SOFRA VE DİYET PSİKOLOJİSİ

Somuncu Baba

Yemekteki psikolojimiz aslında hazırlama aşamasından itibaren etkilenir. Yemekleri hazırlarken içinde bulunduğumuz ruh hâlinin enerjisi yiyeceklere de yansır ve bu yemekleri yerken bu enerji yine bize döner.

Bu sebeple mutfağımızı huzur veren yemek yapanın kendini iyi hissettiği bir ortama dönüştürmeliyiz. Burayı hem işimizi kolaylaştıran hem de göz zevkimize hitap eden eşyalarla donatmalı¸ ayrıca temiz ve düzenli bir mekân haline getirmeliyiz. Böylece yemeği hazırlayanın içi mutluluk ve huzur dolmalı ki¸ yiyeceklerin önümüze gelmesi şifa veren bir sürece dönüşsün.


Yemekteki psikolojimiz aslında hazırlama aşamasından itibaren etkilenir. Yemekleri hazırlarken içinde bulunduğumuz ruh hâlinin enerjisi yiyeceklere de yansır ve bu yemekleri yerken bu enerji yine bize döner.


Bu sebeple mutfağımızı huzur veren yemek yapanın kendini iyi hissettiği bir ortama dönüştürmeliyiz. Burayı hem işimizi kolaylaştıran hem de göz zevkimize hitap eden eşyalarla donatmalı¸ ayrıca temiz ve düzenli bir mekân haline getirmeliyiz. Böylece yemeği hazırlayanın içi mutluluk ve huzur dolmalı ki¸ yiyeceklerin önümüze gelmesi şifa veren bir sürece dönüşsün.


Bu yüzden gittiğim lokantanın¸ “İsteyen müşteri mutfağımızı gezebilir” uyarısı çok hoşuma gider. Çalışanların zevkle yemeğimizi hazırladıkları temiz ve ferah mekânları arzu ettiğimiz zaman görebilme imkânı¸ bize güven ve yediklerimize lezzet katar.


Yemek¸ hissederek¸ istekle ve mutlulukla hazırlanmalıdır. Pişirirken¸ içimizdeki sevgi yüreğimizden taşmalı¸ hazırladığımız yemeğe akmalıdır. Yemeği kimlerin yemesi için yapıyorsak onlara olan sevgimizi yemeğe yansıtmalıyız.


Öfkeli¸ stresli veya morali bozuk bir ruh halindeysek yemek yapmaya başlamadan önce rahatlamaya ve huzur dolmaya vakit ayıralım. Sakinleşince temizliğimizi yapıp yemeği hazırlamaya başlayalım. Ellerimizi yıkarken¸ günlük sıkıntı ve problemlerimizin suyla akıp gittiğini düşünelim.


Huzur ve sevgiyle hazırlanan yemek¸ acele ve telaşla yapılandan çok daha lezzetli ve doyurucu olacaktır.


Yemek Esnasındaki Ruh Hâli


Yediğimiz yemeklerin hoşumuza gidip gitmemesi yemek sırasındaki ruh hâlimizle yakından bağlantılıdır. Önce Besmele çekerek¸ bize bu nimetleri bahşeden Rabb'imizin adıyla yemeğe başlayalım. Sonra da her yiyeceğin nasıl yetiştiğini ve ne aşamalardan geçerek önümüze geldiğini düşünelim.


Diyelim havuç yiyoruz. Bu kök¸ içinde yetişmiş olduğu toprağın gücünü taşımaktadır. Ayrıca su ve güneşi de sentezlemiş¸ havanın tazeliğini de bünyesine katmıştır. Derken çiftçiler onları toplamış ve satıcıya ulaştırmıştır. Oradan da soframıza gelmiştir. Üretim ve pazarlamada çalışan insanlar¸ adeta bizim için gayret göstermişlerdir. Bu insanlara kalbimizden teşekkür edelim ve minnet duygusu besleyelim.


Sonra yemeği yapan kişinin ve kazanç sahibinin emeğini aklımıza getirelim. Ve tabi ki bu sayısız nimeti bize veren Rabb'imize şükredelim. Lokmaları acele ile yutmayalım¸ yemek yemeye fazla vakit ayıralım. Böylelikle doyduğumuzu zamanında anlayarak midemizi gereksiz yere şişirmiş olmayız.


Minnet ve huzur duyarak zihnimizi yemeğe hazırladıktan sonra bilinçli ve sükûnetle yiyebilmek için vaktimizi geniş tutalım. Lokmaları telaşla yutarsak sindirim sorunlarıyla karşılaşırız. Vücuduna ve ruhuna iyilik yapmak isteyen kişi¸ öğünleri huzur ve sakinlik içinde yemeye çalışmalıdır. Böylelikle her lokmada başka bir cennet meyvesi tadarmışçasına haz da alırız.


