DERVİŞİN VAKİT TASAVVURUNA DAİR

Somuncu Baba

“Şu hâlde vakit nedir? Vakit¸ ilâhî tecellilerin gönülde doğuşu… Doğuşun geçtiği zaman. Bir doğuş¸ bir halk oluş¸ varoluş serüvenidir.”


Zamanın sahibi Allah'tır…


Çarh-ı felek kuvve-i bâzû ile dönmez


Bir şem'a ki Mevlâ yaka üflemekle sönmez


(Lâedrî)


Feleğin çarkı¸ güç ve kuvvetle dönmez. Zamana zorla hükmedemezsin. Mevlâ'nın yaktığı fitil de öyle üflemeyle sönmez.


Zamanın¸ eşyanın¸ olayların bir tabiatı var: Sünnetullah¸ kader. Bir şey¸ bir durum üzerine duruyorsa¸ onun sebebi vardır; kuvvet uygulayarak¸ onu değiştirip dönüştürmek istesen de başaramazsın. Faraza değiştirmiş gibi olsan da bir süre sonra o şey aslına rücu eder.


Şu hâlde zamanı bilmek¸ varlığı idrak ve yaratılış gayesini bilmektir.


O bakımdan irfan hayatımızda zaman;


1. Meşgul olunması gereken en güzel şeyle meşgul olmak¸


2. Alaka ve meşgaleden (mâsiva) sıyrılmak¸ olarak anlaşılmıştır.


Neyi değiştireceksin? Bozulan fıtratı… Beden ve akıl saatini¸ yaratılışa göre yeniden kurma çabasında olacaksın.


Sûfi şunu bilir:


Bir kapıyı bende derse bin kapıyı eyler küşâd


Hazret-i Allah¸ efendi¸ fâtihü'l-ebvâbdır


Allah¸ bir kapıyı kapatırsa¸ bin kapıyı da açar; Allah¸ zamanın ve mülkün sahibi olarak¸ bütün kapıları açar.


Kapanan kapılarda¸ tıpkı açılan kapılar gibi¸ devirler yürür¸ tecelli devam eder. Yeni yeni dönemler zuhur eder.


“Göklerde ve yerde bulunan herkeş O'ndan ister. O¸ her an yaratma hâlindedir.” 1


Zamanı konuşmak¸ kimden ne isteyeceğini bilmektir.


Kimden ne isteyeceğini bilen¸ zamanı müdrik kişiye diyoruz. İbnü'l-vakt: Zamanın çocuğu.


Bu ne demektir? Şu demektir: Sâlik/tâlib¸ daima içinde yaşadığı zamanın hükmü altındadır anı yaşar. Bu içinde yaşanılan zaman¸ bazen kabz yani sıkıntı yüklüdür. Bazen ise¸ bast yani genişlik hâlinde…


Zaman bilinci burada önümüze çıkıyor. Kabzın da bastın da lütuf olduğunu¸ kalıcı olmadığını bilmek… Kabzdan çıkmak için cehd edecek¸ sabredeceksin. Bast halinde ise¸ şükredecek; hayra vesile kılacak¸ neşeni etrafına yayacaksın.


İbnü'l-vakt olmak¸ zaman bilincine ermiş insan demektir. O¸ geçmiş ve geleceğin üzüntülerinden¸ gam¸ keder ve kaygılarından kurtulmuş; anı değerlendiriyor demektir.


Adlî mahlasıyla şiirler yazan Sultan Bayezid¸ bize bu hakikati şöyle dile getiriyor:


Gâh olur devrân bize mihr ü vefâlar gösderir


Gâh döner her lütfuna yüzbin cefalar gösterir


Evet¸ zaman bazen sevgisini ve merhametini gösterir. Bazen de döner yüz bin cefa gösterir.


Adlî¸ İbnü'l-vakt bilincinde; celal ve cemal çizgisini müdrik¸ kahır ve lütuf perdelerinin farkında.


