SULTAN VAHDEDDİN'İ YENİDEN DÜŞÜNMEK

Somuncu Baba

Bundan yıllar önce¸ bir 17 Kasım (1922) sabahı son Padişah Vahdeddin¸ sessiz sedasız bir şekilde yurdu terk etti. Beraberinde¸ koskoca bir Cihan Devleti'ni de götürdü; bir devrin kapanmasına yol açtı. Gitti ama arkasında o gün bugündür devam eden bir yığın tartışma bıraktı. Sultan Vahdeddin'in¸ “günah keçisi” seçildiği ve nihayet “kurban” edildiği kanaatini artık bizim gibi birçok tarihçi¸ araştırmacı ve yazar paylaşmaktadır.


Bundan yıllar önce¸ bir 17 Kasım (1922) sabahı son Padişah Vahdeddin¸ sessiz sedasız bir şekilde yurdu terk etti. Beraberinde¸ koskoca bir Cihan Devleti'ni de götürdü; bir devrin kapanmasına yol açtı. Gitti ama arkasında o gün bugündür devam eden bir yığın tartışma bıraktı. Sultan Vahdeddin'in¸ “günah keçisi” seçildiği ve nihayet “kurban” edildiği kanaatini artık bizim gibi birçok tarihçi¸ araştırmacı ve yazar paylaşmaktadır.


‘Hainliği' İflasta!


Yakın tarihimizin en tartışmalı hadiselerinden biri de şüphesiz “Vahdeddin'in hain olup olmadığı”dır. Vahdeddin'in¸ Millî Mücadele'ye karşı çıktığı¸ vatatnımızı İngilizlere “satmaya” kalkıştığı ve sonuç itibariyle “hain” olduğu iddiaları¸ hâlâ tartışma konusu yapılmaya devam edilmektedir. Son yıllarda ortaya çıkan yeni belge ve bilgiler; bunlara dayanılarak hazırlanan kitap ve makaleler¸ bu mevzudaki tartışmaları bitirecek seviyededir. En son yayımlanan belgelerden biri de 1921'de İstanbul'da görev yapan İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold'un kaleme aldığı “Türkiye Raporu” oldu.


Raporda; Mustafa Kemal'in¸ Millî Mücadele'yi başlatması için bizzat Vahdeddin tarafından görevlendirildiği¸ Padişah'ın Millî Mücadele'ye açık destek verdiği ve bu durumun¸ “hiçbir zaman tam anlamıyla açıklanmayan şartlar altında meydana geldiği” şu sözlerle dile getirilmiştir: “Millî Mücadele hareketi ile ters düştüğü görülen kişi ve kurumların¸ milletin yeniden dirilişi formüllerine tümüyle muhalif oldukları düşünülmemelidir. İstanbul hükümeti¸ Yunanlılarla mücadelede Ankara'dan yana tavır koymuştur. Sadrazam ve Hariciye nazırı¸ Ankara hükümeti ile doğrudan ilişkilerinin olmadığını söylese de buna inanmak güçtür. İstanbul hükümeti nazırları Ankara'dan bağımsız görünmekle beraber Ankara'nın görüşlerini göz önünde tutuyorlardı.”


Bu tespitler¸ Nesil Yayınları'ndan çıkan “Son Osmanlı Vahdeddin” başlıklı kitabımda ortaya koyduğum şu tezi destekler mahiyettedir: “Sultan Vahdeddin¸ içinde bulunduğu hassas döneme ve ağır şartlara rağmen¸ alenen olmasa da örtülü veya gizli bir biçimde Millî Mücadele Hareketi'ni elinden geldiğince desteklemeye çalışmıştır. Millî Mücadele ile ilgili haberleri büyük bir dikkat¸ heyecan ve ümitle takip etmeye ve gelişmelerle yakından ilgilenmeye çaba göstermiştir.”


Zaferi Dört Gözle Beklerdi!