Sofrada sadece yemek yiyelim¸ başka işlerle meşgul olmayalım. Telefonumuzu dahi kapatalım.


Karışıklık içindeki bir masada yemek yiyorsak¸ bu kargaşa yemeğin tadını kaçıracaktır.


Sofrada her lokmadan sonra elimizdeki çatal ve kaşığı bir kenara koyalım¸ bir süre içimizin sesini dinleyelim. Yemeğin bize nasıl bir enerji verdiğini hissetmeye gayret edelim. Rabb'imizin nimetlerine hamd edelim. Dostlarımızla veya ailemizle yiyorsak¸ hoş ve neşeli sohbetler edelim.


Diyet Psikolojisi


Obez olmak sağlığımızı pek çok açıdan risk altına sokar. Obezler kilo verdikçe bazı rahatsızlıkları düzelir veya hafifler: Kalp–damar hastalıkları¸ kanser¸ osteoartrit¸ horlama ve uykuda nefessiz kalma (apne)¸ diyabet¸ hiperlipidemi ve hipertansiyon riskleri düşer. Kişi kendini daha canlı ve enerjik hisseder. Daha uzun ömürlü olur.


Ancak diyet yapanların tıkınarak yemeye¸ sinirlenmeye ve duygusal yıkıma daha hassas olduğu da bilinmektedir.


Aslında obezitenin temel tedavisi olan diyet son yıllarda tartışılmaktadır. Bazı uzmanlar diyetin işe yaramadığını¸ verilen kiloların 5 yıl içinde tekrar fazlasıyla geri alındığını ileri sürmektedirler. Ayrıca diyetin kötü duygulanıma (depresyon gibi) yol açtığı ve tıkınırcasına yemeyi tetiklediği de iddia edilmektedir.


Kilo vermekle anti–diyabetik ilaç kullanan hastalarda hipoglisemi (şeker düşmesi)¸ antihipertansif ilaç alanlarda hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü) ortaya çıkabilir. Bu sebeple evde kan şekeri ve kan basıncı takibi gereklidir.


Diyet yapan kilolu kişilerdeki bazı hususları şöyle sıralayabiliriz:


*Obez kişi¸ kilo verme ile psikososyal statüsünde iyileşme beklentisi içindedir. Çoğu hasta sağlık¸ hareket kabiliyeti ve enerji düzeylerini iyileştirmek niyetindedir. Bu sebeple sabırsız olabilir¸ kilo vermede güçlükle karşılaşırsa çabuk hayal kırıklığı ortaya çıkabilir.


* Bazı şişmanlar¸ ailesinin veya çevresinin baskısı ile diyete başlamışlardır. Bu kişilerde üzüntü¸ kızgınlık¸ hayal kırıklığı gibi duygular mevcut olabilir.


* Başarılı kilo kaybı için yeterli zaman¸ çaba¸ devamlı konsantrasyon¸ azim ve motivasyon gerekir. İdeal olan hastanın bu dönemde nispeten rahat ve stresli ortamdan uzak olmasıdır. Stresin şiddetli olduğu durumda diyetin ertelenmesinde fayda vardır.


* Kiloluların çoğu¸ geçmiş yıllarda kilo vermek için çaba harcamış¸ kilo verip tekrar almışlardır. Bunun hayal kırıklığı ve hüsranı içindedirler. Hekim burada hastasını yeni tedavi önerileri ile yeniden canlandırmalıdır. Fakat aynı zamanda kişinin geçmişteki kilo verme çabaları da takdirle karşılanmalıdır.


* Yine diyet yapanlar¸ zayıflayınca sihirli değnek değmiş gibi her şeyin düzeleceğini düşünmemelidirler.


Aysel hanımın bunlardan biri olarak söyledikleri hep ilgimi çekmiştir:


“35 kilo verdim. En sevdiğim idealim buydu. Zayıflamakla sahiden hayatımın değişeceğini sanmıştım. Oysa yalnızca kabuğum değişti. İçim hâlâ aynı. Çocukken çektiğim sıkıntıları yine hissediyorum. Kırgınlıklarım devam ediyor.”


Bu yüzden diyet yapmayı takıntı hâline getirmek de doğru değildir ve kişi olduğu kiloyla da mutlu olabilir. Elbette obeziteye bağlı önemli sağlık problemleri ortaya çıkmamışsa…

Sayfayı Paylaş