RESMİYETİN ÖTESİNDE HASBÎLİĞE DAYALI DİNÎ HİZMET

Somuncu Baba


Sevginin küme düştüğü¸ aşkın ayaklar altında çiğnendiği¸ şefkatin belirsiz adreslere göçtüğü¸ merhametin itibar kaybettiği¸ maddenin öne çıkıp insanın değerini belirlediği bir çağda yaşıyoruz. Böylesine iç dengesi tepetaklak olan insanlık artık dış dünyayı ve ekolojik dengeyi de bozmaya çalışmaktadır. Çıkar yarışması çıkar çatışmasına dönüşmektedir.


Aslında tahrip kolaydır¸ tamir ise zordur. Tarih birçok tahripçi gördü. Bozdular¸ dağıttılar¸ kırdılar¸ yıktılar… Ama lanetle ve nefretle anılmaktan başka bir nasipleri olmadı. Tamirciler ise iğneyle kuyu kazmak kadar zor olsa da yapmaya¸ yaşatmaya¸ korumaya çalıştılar. Onlar insanlık tarihinin hâlâ parlayan yıldızlarıdır.1


Bu gerçekten hareketle¸ küreselleşen¸ gittikçe küçülen ve sekülerleşen bir dünyada din ve dindarlığa olan rağbet¸ dini temsil edenlerin izleyeceği metotlarla doğrudan bağlantılı bulunmaktadır. Bugün olduğu kadar dün de güçlü değerlerle mücehhez isimlere büyük önem duyulurdu. Meselâ Gırnata Üniversitesi'nin kapısında şöyle yazar:


“Dünya dört temel üzerinde yükselir:


1. Fazîletli ve bilge kişilerin ilmi¸


2. Büyüklerin adaleti¸


3. Salihlerin duâsı¸


4. Yiğitlerin cesâreti.”2


Büyüklerimiz; “Nâkıs insanlardan kâmil işler çıkmaz.” ve “Kem âletle kemâlât olmaz.” demişlerdir. Bu söz; dini temsil konumunda bulunan din görevlilerinin her açıdan donanımlı (mücehhez) olmasının gerektiğini ifade etmektedir. Klasik din hizmetleri artık taleplere yeterli cevabı verememektedir. Küreselleşen¸ sekülerleşen ve hızlı erişim ağına kavuşan dünyada yeni şeyler söylemenin zamanı gelmiştir. Bu durumu Mevlânâ şu şekilde dile getirmektedir: “Eski mallar satanların nöbeti geçti. Yeni şeyler satıyoruz. Bu pazar¸ bizim pazarımız şimdi.”; “Bugün Ahmed benim¸ dünkü Ahmed değilim ben. Bugün ankâ benim¸ yemle beslenen kuşcağız değilim ben.”3


Meslekî formasyona sahip olan¸ bilgisini sürekli yenileyen¸ görev şuuru ve sorumluluğu içerisinde hareket eden¸ sağlam karakterli¸ kendisine tevdî edilen görevlerde ciddiyeti elden bırakmayan¸ yeis değil ümit kaynağı olan¸ sözünde durup zamanı iyi değerlendiren¸ mihver insan konumunda bulunan¸ aşağılık kompleksine kapılmayan¸ misyon¸ vizyon ve kimlik sahibi olan¸ fedakârlık¸ ferâgat ve çileyi rahmet yükü olarak omuzlayan¸ takvâ zırhına bürünen¸ muhâtaplarına ruhsat yolunu telkin ederken kendisi azîmet yoluna koyulan¸ yaşadığı çağı ve ortamı iyi okuyan¸ bencillikten sakınan¸ hayırda yarışan¸ yalnız yemeyi değil yedirip içirmeyi şiâr edinen ve Habîb-i Neccâr gibi kendini Hakk'a adayan bir din görevlisinin yeni söylem ve metotlar geliştirirken özellikle şu üç hususu göz önünde tutması gerekmektedir:


1. Hedef Tesbîtini İyi Belirlemek


Merhum Erol Güngör Hoca¸ “İnsan¸ kendi kendinin farkına varma derecesine göre yaptığı işlerin¸ davranışların gerçek gayesini anlama yolunda önemli mesâfeler kat edecektir.”4 demek sûretiyle hedeflerimizin iyi tesbît edilmesi gerektiğini dile getirmektedir. Din görevlilerinin muhâtabı insandır. Niçin yaşadığının farkında olan din görevlisi¸ hayatını daha iyi anlamlandırıp hedeflerini daha başarılı bir biçimde çizmeye çalışır.


Hedef tesbîtinde öncelikli örneğimiz Kur'an ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'dir. Peygamberler tarihine baktığımızda¸ dini tebliğ eden peygamberlerin;


1. Tebliğ görevini hiçbir çıkar ve karşılık beklemeden yaptıklarını¸


2. Kendilerini iyi bir model olarak sunduklarını¸


3. Önce yakın çevrelerinden işe başladıklarını¸


4. Davet yolunda karşılaşılabilecek sıkıntılara göğüs gerdiklerini¸


5. Fedakârlıklara katlandıklarını¸


6. Toplumdan kopmadıklarını¸ görürüz.


“Ey Muhammed! Mal istiyorsan mal¸ reislik istiyorsan seni başımıza reis yapalım¸ yeter ki bizim dinimize dokunma.” teklifleri karşısında¸ onun: “Bir elime ayı¸ öbür elime de güneşi verseniz¸ ben bu davamdan vazgeçmem.”5 cevabını vermesi izlememiz gereken tutumu ortaya koymaktadır.


2. Dinin Şeklî Boyutu Kadar Özüne de Vukufiyet Sağlamak


Din hizmeti özel bir mesâi ve özveri isteyen bir meslektir. Din hizmetinde yapmacıklığın ötesinde içtenlik¸ “resmîlik”in ötesinde “hasbîlik” öncelikli hâle gelmelidir. Çağımızda din görevliliği bir meslek ve ekmek kapısı olmaktan çoktan çıkıp profesyonellik isteyen¸ gönül boyutu olan ve ihtisası gerektiren bir saha konumuna gelmiştir. Bu hizmeti sevememiş¸ benimseyememiş ve özümseyememiş elemanların görevini başarıyla yürütmesi gayr-ı kâbildir. Zira derinliği olmayan bir dindarlık¸ formaliteye dayalı şekilci ve mekanik dindarlık¸ gönle hitap etmeyen ve gönülsüz yapılan her iş akâmete uğrar.6 Çünkü din; özdür ve samîmiyettir¸ kuru merâsim ve dış şekilden ibaret değildir. Eskilerin “ehl-i rusûm” tâbir ettikleri şekilci zihniyet¸ marka Müslümanlığı¸ bizlere gerçek aşkı tattıramaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in ifadesiyle Allah¸ bizlerin sûretine değil kalblerimize ve amellerimize bakar.


Tüm çabalarını insana hizmete¸ tezkiye-i nefs ve tasfiye-i kalbe hasreden sûfîlerin; “Söz gönülden çıkarsa gönle girecek¸ söz dilden çıkarsa kulaktan öteye gitmeyecektir.”7 tesbîtine Mevlân⸠şu ifadelerle açıklık kazandırmaktadır: “İnsana yakışan¸ tevâzu sahibi ve alçakgönüllü olarak¸ benlik davasına¸ kibir ve gurura kapılmadan Hakk'a kul olmaktır. Söz samîmî ve sözüyle hemhal olmuş bir ağızdan çıkmış olmalıdır. Çünkü sözde samîmiyet ve içtenlik olmadığı sürece ne kadar parlak ve parıltılı olursa olsun¸ cansız ve ruhsuz kalmaya mahkûmdur.”8