O bakımdan sûfiler¸ üç vakitten söz ederler: Mazi¸ hâl ve istikbâl… Mazi¸ geçen zamandır; tükendi. O¸ nedametler¸ keşkeler hazinesidir. Lakin İbnü'l-vakt¸ nedamet duymaz¸ keşke demez; oradan kazandığı tecrübeyle hâli yani şimdiki içinde bulunulan ânı değerlendirir. İstikbâl ise¸ zamanın sahibinin elinde olan bir hazine; oradan istediğini rızıklandıracaktır. Ama bu rızıklanacaklar arasında ben var mıyım? Bu bilgim dâhilinde değil. Dolayısıyla bilgim olmayan bir şey için kaygı ve endişe içinde olmama gerek yok; bana lütfedilen hâl içinde zamanın sahibine şükreder¸ varoluşa matuf hizmetimi ifa ederim.


Bir de ebü'l-vakt var; zamanın babası. Baba¸ sahiptir. Neye? Zamana. Bu sahiplilik zamanın dışına¸ yukarısına çıkmakla oluyor. Şu hâlde ebü'l-vakt¸ zamanın içinde kaybolan değil¸ verili zamanı idare edebilen bilinçtir. Bu bilinç¸ hayatı ve ölümü¸ yokluk ve varlığı tam olarak idrak eden bir bilinçtir.


Şair Hâmi diyor ki¸ ölüm hayata karşılık var. Yokluk¸ varlığın arkasından gelir. Şu gördüğün kâinat¸ cümle mevcudat kendini bitiren mum gibi; her an yok olmaya doğru gidiyor.


Fenâ bekâya mukâbil âdem vücuda redif


Cihân yok olmada manend-i şem'i var olalı


Şimdi Kasas 88'i hatırlayalım:


Allah ile birlikte başka tanrıya tapıp yalvarma! O'ndan başka Tanrı yoktur. O'nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz O'na döndürüleceksiniz.”


Ebü'l-vakt¸ yok olacağının farkında. Fena makamı. Yoklukta varlığa eriyor; zamana bu yoklukla hükmediyor.


Zamana hükmetmek¸ modern zamanların insanı için farklı bir anlam içerir. Zamanı başarı ve kazanç için verimli bir şekilde planlamak… Lâkin irfan hayatında zamana hükmetmek¸ aslî özneyi¸ fâil-i mutlakı bihakkın tanıyarak hakiki anlamda muvahhit olmaktır. Her şey O'nun. O hâlde¸ tevazuuyla¸ fakr hâliyle O'na sığınmak. İşte bu sığınma hâli¸ zamana hükmetme bilinci kazandırır.


Ziya Paşa'nın dediği gibi¸ ebü'l-vakt¸ “zamanın her âlemde başka bir hesaba hizmet ettiğini” bilir ve onu yaratılış gayesine uygun hâle getirmenin mücadelesini verir.


Her âlemin sinin u tevârihi muhtelif


Her bir zeminde başka hesâb üzeredir zamân


Evet¸ her asrın¸ her kültür coğrafyasının¸ her medeniyetin kendine has bir tarihi var. İnsan tasavvuru¸ varlık algısı¸ zaman telakkisi bu tarihin farklılaşmasına sebep oluyor. Kimi milletler yükselirken¸ modern anlamıyla ilerlerken¸ kimileri de geriliyor. Bir gecede¸ ötekisi gündüzde… İşte ebü'l-vakt¸ bu iniş çıkışta¸ bu geliş gidişte zamanın ruhunu iyice okuyup etrafına hayır ve güzelliklerin ikamesi hususunda yön veren mürşittir.


