ŞANI YÜCE, KEREM VE MÜSAMAHASI BOL OLAN: EL-MÂCİD

Somuncu Baba

Arapça'da “m-c-d” kökünden türeyen mâcid; şan ve şeref sahibi¸ nazik ve cömertliği bol olan manalarına gelir. Kur'an-ı Kerim'de mâcid kelimesi geçmemekle birlikte bu kelimenin mübalağalı şekli olan mecîd geçmektedir.1 Fakat el-Mâcid¸ Yüce Allah'ın güzel isimleriyle ilgili Tirmizî'nin rivayetinde geçmektedir.2 Mâcid de mecîd manasınadır. Tıpkı Âlim'in alîm manasına olması gibi. Dolayısıyla el-Mâcid¸ Cenâb-ı Hakk'ın rahmet ve cömertliğinin çokluğuyla birlikte kudretinin kemâline delâlet eder.


Arapça'da “m-c-d” kökünden türeyen mâcid; şan ve şeref sahibi¸ nazik ve cömertliği bol olan manalarına gelir. Kur'an-ı Kerim'de mâcid kelimesi geçmemekle birlikte bu kelimenin mübalağalı şekli olan mecîd geçmektedir.1 Fakat el-Mâcid¸ Yüce Allah'ın güzel isimleriyle ilgili Tirmizî'nin rivayetinde geçmektedir.2 Mâcid de mecîd manasınadır. Tıpkı Âlim'in alîm manasına olması gibi. Dolayısıyla el-Mâcid¸ Cenâb-ı Hakk'ın rahmet ve cömertliğinin çokluğuyla birlikte kudretinin kemâline delâlet eder.3


Yüce Allah (c.c.) bütün bir varlığın yegâne sahibidir. Her türlü atâ ve iyiliğe güç yetirir. Râhîmdir¸ isteyene şefkat ve merhametiyle verir. Mucîbtir¸ duâ eden kimsenin duâsına icabet eder. Nitekim bir âyette şöyle buyrulur: “Bana duâ edin¸ duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.”4


Mutlak mâcid Allahu Teâlâ'dır. Bu sebeple¸ O'nun bir ismi olan el-Mâcid¸ şan ve şeref sahibi¸ hayrı¸ ihsanı¸ keremi¸ lütfu ve müsamahası boldur. “Gerçekten Rabb'imizin şanı yücedir.”5 Allah cömerttir¸ cömerdi ve güzel ahlak sahibini sever. Düşük ahlaktan nefret eder. Kur'an ve sünnette O'nun el-Mâcid isminin tecellileri değişik alanlarda anlatılır. En çok da kullarına olan ihsân ve lütfunda kendini gösterir. Bütün bu nitelikler Yüce Allah'ın kullarını sevdiğinin en büyük alâmetleri arasında sayılır. Şânı şerefi büyük olan Rabb'imizin cömertliğini yer ve göklerden oluşan bütün bir varlık alanında müşahede edebiliriz. Her bir nimet¸ O'nun cömertliğindendir. Bu varlık alanında can taşıyan bütün varlıklar O'nun ihsân ve cömertliğinden istifade ederler. O zatıyla gören ve işiten¸ zatıyla bilen¸ zatıyla diri olduğu gibi¸ zatıyla da cömerttir.



Bu Ümmet Yeniden Şan ve Şerefine Kur'an'la Ulaşacaktır.


Yüce Allah'ın asî ve günahkâr kullarına hilmiyle muamele etmesi¸ onların günahlarını örtmesi ve yine isyan ehlinin günahlarını bağışlaması O'nun el-Mâcid oluşundandır. El-Halîm¸ aynı zamanda Allah'ın en güzel isimlerinden birisidir. O¸ kendisine isyan edenleri ve emirlerine muhalefet edenleri gördüğü halde gazabına/öfkesine kapılarak hemen cezalandırmaz¸ tevbe ederler diye. Kur'an'ı Kerîm'de güç ve kudret sahibi olan Rabb'imizin isyan eden kullarını hemen cezalandırmayıp belki dönerler diye mühlet vermesiyle ilgili bir âyet şöyledir: “Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi¸ yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.6


El-Mâcid¸ kullarını maddî ve manevî anlamda doyuran itminana ulaştıran demektir. Onun için: “Bizi doyuran¸ susuzluğumuzu gideren ve bizi Müslümanlardan kılan Allah'a hamd olsun.” diye dua ederiz. Eğer O¸ bize envâi türlü nimetlerini vermese hepimiz açız¸ eğer O¸ semadan su indirmese¸ hepimiz susuz kalırız. Böylece yeryüzünün bereketlerinden de mahrum oluruz. Bu bağlamda¸ semadan indirilen su ile hem susuzluğumuzu gidermekte ve hem de karnımızı doyuracağımız bitkiler; meyveler¸ sebzeler o su ile neşvü nema bulmaktadır.



