmişlerdir. Yine her peygamberin az ya da çok takipçileri vardır. İnandıkları peygamberin izinde canları ve malları pahasına yürüyenler olduğu gibi¸ İsrailoğulları gibi denizi geçince döneklik yapanlar da eksik olmamıştır. Kur’an çeşitli peygamberlerin mücadelelerini¸ dost ve düşmanlarından neler gördüklerini değişik vesilelerle anlatır. Zaman zaman peygamberlerin içine düştükleri zor durumlardan¸ sıkıntıya düştükleri andaki yakarışlarından da söz eder. Bu dualar¸ bazen toplumların helaki veya ümmetlerinin kurtuluşu için yapılmaktadır. Bunlardan birkaç tanesini burada zikredebiliriz: Asırları kuşatan görev süresince2 Hz. Nuh (a.s.)’un gizli ve aşikâr yapmış olduğu çağrılarına rağmen içinde bulunduğu azgın toplum¸ onu yalanlamış¸ alay etmiş¸ onu sapıklık ve delilik ile suçlamışlardı. Ona isyan edip¸ şımarık insanlara uymaları¸ taptıkları ilahlarını terk etmemeleri¸ inananlara büyük tuzaklar hazırlamaları ve birçok kimseyi de yoldan çıkarmaları karşısında Hz Nuh Rabb’ine şöyle iltica etmek durumunda kalmıştı:

 

“(Rabb’im)! Benimle onların arasını aç. Beni ve benimle beraber bulunan mü’minleri kurtar! Rabb’im! Yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan¸ kullarını saptırırlar ve yalnız ahlaksız¸ nankör (insanlar) doğururlar! Beni¸ anamı¸ babamı¸ evime inanmış olarak gireni¸ inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helakini artır!”3 Hz. Lut da bütün uyarılarına rağmen toplumundaki yaşanan cinsel sapkınlıkları engelleyemeyince şöyle dua etmişti:

 

“Rabb’im! Beni ve ailemi¸ onların yapageldiklerinden kurtar.”4

 

Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail ile birlikte yaptıkları dua ise şöyledir:

 

“Rabb’imiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl¸ soyumuzdan da Sana teslim olan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster¸ tevbemizi kabul buyur¸ çünkü tevbeleri daima kabul eden¸ merhametli olan ancak Sensin.”5

 

Hz. Musa: “Ya Rabbi¸ dedi. Ben kendimden ve kardeşimden başkalarına malik değilim. Bizimle¸ o yoldan çıkmış toplumun arasını ayır!” diye yakarınca Yüce Allah orasını onlara kırk yıl yasakladı ve yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp durmakla cezalandırdı.6

 

Hz. Süleyman: “Rabb’im! Beni bağışla¸ bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz¸ daima bağışta bulunansın.” dedi.7

 

Hz. Zekeriya da: “Rabb’im! Beni tek başıma bırakma¸ Sen varislerin en hayırlısısın diye nida etmişti.”8

 

Hz. İsa: “Onlara azab edersen¸ doğrusu onlar Senin kullarındır; onları bağışlarsan yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin¸ hüküm ve hikmet sahibisin.9

 

Ayetlere baktığımızda¸ akrabası bile olsa¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)’in puta tapanlar için mağfiret dilemesine izin verilmemektedir.10 Medine’nin ilk yıllarında savaştan geri kalan münafıklar için Allah’tan mağfiret dilemesine ruhsat verilmiştir.11Tebük Savaşı sonrasından itibaren onlar için de istiğfar dilemesi¸ onların cenaze namazını kılması yasaklanmaktadır.12 Mü’minler içinse dua etmesi emredilmekte ve onun duasının onlar için bir güven olacağı bildirilmektedir.13

 

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yukarıdaki hadiste söz ettiği duası¸ hem içeriği¸ hem de zamanlaması bakımından ayrı bir önem arz etmektedir. Kendisi için değil¸ ümmeti için¸ onların helaki için değil¸ kurtuluşu için saklanmış bir duadır bu. Hadiste bu duanın¸ “ümmeti için şefaat talebi” şeklinde olduğu dile getirilmektedir. Peki¸ şefaat nedir ve nasıl anlaşılmalıdır?

Şefaat¸ aslında ister iyiliğe¸ isterse kötülüğe olsun aracılık yapmak demektir.14 Burada sözünü ettiğimiz şefaat ise¸ günahkâr mü’minlerin affı için önce Allah’tan yardım isteme¸ aracılık yapma şeklinde anlaşılmaktadır.

