TİMUR HAN VE SADAT-I KİRAMA HÜRMETİ

Somuncu Baba

"İlme¸ âlimlere ve Allah dostlarına çok kıymet veren¸ onların ölüsüne ve dirisine hürmet gösteren¸ o büyüklerin talebelerine hizmetle şereflenen Timur Han¸ İslâmiyet'i yıkmak¸ Müslümanları doğru yoldan saptırmak isteyenlere karşı şiddetle muamele etti."


Nisan 1336'da Semerkand'ın güneyinde Şehr-i Sebz'de doğdu. Babası Barlas oymağına mensup Turagay¸ annesi Tegina Hatun'dur. Turagay mütevazı ve dindar bir kimse olup vaktinin çoğunu ulema ve şeyhler ile sohbet ederek geçirirdi. Bu itibarla âlim ve şeyhlere hürmet¸ oğlu Timur'da henüz çocukluk devresinde yer etti. Timur¸ 1370'te Emir Hüseyin'in ölümü üzerine¸ Maveraünnehr'e tek başına hâkim oldu ve Semerkand'a gelerek tahta çıktı. Askerlerin sadakati her türlü tasavvurun ötesindeydi. Yalnız canlarını değil gerektiği zamanlar da mallarını ve ganimetlerini de Hakanları yolunda feda ederlerdi. Timur'da onlarla birlikte aynı sofrada yemek yerdi. Tasavvur ettiği bir şeyi asla terk etmez¸ verdiği emri geri almazdı. Kararlaştırdığı şey¸ onun için icra olunmuş hükmündeydi. Ortaya çıkan her türlü hâlleri metanetle karşılardı. Âlimlere¸ fakihlere¸ seyyidlere fevkalade hürmet gösterirdi. Onların sohbetlerini dinlemek en büyük zevkiydi. Tüzükatında; “Allah dostları âlimler ile devamlı irtibat hâlinde idim. Her işimde onlarla istişare ettim. Bunların hayır duaları bana zaferler kazandırdı.” demektedir.


