ŞEHİDİM, ŞAHİDİM, ALLAH YOLUNUN NURLU KAHRAMANI

Somuncu Baba

"Şehit; zaman benimdir ve mekan bana emanettir diyerek düşmanın karşısında asaletle dimdik dururken Allah'a¸ millete ve tarihe emanet olan ölümsüz şahsiyettir…"


Şehit; zamanın şahidi¸ mekânın sahibi¸ ümmetin kurbanı¸ Allah yolunun efsane kahramanı…


Şehit; dinine¸ vatanına ve milletine kasteden hainlere geçit vermemek için en değerli varlığı olan canını ortaya koyan mücahit…


Şehit; zaman benimdir ve mekan bana emanettir diyerek düşmanın karşısında asaletle dimdik dururken Allah'a¸ millete ve tarihe emanet olan ölümsüz şahsiyet…


Allah¸ “Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın¸ onlar diridir¸ fakat siz bilemezsiniz.” (2/Bakara¸ 154) buyurarak şehidin ölümsüzlüğünü haber veriyor ve biz de buna şeksiz şüphesiz iman ediyoruz.


Şehit Dağlıca Komutanı¸ emrindeki askerlere bu ayeti okuyarak çıktıkları seferin ulvi boyutunu açıklıyor¸ öte yandan dini referansla yayın yapan bir TV kalanlında ise sözde bir aydın¸ şehitler ölmezmiş¸ böyle bir laf var¸ diyerek Allah'ın ayetini hafife alıyor¸ yanındaki de şehit ailelerini teselli etmek için söylendiğini belirterek ayetin tahfif edilmesine çanak tutuyor¸ yazık ki ne yazık. Bunlar¸ Allah'ın ayetlerini hafife almanın küfür sayıldığını ya bilmeyecek kadar cahiller ya da dinî değerlerin bunların zihninde bir değeri yok.


Allah'ın Yardımıyla


Çatışma ve güç kullanarak hükümranlık kurma¸ eski zamanların uluslararası iletişim tarzı idi. İnançlı olan¸ iradesi ve askerî donanımı güçlü olan zayıf olanı yener¸ bölgesinde hükümran olurdu. Peygamberimiz (s.a.v.) de beraberindeki tam inanmış ashabı ile Medine'de bir yandan İslâm medeniyetinin temellerini atarken diğer yandan da Mekke'den gelen İslâm düşmanlarına karşı şehrini savundu. Bedir¸ Uhud ve Hendek Savaşlarını bizzat yönetti. Uhud Savaşı'nda yaralandı. Allah Rasûlü Bedir Savaşı'na çıkarken elini açarak: “Ya Rabbi¸ şurada bir avuç Müslüman mağlup olursa senin dinini kim yayacak?” yakarışı ile dua etti. Allah meleklerden oluşan bir ordu ile dinini savunan mücahitleri destekledi ve onları galip kıldı.


Dört büyük halifeden Hz. Ömer¸ Hz. Osman ve Hz. Ali¸ üstlendikleri yüce görev ve bulundukları yüksek makam sebebiyle hedef oldular ve şehit edildiler. Seyyidu'ş-Şüheda/Şehitlerin Efendisi Hz. Hüseyin ise zalime boyun eğmediği için hedef oldu ve şehit edildi. Son yıllarda yabancıların ülkemizde fiilî iktidarına zemin hazırlamak için taşeronluk yapanların kendilerini Hz. Hüseyin'e¸ muhaliflerini Vicdansız Yezid'e benzeterek Kerbela faciasını istismar etmeleri¸ haksızlıklarını kamufle etme çabasından öte bir anlam ifade etmiyor.


İslâm coğrafyasında hükümranlık ve iktidar için asırlar boyu süregelen çatışma ve savaşlar¸ sanki bu toprakların önlenemez kaderi olmuş. İslâm'ın barış dini oluşu çoğu zaman kitaplarda bir cümle¸ gerçek hayatta karşılığı olmayan bir temenni olarak yer almış.


“Üst Akıl”ın geliştirdiği¸ Müslümanları çatıştırarak zayıf düşürme projesinin ihalesini¸ uluslararası silah tüccarları alıyor ve İslâm coğrafyasından temin ettikleri zavallı taşeronlar vasıtası ile de projelerini başarı ile uyguluyorlar. İçimizdeki zavallılar da “Üst Akıl”ın vesayetinde de olsa kısmî bir iktidara “hiç yoktan iyidir” yaklaşımı ile teşne oluyorlar ve bu milletin bağrında onulmaz yaralar açıyorlar. Bir iç savaşın galibinin yabancılar olacağını bilemeyecek kadar basiretsiz bunlar. Hiç bilmiyorlar ki¸ bir iç savaşta ağıtlar Türkçe¸ Kürtçe Arapça¸ zafer şenlikleri ve haykırışları ise İngilizce olacak. Bundan 25 yıl önce öz kardeşim gibi sevdiğim¸ dost bildiğim¸ ilahiyattan Kürt bir arkadaşımın terörü savunduğunu hayretle müşahede etmiştim. Kendisine “Bunun¸ yabancıların yeni bir sömürge planı olduğunu görmüyor musun?” dediğimde duyduğum cevapla bir kez daha yıkıldım. Arkadaşım: “Bu güne kadar T.C sömürdü¸ biraz da yabancılar sömürsün¸ sömürüldükten sonra kimin sömürdüğünün ne önemi var?” demişti. Birkaç gün önce Muş'un girişinde ellerinde güllerle Tokat'tan gelenler din kardeşlerini karşılayan¸ büyük oyunun farkında birkaç basiretli genç ise kardeşliğimizin devam edeceğine dair umudumun yeniden yeşermesine vesile oldu. Bu merhamet timsali gençleri alınlarından öpüyorum.


Şehitlerimizin yüreklerde bıraktığı acının etkisi ile herkes kendi dünya görüşü doğrultusunda yorumlar yapıyor. Devlet büyüklerini suçlayıcı¸ içimizdeki ayrışmayı derinleştirici¸ birbirine 180 derece zıt yorum ve tepkiler terörün ekmeğine yağ sürmekten öte bir işlev görmüyor. Muhtemelen şehitlerimizin nurlanmış ölümsüz ruhları¸ “Biz bunun için mi öldük?” diyerek bizim ölçüsüz tepkilerimize sitem ediyorlar¸ belki de ebedî istirahatgâhlarında rahat uyuyamıyorlar.


Bu Anadolu toprakları ve İslâm coğrafyası bu güne kadar birçok ihanete şahit oldu. Bu ihanetlerin bir kısmına yenik düştüğü için de İslâm'ın izzetine yaraşır bir güce bu ümmet tam olarak ulaşamadı. Filistin¸ Afganistan¸ Irak ve Suriye'de yaşanan trajediler bize tefrikanın en büyük musibet olduğunu öğretti ancak celladına âşık olan gafil idam mahkûmları gibi hâlâ tefrikadan medet uman gafiller sebebiyle acılarımız her gün tazeleniyor.


Umutsuzluğun¸ şeytanın sermayesi¸ mü'minin ise amansız düşmanı olduğu bilinci ile imanlı ve basiretli olmamız hâlinde Allah'ın yardımıyla bu badireyi de atlatacağımızı umuyor¸ milletin ve ümmetin birliğini¸ huzurunu ve selametini temin edecek vasıtaların daha kullanışlı¸ barışın ise daha yakın bir hedef olduğunu müjdelemek istiyorum.

Sayfayı Paylaş