Şu hâlde vakit nedir? Vakit¸ ilâhî tecellilerin gönülde doğuşu… Doğuşun geçtiği zaman. Bir doğuş¸ bir halk oluş¸ varoluş serüveni. Nef'î'nin dediği gibi¸


Sanma ki felek devr ile şâmı seher eyler


Her vakıanın âkıbetinden haber eyler


Zamanın değişen hallerine bakıp aldanarak feleğin sadece gece ve gündüz yaptığını sanma¸ diyor şair; aldanma¸ zira bu gece gündüzle¸ gelip gitmelerle onun yaptığı şey sana olup bitenden haber vermektir… Şair¸ sanki sen şunu bil diyor:


“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah'ın her şeye gücü yeter.


Göklerin ve yerin yaratılışında¸ gece ile gündüzün birbiri ardınca geliş gidişinde akl-ı selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.”2


Varlığı¸ zamanı bu minval üzere düşünen¸ ân-ı dâimî idrâkine eriyor. İbnü'l-Arâbî'nin ifadesiyle¸ zaman an'dan ibaret. Kâşânî¸ ân-ı dâimîyi “mutlak zaman” olarak tavsif eder. Ân-ı dâimî idrâki¸ mutlak zamanın an'ın farkına varmak.


Şu hadis-i şeriflerin manasını yaşamak:


“Rabb'inin indinde sabah ve akşam yoktur.”


“Benim Rabb'imle öyle bir vaktim vardır ki¸ oraya ne mukarreb bir melek¸ ne de mürsel bir peygamber girer.”


Vukûf-ı zamânî¸ sâlikin her an hâlinden haberdar olmasıdır. Şimdiki zamana vâkıf¸ geçmişi muhasebe eden… Kendini hesaba çeken!


Vakit¸ sûfi için hâldir. Vakfe ise¸ iki makam arasında durmak. Bu duruşla sâlik¸ bir taraftan geride bıraktığı makamın gereklerini tam manasıyla yerine getirmeye çalışır; eksiklerini giderir¸ derlenir toparlanır. Öte taraftan da¸ yükseleceği manevî makamın gereği olan âdâbı tahsil eder. Vukûf-ı zamânî¸ işte bu duruştur; muhasebe ve hazırlık…


İrfan hayatının zamanla alakalı kavramlarından biri de hûş-der-dem'dir. Hûş-der-dem¸ Allah'tan gafil olmamak¸ her nefeste müteyakkız olmak… Bu¸ huzurda olma bilincidir. Vakti tamir etmek¸ istiğfar ve muhasebeyle meşgul olmak. Vakti boşa geçirmemek; her an üretmek¸ her an çabalamak…


Hz. Ömer'in şu niyazını burada hatırlayalım:


“Allah'ım; senden¸ zamanın iyisini ve vakitleri bereketli kılmanı niyaz ederim!”


“Vakit keskin kılıçtır.” buyuruldu. Keza;


“Erteleyenler¸ yarın sonra yaparım diyenler¸ helak oldu.” da buyruldu.


İmâm-ı A'zam'ın¸ “Felaketlerin en büyüğü vakti boşa geçirmektir.” dediği de rivayet edilir.


Fudayl b. İyaz'ı ziyarete gelen misafirleri¸ “Yoksa sizi meşgul mü ettik?” diye sordular. “Doğru söylediniz.” dedi¸ “Kitap okuyordum¸ sizin sebebinizle bıraktım.” diye cevap verdi.


Velhasıl¸ vaktinin gereğinden hoşnut olan rıza makamında bulunan sahibü'l-vakt/vaktin sahibi¸ hâle razı olmayıp her zaman şikâyetçi olanlar sahibü'l-makt/azap sahibi olarak tanımlanır. Yol¸ şikâyeti bırakıp vakit hazinesini lütfedene şükrederek aşılacak¸ böylece bereket hâsıl olacak. Bereketli ömürler niyazıyla!


 


Dipnot


1 55/Rahman¸ 29.


2 3/Âl-i İmrân¸ 89-90.

Sayfayı Paylaş