ÖĞRETMEN VE YOL YORDAM

Somuncu Baba

"Öğretmen denince hemen herkesin aklına bir sahada bilgi sahibi olan ve bildiklerini anlatarak başkalarına aktarabilen kişi gelir."


Hayal kurdular¸


Hayale koştular!


Onlar¸ okullu olmanın hayali ile yaşadılar. Hayal kurdular ve ufuklara baktılar. Herkesin kendi penceresinden gördükleri kendi doğrularıdır. Ancak herkes için doğru olan bilimin ortaya koyduklarıdır. Kanılar ve kanaatler bir zaman sonra yanılgılar içerebilir¸ yanlışlar doğurabilir¸ bu yakın durumlar doğru iş yapmakla¸ doğru işi yapmak kadar birbirine benzer durumlardır.


Bilgi kulvarları evimize kadar yol buldu. Günümüzde bilgiyi ulaştırma ya da aktarma yöntemleri çok değişti. Kaçınılmaz bir durumdu ve olması gerekiyordu. Yapılandırmacı eğitim anlayışı karşısında öğretmen merkezli geleneksel ders işleme metotları artık çok sönük kaldı ve etkinliğini yitirdi. Bu değişiklikle birlikte bu işi yapan öğretmenlerin rolleri de değişti. Bu değişime direnenler¸ kabul etmeyenler¸ geleneksel yapı ile modernite arasında yalpalayanlar da oldu. Bilimsel ortamlarda olması gerekenlere eşlik edemeyenler saf dışı kaldılar. Öğretmen denince hemen herkesin aklına bir sahada bilgi sahibi olan ve bildiklerini anlatarak başkalarına aktarabilen kişi gelir. Öğretmen yetiştiren kurumlarda da esas olarak bir sahada bilgi yükleme yapıldığına ve bu bilgiyi etkin aktarabilme becerisi kazandırıldığına bakılırsa¸ bu öğretmen imajının oldukça gerçekçi olduğu söylenebilir. Ancak mesele sadece aktarma işi ile sınırlı kalsaydı¸ Bolu'daki okullarda bulunan bilgisayarları sınıfa koyar¸ programını yükler¸ aktarma işini ona yaptırabilirdik.


Ancak; Ahmet odun değildir¸ Ayşe eşya değildir. Ali bir süzgeç¸ Mehmet bir kapı¸ Selim bir depo değildir. Kısaca bu sayılanlar bir eşya değildir. Bildiğimiz bir şey var ki¸ hayatımızda duygular önemlidir ve duyguları yok sayarsanız¸ insanı da eşya olarak görebilirsiniz. O halde ne duyguları yok sayabiliriz¸ ne de insanı eşya olarak görebiliriz. İnsanı eşya kabul etmek ve insanı eşyanın verileriyle değerlendirmek değişim sürecini algılamamak sonucunu doğurur. Artık sistemin sistematiğinde bir değişim yaşanmaktadır ve bu değişim süreci öğretmene olan ihtiyacı azaltmamaktadır. Aksine standartları yükselterek¸ öğretmene olan ihtiyacı daha da artırmaktadır. Öğretmenlik sanatı mekanik ve yüzeysel bir meslek olsaydı¸ öğretmenlerin çoğunun yerini herhalde teknoloji alırdı. İnternet destekli birkaç süper öğretmen¸ sanal olarak binlerce sınıfta ve hatta oturma odalarımızda yerlerini alırdı. Ama teknolojinin¸ öğretmenlerin yerini almak değil¸ onlara destek olmak olduğuna bakılırsa¸ öğretmenlik mesleğine daha fazla ihtiyaç olduğu görülecektir.


Diğer mesleklerde olduğu gibi öğretmenlik mesleği de çok daha iç içe ve çok yönlü bir yapıya büründü. Bilginin hızla eskidiği günümüzde çok şeyi öğrenmek değil¸ hayat boyu öğrenmenin yöntemlerini kavramak ve öğrenmesini öğrenmek önemli hale geldi. En değerli uğraşı bilgiye ulaşmak değil¸ yeni bilgi üretmek ve en büyük güç de üretilen yeni teknolojiye sahip olmak oldu. Burada şunu anlamak gerekir ki; ya bilgi üretirsiniz¸ ya üretileni kullanırsınız ya da Afrika'daki fakir bir ülke gibi ne üretir ne de üretileni kullanırsınız. Bilgili olmayı sıradan bir iş gibi¸ gelişmiş bir hayal gücü ve üretkenliğe sahip olmayı ise ayrıcalıklı görebilirsiniz. Anlatmaya çalıştığımız şey¸ işportaya düşmüş bilgi değil¸ insanlığa yeni bir keşfin ilk sahibi olmak olduğudur. Artık gerçeğimiz şu; hayal olmadan¸ hayat olmuyor.