Sultan Vahdeddin'in¸ Millî Mücadele'nin Yunan ordusuna karşı 10 Ocak 1921'de kazandığı I. İnönü Zaferi karşısında¸ “aylardır ilk defa gülecek ölçüde” duyduğu sevinç ve mutluluğu Alemdar Gazetesi'nin ünlü yazarı Refii Cevad (Ulunay) anlatmıştır. Bu noktada Sadrazam Tevfik Paşa'nın oğlu¸ kendisinin yaveri olan İsmail Hakkı Okday'ın müşahedeleri tarihî kıymete sahiptir: “Anadolu'da geçen Millî Mücadele'nin askerî durumlarıyla pek yakından ilgilendiğine ve bir askerî başarımızın kendisini son derece sevindirdiğine tarih huzurunda şahadet edebilirim. Sultan Vahideddin¸ öyle sanıldığı gibi Millî Mücadele'mizin düşman orduları tarafından yok edilmesini katiyen arzulamaz; bilakis zaferi dört gözle beklerdi.”


İrâde-i Milliye Gazetesi'nde yayımlanan bir telgrafında Mustafa Kemal Paşa¸ Sivas Kongresi'nden sonra oluşturulan “Anadolu Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi” aracılığıyla bu gerçeği şu net ifadelerle dile getirmiştir: “Padişahımız (Vahdeddin) Anadolu harekâtının tamamıyla meşru olduğunu ilan ederek¸ cereyan-ı mevcudu lütfen teşvik etmekte ve hatta iştirak-ı hümayunlarıyla da takviye buyurmaktadırlar.”1


‘Gizli' İngiliz Belgesinin Aslı


Vahdeddin'in¸ 1926 yılında Irak'taki ayrılıkçı Kürt grupların önderleriyle San Remo'da görüşüp anlaştığına dair gizli bir İngiliz belgesinin varlığı zaman zaman gündeme gelmekte ve çeşitli mecralarda dile getirilmektedir. İddialara ve belgeye kaynaklık eden kişilerden biri de İngiliz arşivlerinde yaptığı çalışmalarla tanınan Türk Tarih Kurumu şeref üyesi Prof. Dr. Salahi R. Sonyel'dir. Sonyel bu belgenin¸ İngiliz Dışişleri Bakanlığı Foreign Office-FO Arşivi'nde 371/11480/E5456 numarayla kayıtlı olduğunu yazmaktadır.


Irak'taki İngiliz Polis Müfettişi J. F Wilkins imzasıyla 21 Ağustos 1926'da Irak İçişleri Bakanı¸ İngiliz Yüksek Komiseri ve bazı istihbarat örgütlerine gönderilen gizli yazı ve raporda şu iddia dillendirilmektedir: “Musul'daki 40 bin Kürt militanının önderleri¸ devrik Osmanlı Padişahı Vahdettin ve Türkiye'deki muhalefet partisi ile Mustafa Kemal'i yönetimden düşürüp Vahdettin'in yeniden iktidara getirilmesi karşılığında ‘Kürt bağımsızlığının' tanınması noktasında anlaştılar.”


Ancak Sonyel'in yaptığı şu yorum¸ belgenin ciddiye alınıp alınmayacağına ilişkin daha en baştan esaslı bir fikir vermektedir: “Söz konusu belgenin fotokopisini çekmedim ama notlarım arasına almıştım. Devrik Padişah Vahdettin'in ölüm tarihinin bu istihbaratın verildiği tarihten önce olması ilginç bir nokta. Belki de önceden konuşmuş olabilirler. Ayrıca raporda yazılanların tamamıyla doğru olup olmadığını da bilemeyiz.”


Sonyel'in de belirttiği gibi belgede yer alan bilgilerin doğruluğu ve tarihi gerçekleri yansıttığı noktasında ciddi şüpheler ve soru işaretleri mevcuttur. “Son Osmanlı Vahdeddin” kitabım¸ meselenin içyüzünü aydınlatan tarihî ve ilmî kıymete sahip bilgi ve belgeler içermektedir.