Zaferin Sırrı Söz Tutmak


Çok mütevazı ve dervişane bir yaşayışı olan Timur Han¸ bir gün¸ adamları ile birlikte yeşillik bir yerde oturmuş¸ âlimlerin üstünlüklerinden ve velîlerin kerametlerinden konuşuyorlardı. O sırada biraz ötelerinden bir topluluğun geçtiğini gördüler. Timur Han soruşturup¸ o geçenlerin¸ Emir Külâl Hazretleri ve talebeleri olduğunu öğrendi. Hemen kalkıp¸ bizzat kendisi koştu. Edeble¸ o büyük velînin huzuruna vardı: “Efendim¸ himmet edip¸ meclisimizi şereflendirseniz¸ biz de sohbet ve nasihatlerinizden istifade etsek.” diye yalvardı. Bunun üzerine Emir Külâl buyurdu ki: “Dervişlerin sözleri gizli olur. Bu bizim vazifemiz değildir. Büyüklerin ruhaniyetinden bir işaret olmadıkça¸ bir şey söylemeyiz.” buyurdu¸ arkasından da¸ “Hiçbir zaman kendinden bir söz söyleme ve gâfil olma. Görüyorum ki¸ senin başına mühim bir iş çıkacak ve bunda muvaffak olacaksın.” buyurdular ve yoluna devam ettiler. Bir müddet sonra talebelerinden Şeyh Mensur'u yanına çağırdı. Talebe huzuruna gelince¸ ona dedi ki: “Hiç durma¸ sür'atle Emir Timur'a git söyle¸ derhâl Harezm tarafına harekete geçsin. Eğer oturuyorsa hemen kalksın¸ ayakta ise harekete geçsin¸ hiç durmasın. Çünkü velîlerin ruhaniyetleri¸ onun ve oğlunun bütün memlekete baştanbaşa hâkim olacağını bildirdi. Harezm'i alınca¸ Semerkand'a hareket etsin.” Haberi götüren Şeyh Mensur¸ süratle Timur Han'ın bulunduğu yere gitti. Timur Han'ı ayakta bekler hâlde buldu. Haberi aynen iletti. Timur Han¸ bu haberi alır almaz hiç durmadı¸ hemen ordusunu harekete geçirdi. O harekete geçip¸ gideceği yolun yarısına vardığı sırada¸ düşmanları Timur Han'ın çadırına hücum ettiler. Fakat o¸ çoktan yola çıkmış bulunuyordu. Timur Han¸ Harezm'e yürüyüp¸ orayı aldı. Sonra Semerkand'a yürüdü. Orayı da fethetti. Böylece her gün yeni bir zafere ulaşıp¸ hep muzaffer oldu ve işleri daima iyi gitti. Timur Han Semerkand'a yerleşince¸ Buhara'ya gitmeyi arzu etti. Bu sebeple Emir Külâl Hazretleri'ne haber gönderip; “Bizim Buhara'ya gelmemize müsaade ederler mi? Şayet izin verilmezse¸ kendilerinin Semerkand'ı teşrif etmelerini arzu ediyoruz¸ nasıl buyururlarsa öyle yapalım.” dedi. Timur Han'ın bu arzusu üzerine¸ Emir Külâl Hazretleri; ne gelmesini¸ ne gitmeyi kabul edemeyeceğini ve kendilerine dua etmekte olduğunu söyledi. Bunları bildirmek ve Timur Han'la görüşmek üzere¸ oğlu Emir Ömer'i vazifelendirdi. Oğlunu gönderirken şöyle dedi: “Ey oğlum! Emir Timur'a söyle! Eğer Allahu Teâlâ'nın razı olduğu yolda yürümek istiyorsa¸ takvadan ve adâletten asla ayrılmasın. Bunları kendisine şiar edinsin ki¸ kıyamet günü kurtulabilsin! Yine söyle ki¸ biz ve talebelerimiz¸ her zaman ona dua etmekteyiz. Eğer dünyaya meylederse¸ bu duaların faidesine kavuşamaz.” Emir Külâl Hazretleri'nin oğlu Emir Ömer¸ Semerkand'a gidip¸ Timur Han ile görüştü.1 Babasının söylediği şeyleri aynen bildirdi. Birkaç gün sonra da¸ Buhara'ya dönmek üzere Timur Han'dan müsaade istedi. Ayrılırken¸ Timur Han ona; “Buhara ve çevresini sizin emrinize bırakayım¸ ne olur kabul edin.” dedi: Emir Ömer; “Buna izin yok.” dedi. Bunun üzerine Timur Han; “Öyleyse Buhara şehrini Emir Külâl Hazretleri'ne bağışlayayım.” deyince¸ Emir Ömer yine; “Buna da izin yok.” dedi. Timur Han; “Hiç olmazsa Buhara yakınında ikamet etmekte olduğunuz köyü size bağışlıyayım.” diyerek¸ çok ısrarda bulundu. Emir Ömer şöyle dedi: “Babam¸ sizin için şöyle buyurdu: ‘Eğer¸ Allah adamı olan büyüklerin kalbinde bir yer kazanmak istiyorsa; takvadan ve adaletten ayrılmasın. Kıyamet günü Allahu Teâlâ'nın rahmetine kavuşmak bununla olur.” Timur Han¸ Emir Külâl Hazretleri'nin nasihatlerini can kulağı ile dinleyip¸ takva ve adâletten ayrılmayacağına¸ daima her işinde Allahu Teâlâ'nın rızasını gözeteceğine söz verdi.2


Salih Bir Müslüman¸ Âlim ve Evliya Dostu


Yedi senede Irak'ın kuzey ve güneyini zapt etti. Bağdat'a¸ Müslümanların coşkun sevgi gösterileri ile girdi. Önceleri halk¸ Moğol korkusundan çok üzülüyordu. Timur Han'ı da¸ önceki Moğollar gibi çapulcu ve zalim zannediyorlardı. Timur Han'ın salih bir Müslüman¸ âlim ve evliya dostu olduğunu görünce¸ kısa zamanda herkes onu sevdi. Timur Han¸ İslâm ülkeleri arasında birliği temin edip¸ ehl-i küfrü yerle bir etmek¸ Allahu Teâlâ'nın dinini yaymak niyetiyle¸ Müslüman memleketlerin hükümdarlarına mektuplar yazıp¸ kendisine itaat etmelerini istedi. Hatta bir kısmına para ve hediyeler de gönderdi3