 Öğretmen okulunda öğretmenliğin bir sanat olduğunu öğrettiler. Hemen aklımıza sinema sanatçıları gelirdi. Ama yetmişli yıllarda izlediğimiz Türk filmlerindeki aktör ve aktrisler sınıfımızda yoktu. Onlar koşuyor¸ vuruyor¸ seviyor¸ ağlıyor¸ ölüyor ve diriliyorlardı. Ama bizim sınıftaki aktörlerden bazıları donuktu¸ katıydı. Ağlaması da gülmesi de belli olmuyordu. Bu bize ilkin uçuk bir durum gibi gelirken¸ yıllar sonra “sanat” olduğunu anladık. En iyi öğretmen hafızasına en fazla bilgiyi yüklemiş olan değil¸ öğretme sanatını sınıf ortamında en iyi şekilde yerine getiren kişidir. Gail Godwin'in ifadesiyle¸ “İyi öğretmenliğin dörtte biri hazırlık ve dörtte üçü tiyatrodur.” Bu tiyatroyu en başarılı şekilde¸ çoklu ortamlar kullanarak¸ kavram ve ortamları zenginleştirerek öğrencilere ulaştırılması gerekmektedir. J. Maxwell'in deyişiyle “İnsanlar¸ onları ne kadar umursadığınızı bilmedikçe¸ ne kadar bildiğinizi umursamazlar.” Çocuklar özeldir ve öğretmen için önemlidir.


Bir mesleğe en büyük zararı¸ o mesleği eksik veya yanlış icra edenler verir. O yüzden meslek heyecanı duymayan ve öğrenci sevgisi olmayan öğretmen doğru bir adım atarak mesleği bırakmalıdır. Her meslek sahibi gibi öğretmenin de yapması gereken ilk şey mesleğini sevmesi ve bunu da davranışlarıyla göstermesidir. Öğrenme ve öğretme faaliyetinden heyecan duyması ve öğrencileri önemsemesidir. Bizim ülkemizde öğretmen seçimi bile mevcut sistemin mantığına aykırı düşmektedir. Hem felsefî olarak yeni bir yol belirlemişsiniz hem sistemi kurgulamada farklı boyutlar istiyorsunuz ama hâlâ öğretmen seçme ve işe alma yöntemini sistemin mantığına eşdeğer bir anlayışta yapmıyorsunuz. Bu sebeple mülakat yerine ezberci ve eleyici test türü bir sınavla tiyatro oyuncusu¸ ressam veya müzisyen alımı ne kadar geçersiz ise sınav becerisine dayanan mevcut sistemle öğretmen almak ve öğretmenlerin yükselmelerinde de test sınavlarını esas almak o kadar geçersizdir. Dünya bu işi nasıl yapıyor sorusunun sorulması gerekiyor. Bu anlayış¸ çağdaş dünyadan kopukluktur. ABD'de mülakat yapmadan bir öğretmenin işe alınması düşünceye sığmaz. Öğretmenlerin başarısını test türü sınavlarla belirlemeyi teklif edenin zekâ seviyesinden şüphe edilir. Sınıf içi performans ile testlerde alınan puanların alâkası yoktur. Eğitimi iki kanatlı bir kuş gibi düşünün; bir kanadı aklın bilgi ve beceri ile donatılması¸ öteki kanadı da kalbin erdem ve insanî değerlerle işlenmesidir. Günümüzde bilgi ve becerinin kötüye kullanılabilme potansiyeli ile tahribin kolaylığı ve boyutunun büyüklüğü¸ ikinci kanadın önemini daha da arttırmıştır. Çok şeyde Batı'yı örnek gösterenler¸ bu durumu neden dikkate almazlar. Onlar gördüklerinden sonra¸ etik ve ahlakî değerler eğitimini¸ meslek eğitiminin ayrılmaz bir parçası haline getirmişlerdir. Emerson'ın dediği gibi¸ “Eğitici¸ zor şeyleri kolaylaştırabilen kişidir.” Bu ve benzeri beceriler test sınavlarıyla değil ancak gözlemlerle ölçülebilir. Bu ölçümden mahrum iseniz¸ ölçemediğiniz şeyi de değerlendirmeniz mümkün değildir.

Sayfayı Paylaş