Gönül dünyası mamur din görevlileri¸ kendisini dinlemeye gelenlere korku yerine ümit¸ karamsarlık yerine iyimserlik önermeli ve kendilerine gelenleri her halleriyle kabul etmelidirler. Mevlid¸ hatim¸ du⸠iskat-devir peşinde koşan¸ bunu bir yandan gelir ve geçim kaynağı haline getiren bir din görevlisinin halk üzerindeki olumlu tesir ve saygınlığından bahsedilemez.9 Bu durumu son dönem Hint asıllı sûfîlerden Abdülbârî en-Nedvî şu şekilde betimlemektedir: “Doktorun kafası hastanın kesesinde değil onun sıhhat ve şifasında olmalıdır.”10


Allahu Teâlâ sizin sözlerinize ve sûretlerinize değil amel ve kalblerinize bakar.”11 hadisi çerçevesinde İmam Gazâlî (ö.555/1111) şu değerlendirmede bulunmaktadır: “Din hizmetinde gaye kalbleri harekete geçirmek ve gönülleri yumuşatmaktır. Ancak hitâbette aşırı giderek ‘Beni iyi hatip bilsinler.' diye bir hisse kapılmak doğru değildir.”12


Nureddin Topçu muallim ismi ile tavsif ettiği biz din görevlilerinin çizgisini şu şekilde dile getirmektedir: “Her şeyden önce muallim¸ hayatımızın sahibi olmaktan ziyâde sanatkârıdır… Muallim¸ geçeceği yol bütün engellerle örtülü olduğu halde buna tahammül etmesini bilen¸ tahammül etmesini seven idealcidir. İdealinin düşmanları karşısında bile bunlara bedduâ et diyenleri¸ ‘Hayır ben bedduâ için gönderilmedim.' diye susturarak bir gün gelecek bunlar davamıza en büyük hizmeti yapacaklardır¸ diye tebşir eden rahmet müjdecisidir… Muallimlik sevgi işidir¸ ruh işidir… Muallim hepimizin her an muhtaç olduğu doktordur. İman ve anlayış vasıtalarıyla bizi tedâvi eder¸ ruhlarımıza sunar ve hakikat âleminden haberler verir.”13


Şeyh Edebâlî (ö. 726/1326)'nin Osman Gazi şahsında¸ sorumluluk mevkiinde bulunanlara¸ din ve halka hizmeti şiâr edinenlere tavsiyesi şu minvaldedir:


“Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra:


Öfke bize¸ uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana… Suçlamak bize; katlanmak sana… Âcizlik¸ yanılgı bize; hoş görmek sana… Geçimsizlik¸ çatışma¸ uyumsuzluk¸ anlaşmazlık bize; adalet sana… Kötü söz¸ şom ağız¸ haksız yorum bize; bağışlama sana…


Ey oğul!


Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana… Tembellik bize; uyarmak¸ gayretlendirmek¸ şekillendirmek sana…”14


3. Örnek Yaşantı Sahibi Olmak


“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?”15


“Ya Muhammed! İnsanları Rabb'imin yoluna hikmetle ve güzel sözlerle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.16 âyetleri eylem-söylem birlikteliğini gerçekleştirmemizi emretmektedir. Halk arasında dolaşan¸ “Hocanın dediğini tut ama gittiği yola gitme.” sözü bir tür eylem-söylem çelişkisini ve uyumsuzluğunu ifade etmektedir.


Abdülbaki Gölpınarlı (ö.1403/1982)'nın ezan için söylediği¸ “Ezan artık insana ‘Aziz Allah' dedirtmiyor… Adamı ürkütüyor… ‘La havle' dedirtiyor”17 sözü¸ din görevlisinin davet ve davranış üslubunu daha dikkatli seçmesini gerekli kılmaktadır.