Gurbette İngiliz Oyunlarına Gelmedi


Sultan Vahdeddin¸ saltanatın kaldırılması sürecinde hayatını tehdit eden ağır şartların belirmesiyle yurdu terk etmek zorunda kalmış ve 16 Mayıs 1926'da İtalya'nın San Remo şehrinde vefat edene kadar gurbette bir tür sürgün hayatı yaşamıştı. Kitabımda¸ Vahdeddin'in memleketten ayrılmasıyla birlikte İngiliz İstihbarat Servisi'nin Broderick John Fitzgerald başkanlığında özel bir büro kurduğu ve bu büronun çalışmalarını devrik padişahın ölümüne kadar sürdürdüğünü doğruluyorum. Vahdeddin üzerinden tezgâhlanan İngiliz oyunlarının boşa çıktığı¸ tam bir hayal kırıklığı meydana getirdiği ve “Vahdeddin'in kullanılamayacağı ve onun üzerinden hiçbir müspet netice alınamayacağı” daha 1924 yılında İngiliz Gizli Servisi'nce anlaşıldığını da zikrediyorum.


İngiliz Başbakanı'na gönderilen 19 Ağustos 1924 tarihli gizli raporda¸ “Vahdeddin Dosyası'nın” kapanmaya mahkûm olduğu şöyle ifade edilmektedir: “Devrik Türk Sultanı'nın¸ (Türkiye'ye karşı) düşünülen hareketin köprübaşlarından birisi olması ihtimali artık mevcut değildir. Kendisi¸ anılarıyla yaşamaya mahkûm edildiğini kabul etmişe benzemektedir. Artık Türkiye üzerinde eski hükümdar aracılığıyla hiçbir müspet sonuç alınamaz. Kendisi artık her şeyin bittiğini kabul ve devletine daha fazla zarar veren insan olarak tanıtılmamak için köşesinde pasif kalmayı tercih etmektedir.”


Son Padişah¸ çilelerle dolu gurbet hayatının en sefil/çaresiz günlerinde¸ ayaklarına milyonlarca paranın serildiği bir esnada İngilizlerin¸ İtalyanların ve diğer devletlerin¸ kendisi üzerinden devleti¸ milleti ve vatanı aleyhinde giriştikleri hiçbir kirli oyuna izin vermemiştir. Sözüm ona “hain” padişah¸ gurbetin en serbest ortamında¸ hem de tahtına tekrar kavuşma imkânı varken¸ kendisi üzerinden yapılan plânları bozmuş ve Türkiye'nin Roma Temsilciliği'ne ihbar etmiştir. Bir defasında genç Türkiye Cumhuriyeti hakkında şunu söylemiştir: “Devlet-i Osmanî¸ Türkiye demektir ve burada sükûnete ve huzura ihtiyaç vardır.”


Kürt Devleti'ni İstese; Şeyh Sait'i Desteklerdi!


“Vahdeddin'in bir Kürt Devleti kurulmasını desteklediği” iddiası da eserimde geçen bilgi ve belgeler ışığında temelsiz kalmaktadır. İngilizlerin Şeyh Sait İsyanı sırasında Vahdeddin üzerinden hangi siyasi plânları yaptıkları ve bunların akıbetiyle ilgili eserimde şu çok önemli bilgiler geçmektedir:


“Şeyh Said İsyanı'nın meydana geldiği 1925 yılında¸ İngilizler¸ hilafet kozunu işleterek Vahdeddin'i menfaatleri istikametinde kullanmak isteğiyle harekete geçmişlerdir. Musul petrollerinin bize verilmesi yolundaki çabalarımız sürerken Sultan Vahdeddin¸ San Remo'da Türk halkına bir isyan bildirisi yazması için İngilizler tarafından sıkıştırılmıştır. İngiliz yetkililer ona¸ bu arzuyu yerine getirdiği takdirde bütün maddî sıkıntılarını¸ ‘şerefine gölge düşmeyecek biçimde' karşılayacaklarını vaat etmişlerdir. Bu dönemde Vahdeddin'in San Remo'daki kapısını aşındıranlardan biri de İngilizlerin eski İstanbul İşgal Kumandanı General Harrington'dır. Padişahın Saray Görevlisi Rumeysa Hanım (Aredba)¸ Harrington'un¸ Sultan Vahdeddin'in ayağına¸ Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı bir koz olarak kullanma plân ve amacıyla geldiğini ve girişimin hüsranla neticelendiğini hadisenin şahidi olarak anılarında anlatmaktadır.”