İlme¸ âlimlere ve Allah dostlarına çok kıymet veren¸ onların ölüsüne ve dirisine hürmet gösteren¸ o büyüklerin talebelerine hizmetle şereflenen Timur Han¸ İslâmiyet'i yıkmak¸ Müslümanları doğru yoldan saptırmak isteyenlere karşı şiddetle muamele etti. Yahudi olduğunu gizleyip¸ kendi sapık fikirlerini İslâmiyet diye yaymağa kalkışan¸ haramlara helâl deyip¸ kendini tanrı ilân etme cüretini gösteren Fadlullah-i Hurûfi adındaki sapığı öldürten Timur Han¸ oğlu Miranşah'a verdiği emir üzerine¸ bütün Hurufîleri ortadan kaldırdı. Hurufî sapıklarının merkezi hâline gelen Esterabad şehrini tamamen dağıttı. Timur Han'ın 1393 yılında gerçekleştirdiği bu hayırlı hareket¸ ehl-i sünnet Müslümanlar arasında memnuniyetle karşılandı. Din¸ ırz ve namus düşmanı olan Hurufîleri ortadan kaldırdığı için¸ bütün Müslümanlar Timur Han'a dualar ettiler. 4


Timur'un Anadolu'ya Gelmesi ve Ayrılması


Sultan Yıldırım Bayezid'in ortadan kaldırdığı beyliklerin beyleri¸ Osmanlı Sultanı'nı Timur Han'a şikâyet ettiler. Hakkında olmadık şeyler söylediler. Timur Han'ın önünden kaçan bazı beyler de gelip¸ Yıldırım Bayezid'e Timur'u kötülediler. İki Müslüman-Türk hükümdarının arasını açtılar. Bunun üzerine Timur Han¸ Anadolu'ya geldi ve Ankara yakınlarında Çubuk Ovası'nda yapılan savaşta Osmanlı ordusunu yendi (1402)¸ Yıldırım Bayezid Han'ı da esir etti. Ona çok iyi muamele etti. Ancak Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid Han¸ hastalanarak vefat etti.5 Timur Han da¸ Anadolu'yu eski sahiplerine havale edip¸ mümtaz âlimleri yanına alarak ülkesine döndü. Anadolu'da kendisine mukavemet edenlerden aldığı esirleri¸ Safiyyüddîn Erdebîlî Hazretleri'nin torunu ve halifesi Alâeddîn Ali'nin şefaatiyle serbest bıraktı. Otuz beş senelik hükümdarlığı neticesinde Çin'e ve Dehli'ye kadar bütün Asya'yı¸ Irak ve Suriye'yi¸ İzmir'e kadar Anadolu'yu¸ aldı. Bütün hazırlıklarını yapıp¸ iki yüz bin kişilik bir ordu ile Çin seferine çıktı. Timur Han birdenbire hastalandı. Orduda bulunan tabibin bütün gayretlerine rağmen¸ durumu günden güne kötüye gitmekteydi. Hakan¸ ölümünün yaklaştığını görünce¸ önce vasiyetini yazdırdı. Sonra yatağın etrafında ayakta olan oğullarına dönerek şunları söyledi: “Çocuklarım! Tebaanın istirahatinin temini için¸ sizlere bıraktığım vasiyeti ve düsturları unutmayınız. Halkın dertlerine derman bulunuz. Zayıfları himaye ediniz. Bilhassa fakirleri¸ zenginlerin zulmünden koruyunuz. Her işinizde rehberiniz¸ adalet ve iyilik olsun. Eğer benim gibi uzun müddet saltanat sürmek isterseniz¸ kılıcı ihtiyat ve liyakat ile kullanınız. Aranıza nifak tohumu girmemesine çok dikkat ediniz. Zira nedimleriniz ve düşmanlarınız bundan istifade için aranıza nifak saçmaya çalışacaklardır. Vasiyetimdeki usûl-i idare düsturlarına sadık kalırsanız¸ taç daima başınızda kalır. Ölüm döşeğinde olan babanızın sözlerini daima hatırlayınız.” Onun ölümünden haberdar olan bir Allah dostu: “Timur öldü. İmanı da birlikte götürdü.” buyurdu. Bütün Müslümanların arzu ettiği ‘imanla göçmek' nimetine Timur Han kavuşmuştu.6


