HAKİKATTEN UZAK OLAN ŞEYTANA YAKIN OLUR

Somuncu Baba

"Tarihte sırat-ı müstakimden yan yollara kaymalar bazen iyi niyetli¸ fakat mesnetsiz amellerle¸ bazen de dinin şahsî¸ hizbî¸ ticarî¸ siyasî emellere âlet edilmesi ile başladığı unutulmamalıdır."


Dünyanın yaratıldığı günden beri kutsal olan¸ Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail (a.s.) ile birlikte Kâbe'yi inşa ettiği günden beri etrafında her gün tavaf yapılan¸ her yıl hac ibadeti yapılan kutlu şehir Mekke nasıl oldu da cahiliye dönemi müşrik Arapların asırlarca barınağı oldu? (M.Ö. 1800-M.S. 630)


Hz. İsmail'in vefatından sonra oğulları Mekke'de Kâbe'nin ve Mekke'nin idaresini yürüttüler. Mekke'nin sakinleri olan Cürhümiler ve İsmailoğulları bir süre Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in öğretmiş olduğu dinî inanç ve hayat üzere yaşamaya devam ettiler. İsmailoğulları Kâbe'ye ve Mekke'ye o kadar çok önem veriyorlardı ki kısa bir süreliğine de olsa buradan ayrı kalmak onlara çok zor geliyordu. Mekke sakinleri ticarî amaçla uzun yolculuğa gittiklerinde Kâbe'ye olan sadakatlerini ifade etmek ve Mekke'ye olan özlemlerini gidermek için Mekke'den yanlarında taşlar götürüyorlar¸ yolculuk esnasında ve gittikleri yerlerde taşı ortaya koyarak etrafında tavaf yapıyorlardı. Zamanla Mekkeliler¸ sırf Kâbe'ye benziyor diye dört köşeli küp şeklindeki ev ve taş etrafında da tavaf yapmaya başladılar. Şeytan da onlara yaptıkları bu işi güzel göstermeye başladı. İşte Mekkelilerin hakikatten uzaklaşması¸ şirke yaklaşması¸ yavaş yavaş putperest bir toplum hâline gelmesi böyle başladı.


Mekkeliler¸ görünmeyen¸ müteal olan Allah'a ulaşmak ve yakınlaşmak için görünen kendisinde bir değer olduğu vehmedilen ve tanrısal nitelikler atfedilen nesnelerin (putlar) yardımına başvuruyorlardı. Mekkeliler¸ kesinlikle ateist (inançsız) bir toplum değildi. Dinî duygu¸ coşku¸ heyecan daima doruk noktasında idi.


Ebrehe'nin Kâbe'ye saldırı girişimi Allah'ın müdahalesi sonucu engellenmesi ve Ebrehe ordusunun helak olması sonucu (Bakınız: Fil Suresi) Arap Yarımadası'nda yaşayan kabilelerin Kureyş'e olan saygısı ve Kâbe'ye olan hürmeti daha da arttı. Kureyş'in ileri gelenleri de bu durumu fırsata çevirdiler. Kureyş¸ “Biz ehlullahız¸ ehl-i haremiz¸ Allah'ın adamlarıyız¸ Allah'ın evine¸ hacılara ve kutsal şehre hizmet ediyoruz.” diyerek diğer kabilelere karşı üstünlük taslıyorlardı. Kutsal şehirde yaşayan Kureyş Kabilesi ve bunlarla antlaşması bulunan Evs¸ Hazreç¸ Kinane¸ Huzaa Kabileleri “hums ehli” kabul edildi. Hums ehlinin daha dindar olanlarına ise “ahmesi” deniliyordu. Hums ehl-i Kâbe'yi elbise ve ayakkabı ile tavaf yapma imtiyazına sahipti. Onlar sözde Allah'ın seçkin¸ mübarek kulları idi.


Hums ehli haram aylarda (Recep¸ Zilkade¸ Zilhicce ve Muharrem) asla savaşmazlar¸ Mekke'ye gelenlere haksızlık yapmazlar¸ bolca ikramda bulunurlardı. Fakat bazen intikam duygularına hâkim olamadıkları hâllerde¸ bir de hac mevsiminin sıcak günlere denk geldiğinde ve uluslararası panayır günlerinin yakın olması durumunda nesi yaparlardı. Nesi¸ haram ayının ertelenmesi olayıdır. Daha çok Zilhicce ve Muharrem ayı Safer ayına ertelenirdi. Görünüşte haram ayların hürmetine sadık kalıyorlardı ama aslında kendi arzularını gerçekleştirmek için hileli yollara başvuruyorlardı.


Mekkeli müşrikler belki de dünyanın en kötü din istismarcılarından idiler. Miladî 200'lü yıllarda Mekke'yi ele geçiren Huzaa Kabilesi lideri¸ putperestliğin de piri olan Amr bin Luhay¸ bizzat kendisi Bekaa'dan getirdiği Hubel putunu Kâbe'ye yerleştirmekle kalmadı¸ diğer kabilelere de haber göndererek¸ her kabilenin Kâbe'de put bulundurabileceğini söyledi.


Böylece¸ diğer kabilelerin Kâbe ile aralarında bir aidiyet duygusunun oluşmasını¸ daha fazla hacının Mekke'ye gelmesini hedefliyorlardı.


Yine Mekkeliler¸ hac mevsiminde umre yapmanın haram olduğunu söyleyerek hac mevsimi dışında bir kez daha gelmelerini istiyorlar¸ böylece Mekke'ye yıl içinde daha fazla insanın gelmesini temine çalışıyorlardı.


Mekkeli müşrikler¸ hums ehli olmayanlara¸ ahmesi olan birinin elbisesini kiralayarak tavaf yapma şartı getirmişlerdi. Bunu kabul etmeyen ya da parası olmayanlar kadın olsun erkek olsun çıplak olarak tavaf yapmak zorunda bırakılıyordu. Bu ahlak dışı isteklerine de şöyle bir kılıf bulmuşlardı: “Günah işlediğiniz¸ içinde Allah'a isyan ettiğiniz elbise ile bu kutsal yerde tavaf yapamazsınız.”


Mekkeli müşrikler hiçbir zaman Hz. İbrahim'in dinini bütünü ile terk etmediler. Aksine onlar¸ “Biz İbrahim Halilullah'ın dinindeniz.” diye övünüyorlardı. Onlar¸ Allah'ın dinini¸ kendi arzularına¸ kültürlerine¸ geleneklerine¸ çıkarlarına alet ederek tahrif ettiler. Dini¸ gündelik geçim kaynağı haline getirdiler.


 Tarihte sırat-ı müstakimden yan yollara kaymalar bazen iyi niyetli¸ fakat mesnetsiz amellerle¸ bazen de dinin şahsî¸ hizbî¸ ticarî¸ siyasî emellere âlet edilmesi ile başladığı unutulmamalıdır. Her Müslüman önce kendisi dinini sahih kaynaklardan öğrenmeye¸ bildikleri ile amel etmeye çalışmalı¸ bilmediğini de ilim ehline sorup öğrenmelidir. Yine unutmayalım ki¸ hakikatten uzaklaştıran her düşünce ve amel kişiyi şeytana daha çok yaklaştırır.

Sayfayı Paylaş