Ayrıca¸ Sultan Vahdeddin'in İngilizlerin bu çirkin talebini ve şeytanî teklifini geri çevirdiği ile alakalı yakın adamlarından Ömer Yaver Paşa'ya söylediği şu söz de mühim bir delil niteliğindedir: “Şarktaki isyan¸ milletimin başına dert olmamalı. Herhalde bastıracaklardır. Sırası mı şimdi?”


Ocak 1926'daki Gizli Görüşme


Yukarıdaki bilgiler Tarihçi Sonyel'in “Belki de önceden konuşmuş olabilirler.” Görüşünü açık bir biçimde çürütmektedir. 1926 yılındaki gizli görüşmeyi ve devrik padişahın “ihanetini” dayanaksız bırakan önemli delillerden birisi de kitabımda yer alan ve aynı yıl içerisinde İngilizlerin teşebbüs ettiği sonuçsuz kalan bir başka oyundur:


“İngilizler bu defa¸ Hindistan'daki İsmailî Mezhebi'nin temsilcisi ve kaynakların ‘İngiliz ajanı' olarak vasıflandırdığı Ağa Han'ı sahneye sürdüler. Ağa Han 1926 yılı Ocak ayında San Remo'da Vahdeddin ile 1-2 saatlik gizli bir görüşme yaptı. Ağa Han¸ o sırada Hindistan'da Gandi liderliğinde başlayan özgürlük mücadelesinden kendi taraftarlarını korumak¸ manevî nüfuzunun devamını sağlamak ve ticarî imtiyazlarını yitirmemek için İngilizlerin hegemonyasında kalmak niyetindedir. Bu amaçla da halifelik sıfatından faydalanmak ve desteğini almak için Sultan Vahdeddin'in kapısına geldi.


Vahdeddin¸ Ağa Han'ın¸ Hindistan'daki Müslümanların kendisine kayıtsız şartsız itaat etmeleri yolunda bir açıklamada bulunma önerisini kesinlikle reddetmiştir. Son Sultan aynı zamanda¸ sanki bu teklifle ilgili değilmiş gibi öne sürülen ve ‘İslâmların yüce makamının ve temsilcisinin lâyık olduğu hayat şartları içinde yaşatılmasının kendisinin ve bütün Müslümanların geri çevrilmez genel arzusu olduğu ve gereğinin hemen o gün yapılması' yolundaki teklifi de reddetmekten çekinmemiştir. Böylelikle Sultan¸ hâlâ zatında saklı bulunduğuna kendisini inandırmak istediği yetkilerini para ve maddî imkân karşılığında pazarlayacak bir insan ve satılık bir eşya ya da madalya olmadığını bir defa daha ispatlamıştır.”


Devrik Padişah Vahdeddin¸ gurbetin hür ortamında dahi vatanına ihanet etmediğini ve emperyalist devletlerin oyunlarına gelmediğini adeta ispatlarcasına¸ Ağa Han'ın ziyaretini¸ yeğeni Sami Bey aracılığıyla Türkiye'nin Roma Temsilciliği'ne ihbar etmek için şu mektubu kaleme almıştır: “Türkiye Devleti aleyhinde¸ bütün dünyada sinsice devam eden gayretler ve makamımıza İsmailîlerin lideri Ağa Han tarafından yapılan ziyarete dikkat edilmesini arzu ediyoruz. Nice minnet ve zorluklardan sonra uluslararası bir mahiyet alması mümkün olan bu tahrikler karşısında devletimin dikkatli olması icap eder.”2

Sayfayı Paylaş