Sadat-ı Kirama ve Allah Dostlarına Hürmeti


İlim sahibi olan¸ ilim sahiplerini çok seven Timur Han¸ fethettiği ülkelerden getirdiği âlimlere memleketinde çeşitli imkânlar sağladı¸ birçok medrese yaptırdı. Timur Han'ın¸ âdil¸ dindar¸ temiz bir Müslüman olduğu herkes tarafından anlaşılıp öğrenildi. Timur Han¸ âlimleri devamlı meclisinde bulundurur¸ onların sohbetlerinden uzak kalmazdı. Seyyidlere çok hürmet eder¸ evliyanın türbelerini ziyaret ederdi. Ahmed Yesevî Hazretleri'nin Yesi'deki kabri üzerine bir türbe yaptırdı. Bahaeddin Buharî Hazretleri'nin dergâhına büyük hürmet gösterir¸ tozlarını yüzüne gözüne sürerdi. Bu hususta¸ ikinci bin yılın yenileyicisi İmam-ı Rabbanî Ahmed Faruki Serhendî Hazretleri bir talebesine yazdığı mektubunda şöyle buyurdu: “İdarecilerin kıymet verdikleri zamanlarda¸ İslâmiyet parlamış¸ âlimlerin yüksekleri¸ evliyanın büyükleri¸ herkesten sevgi ve saygı görmüştü. Devletten aldıkları kuvvetle¸ dinin yayılmasına çalışmışlardı. İşittiğime göre Emir Timur¸ Buhara caddesinden geçerken¸ uzakta¸ birçok kimsenin halı silktiklerini görüp¸ merakla sormuş. Hâce Muhammed Bahaeddin-i Buharî (k.s.) hanekahı halıları olduğunu anlayınca¸ İslâmiyet'e olan sevgi ve saygısının çokluğundan¸ oraya yaklaşıp¸ halıların tozları içinde durmuş¸ misk ve anber sürünür gibi hanekahın tozlarını yüzüne gözüne sürerek¸ Allah yolunda olanların feyz ve bereketleri ile şereflenmek istemiştir. Allahu Teâlâ'ya yakın olanlara karşı gösterdiği sevgi ve saygı sayesinde¸ imanla gittiği umulur. İşittiğimize göre¸ Timur'un ölüm haberi duyulunca¸ o zamanda bulunan evliyadan birisi (k.s.): ‘Timur öldü¸ imanı da birlikte götürdü.' buyurmuştur.”7


Halının Tozu


Timur'un son sözü “Lâilâhe illallah” olur. Cenazesini Semerkant'a götürür¸ çok sevdiği torunu Muhammed Sultan için yaptırdığı türbeye defnederler (1405). O günlerde velîyullahtan biri keşf halinde Timur'u görür ki çehresi fevkalade güzeldir¸ mesud olduğu her hâlinden bellidir. O zat: “Hâlbuki bizim bildiğimiz Timur'un ömrü kan kasavet içinde geçti¸ bunca cenk bunca cidal…” Dayanamayıp sorar: “Ne yaptın da affedildin?” Timur şöyle cevap verir: “Bir ara Buhara civarında karargâh kurmuştuk. Dik bir yarın altında oturmuş konuşuyorduk. Birileri yukarıdan halı silkelemeye başlamasınlar mı? Adamlarım hemen ayaklandılar. O sıra ortalıkta¸ ‘Halılar Kasr-ı Arifan'a (Şah-ı Nakşbendî Hazretleri'nin dergâhına) aitmiş.' diye bir söz dolanınca ‘Bırakın.' dedim¸ ‘Tozu başımıza yağsın.' İşte beni o büyük velînin hatırına bağışladılar.”8


 


Dipnot


1. Necdet Tosun¸ Bahâeddîn Nakşbend: Hayatı¸ Görüşleri¸ Tarikatı¸ İnsan Yayınları¸ İstanbul 2002¸ s. 65.


2. Necdet Tosun¸ Bahâeddîn Nakşbend: Hayatı¸ Görüşleri¸ Tarikatı¸ İnsan Yayınları¸ İstanbul 2002¸ s. 65.


3. Acâib-ül-makdûr fî nevâib-i Timur “Târih-i Timûr-i Gürgân” (İbn-i Arabşah'dan Nazmizâde Hüseyn Murtezâ tercümesi) İstanbul 1277.


4. Mustafa Rahmi tercümesi¸ Tüzükât-ı Timur¸ İstanbul 1339.


5. İ. Hakkı Uzunçarşılı¸ Osmanlı Tarihi¸ C. I¸ Ankara 1972;¸ Yılmaz Öztuna¸ Büyük Türkiye Tarihi¸ İstanbul 1970.


6. Rehber Ansiklopedisi¸ c. XVI¸ Türkiye Gazetesi¸ c. II¸ İstanbul 1984. S¸ 277.


7. İmam-ı Rabbanî Ahmed Farukî Serhendî¸ Mektubat-ı Rabbanî¸ c. 2¸ 92. Mektup.


8. İmam-ı Rabbanî Ahmed Farukî Serhendî¸ Mektubat-ı Rabbanî¸ c. 2¸ 92. Mektup.

Sayfayı Paylaş