Öncelikle belirtelim ki¸ şefaatin anlamı¸ mahiyeti¸ gerçekten olup olmadığı¸ var ise kimlerin kimlere şefaat edeceği gibi konular¸ İslâm tarihi boyunca en çok tartışılan konular arasındadır. Ehl-i Sünnet âlimleri genel olarak şefaatin varlığını ve başta Hz. Peygamber (s.a.v.) olmak üzere Allah’ın kendilerine izin ve yetki vereceği kimselerin şirk koşmayan günahkâr mü’minler lehine şefaat edecekleri kanaatindedirler.

Şefaat konusu¸ Kur’an’ın birçok ayetine konu olmuş¸ ancak her iki taraf da belli ayetlere dayanarak kendi görüşlerini desteklemeye çalışmışlardır. İlgili ayetleri üç grupta toplamak mümkündür:

1. Şefaatin olmadığı görüşünü savunanlar şu âyeti delil göstermektedirler:

 

“Kimsenin kimseden faydalanamayacağı¸ kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği¸ kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun!”15

 

2. Müşriklere ve şirke asla şefaat yoktur.

 

“Onlar¸ Allah’ı bırakarak¸ kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar ve ‘Bunlar¸ Allah katında bizim şefaatçılarımızdır.’ derler.”16 Nitekim bazı rivayetlerde hadisin devamında “Ona inşaallah¸ ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nail olacaktır.” şeklindeki kısım da¸ şirkin şefaate engel olduğunun bir ifadesidir.

3. Allah¸ dilediklerine şefaat etme yetkisi verecektir.

 

“O gün Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.”17

 

Şefaat ile ilgili müstakil bilimsel çalışmalar yapıldığı için biz buradaa konu hak kında tartışmalara girecek değiliz. Ancak yukarıdaki hadisin iki şekilde anlaşılmasının daha uygun olduğu kanaatindeyiz:

a. Şefaat¸ herhangi bir dereceyi hak etmeyen birisi için yapılan tavassut¸ torpil şeklinde anlaşılmamalıdır. Zira böyle bir “aracılık” ne ilahi adalet açısından¸ ne de Hz. Peygamber (s.a.v.) açısından mümkündür. Bu nedenle biz¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sözünü ettiği duasını¸ ümmetinin hem dünyada¸ hem de ahirette kurtuluşları için yaptığı bir dua olarak anlıyoruz.

b. Bazı ayetlerde¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ahirette yapacağı şahitlikten söz edilmektedir. Bu nedenle¸ şefaat ile şahadet arasında bir ilişkiden söz edebiliriz. Bu hususla ilgili ayetlerde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

 

“O gün her ümmetten bir kişiyi onlara şahit tutarız. Seni de ümmetine şahit getiririz.”18

 

Netice itibariyle biz¸ hadiste bahsedilen şefaatin¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hesap günü ümmetinin kurtuluşu için Yüce Allaha yaptığı bir niyazı olduğunu¸ “inşaallah” diyerek bu duasının kabul olacağı umduğunu¸ orada yapacağı şahitliğin de Yüce Allah’ın affını¸ mağfiretini daha fazla celbedeceğini anlamaktayız.

 

Dipnot

 

1. Hemmâm¸ Sahîfe¸ no: 20; Muvatta¸ Kur’an 26; Abdurrazâk¸ XI¸ 413;Bıuhârî¸ Deavat¸ 1¸ Tevhid¸ 31; Müslim¸ İman¸ 3334-339; Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸ II¸ 313.

2. 29/Ankebut¸ 14.

3. 26/Şuar⸠115-120; 71/Nuh¸ 21-28

4.. 26/Şuar⸠169.

5. 2/Bakara¸ 128.

6. 5/Mâide¸ 21-26.

7. 38/Sad¸ 35.

8. 21/Enbiya¸ 89.

9. 5/Maide¸ 118.

10. 9/Tevbe¸ 113.

11. 4/Nisa¸ 64; 63/Münafikun¸ 5.

12. 9/Tevbe¸ 80- 84.

13. 9/Tevbe¸ 103.

14. 4/Nisa¸ 85.

15. Bkz: 2/Bakara¸ 18¸ 48¸ 123¸ 254.

16. 10/Yunus¸ 18; 40/Mümin¸ 18; 7/A’raf¸ 53.

17. 20/Taha¸ 109; 19/Meryem¸ 87.

18. 16/Nahl¸ 89; 4/Nisa¸ 41.

 

Sayfayı Paylaş