Malik b. Dinar¸ “Âlim¸ bildiği ile amel etmediği vakit¸ yağmur damlasının yalçın kayadan kayması gibi vaz' u nasihatı gönüllerden silinir gider” derken¸ Hz. Ömer (r.a.) da: “Şu ümmet için en çok korktuğum şey¸ dili ve sözleri ile âlim¸ kalbi ile câhil olan kimselerdir.”18 kaygısını taşımaktadır.


Hasan-ı Basri¸ “Ey mü'min¸ sakın sen¸ âlimlerin ilmini toplayan¸ fakat sefihlerin yolundan giden biri olma.”19 tavsiyesinde bulunmaktadır. Zira adam olmasını bilmeyen¸ adam etmesini de bilemez.20


 


Dipnot


1. Vehbi Vakkasoğlu¸ Aşk Çağlayanı Mevlâna¸ Nesil Yayınları¸ İstanbul 2004¸ s. 8


2. Ziya Paşa¸ Endülüs Tarihi¸ yay. haz. Yasemin Ödük¸ Kâzım Masumi ve Fatma Şahin¸ Selis Kitaplar¸ İstanbul 2004¸ s. 9.


3. Abdülbâki Gölpınarlı¸ Mevlânâ Celâleddîn Hayatı¸ Eserleri¸ Felsefesi¸ İnkılap Kitabevi¸ İstanbul 1999¸ 5.Baskı¸ s. 177.


4. Erol Güngör¸ Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk¸ İstanbul 1995¸ s. 63-64.


5. A. Himmet Berki ve Osman Keskioğlu¸ Hatemü'l-Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı¸ DİB Yayınları¸ Ankara 1991¸ s. 86.


6. M. Hayri Kırbaşoğlu¸ “Dini Yayıncılıkta İlmihaller ve Temel Dini Bilgiler Meselesi”¸ Türkiye I. Dini Yayınlar Kongresi¸ DİB Yayınları¸ Ankara 2004¸ s. 216.


7. Süleyman Uludağ¸ İslam Düşüncesinin Yapısı¸ Dergâh Yayınları¸ İstanbul 1999¸ s. 190.


8. Mevlana¸ Mesnevi¸ ter. Veled İzbudak¸ c. V¸ beyit no: 2480-2483.


9. Celal Yıldırım¸ “İrşad ve İrşada Metod”¸ I. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri¸ DİB Yayınları¸ Ankara 1995¸ s. 334.


10. Abdülbarî en-Nedvî¸ Kitap ve Sünnetin Ruhuna Göre Tasavvuf ve Hayat¸ çev. M. Ateş¸ Diyanet Vakfı Yayınları¸ Ankara 1998¸ s. 334.


11. Müslim¸ Birr 32; İbn Mâce¸ Zühd 9.


12. İmam Gazâlî¸ İhyâu Ulûmiddin¸ Ezher Matbaası¸ Kahire 1302¸ c. III¸ s. 152.


13. Nureddin Topçu¸ Türkiye'nin Maarif Davası¸ haz. E. Erverdi¸ İsmail Kara¸ Dergâh Yayınları¸ 4. Baskı¸ İstanbul 1998¸ s. 66-68.


14. Komisyon¸ Şeyh Edebali¸ Bilecik İl Kültür Müdürlüğü Yayınları¸ Bilecik¸ ts.¸ s. 21.


15. 61/Saff¸ 2.


16. 16/Nahl¸ 125.


17. Abdülbaki Gölpınarlı¸ “Mazi Özlemi veya Dün-Bugün”¸ haz. Saffet Köse¸ Marife Dergisi¸ S. 6¸ Güz 2006¸ s. 250-254.


18. Bilâl Eren¸ Güzel Sözler Antolojisi¸ Türdav¸ İstanbul 1997¸ s.37.


19. Eren¸ Güzel Sözler Antolojisi¸ s. 37.


20. Selim Gündüzalp & Ali Suad¸ Çağları Aşan Sözler¸ Zafer Yayınları¸ İstanbul 199¸ s. 27.

Sayfayı Paylaş