Batı'nın Atının Üzengini Öpmeye Koşan Nesiller


El-Mâcid¸ şan ve şeref sahibi demektir. İşte Yüce Allah'a inanan¸ O'nun indirdiği ilahî öğretiyi yaşam kılavuzu haline getirenler de bu şereften nasiplenmiş olurlar. Çünkü şerefli Kur'an¸ O'nun sözüdür. İçerdiği dünyevî ve uhrevî keremler ona inanan ve onu hayat düsturu edinen kimseleri yüceltir ve şereflendirir. Bu ümmet Kur'an'ı salt lafza indirgediği ve onun ihtiva ettiği ilahî mesajları hayata taşımadığı zamandan beri önderliği kaybetmiştir.


Bugün ümmetin hâli¸ pürmelâl… Sahabeden Ebu Sevban (r.a.) anlatıyor: “Efendimiz sohbet esnasında¸ ‘Bir zaman gelecek¸ obur kimselerin çanağa eğilip toplandıkları gibi¸ diğer milletler de her cihetten sizin aleyhinizde toplanıp birleşecekler. Hâliniz nice olur.' buyurdu. Bizler: ‘Yâ Rasûlallah¸ biz o gün sayıca az mıyız?' dedik. Peygamberimiz: ‘Belki siz o gün çok olacaksınız¸ fakat siz sel suyunun taşıdığı çer çöp gibi dağınık olacaksınız. Düşmanlarınızın kalbinden korku çıkacak¸ sizin kalbinize ise vehn girecek.' Biz: ‘Vehn nedir?' diye sorduk. Rasûlullah: ‘Vehn¸ dünya hayatını sevmek¸ ölümü hoş görmemektir.' buyurdu.7 Tam da dünyevîleşmenin adı¸ bu. Bugün halkı Müslüman olan ülkelerdeki durum tam da bu.


Yaklaşık bir buçuk milyarı geçmiş koskoca bir İslâm âleminin her tarafından iniltiler geliyor¸ bugün. Gözyaşı¸ ölüm¸ vahşet kol geziyor bütün köşelerinde. Çocuklar yetim¸ kadınlar dul ve sahipsiz. Binlerce Müslüman¸ mülteci konumuna düşürülmüş vaziyette. Doğup büyüdükleri ülkelerinden kaçan kaçana. Kimileri mafya baronlarının ağına düşerek Avrupa'ya gitme hayalleriyle soyuluyor¸ kimileri de kamyon kasalarında havasızlıktan can veriyor ya da Ege ve Akdeniz'in derin sularının dibini boyluyorlar. Batı'nın atının üzengini öpmeye hasret bırakılmış yitik nesiller¸ bunlar. İslâm coğrafyası Doğu'dan Batı'ya acılar yurdu¸ adeta.


Ümmet¸ imamesi kopmuş tespih taneleri gibi sağa sola savrulmuş vaziyette. İslâm coğrafyalarında devam eden bu acıların dinmesi gerekir. Artık Müslümanlar her türlü zalim¸ fasık ve inkârcının hedef tahtası olmaktan kurtulmalıdır. Onun için yeni bir bilgi¸ yeni bir anlayış ve yeni bir fıkhî bakışa ihtiyacımız vardır. Fıkıh¸ kişinin aleyhine ve lehine olan şeyleri bilmesidir. Bu tanımda geçtiği gibi öyle bir Müslüman insan yetiştirilmelidir ki¸ her alanda aleyhine ve lehine olan şeyleri bilsin ve oyunları bozsun. Böylece içten ve dıştan gelebilecek olan tehlikelerin tuzağına düşmesin. Yeter artık Müslümanların av olmaları¸ avcılar fark edilsin.


Yeniden nasıl ümmet bilincini elde edip¸ tarihteki mecdimizi¸ şan ve şerefimizi yakalayacağız¸ nasıl ortak kaderimize birlikte hükmedeceğiz? Bu mümkün müdür? Evet¸ mümkündür. Yüce Allah'tan ümit kesilmez. Cemaat halinde kılınan namazlar ümmet bilincini korumak için… Her sene hac ve umre ziyaretleri¸ ümmet bilincini ayakta tutmak için değil midir?


Gelin¸ aramızda sevgiyi hâkim kılarak ümmete giden yolun taşlarını birlikte döşeyelim. Hz. Peygamber (s.a.v.): “İman etmedikçe cennete giremezsiniz¸ birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.”8 buyurdu.


Acaba bugün Müslümanlar birbirini seviyor mu? Bu konuda kuşkularımız var. Öyle olmasa ümmet birbirinin canına¸ malına tasallut eder mi? Müslüman hesabî değil¸ hasbî olmalıdır. Hasbî temelde kardeşlik hukukumuzu ayağa kaldıralım¸ yeniden. Kardeşliğimize misak-ı millî sınırları çizmeyelim. İslâm milletleri arasında; sosyal¸ siyasî¸ dinî¸ kültürel¸ iktisadî işbirliklerini daha çok artıralım. İmanda¸ amelde¸ ahlakta¸ ilim ve medeniyette daha çok yol alalım. İçeriden böylesine yapılacak alt yapı çalışmaları ümmet olmanın büyük üst yapısının kuruluşuna zemin hazırlayacaktır¸ inşallah!..



Dipnot



1. 11/Hûd 73.


2. Tirmizî¸ Deavât¸ 83.


3. El-Beydâvî¸ Şerhu Esmâillâhi'l-Hüsn⸠s. 301.


4. 40/Mü'min 60.


5. 72/Cin 3.


6. 35/Fâtır 45.


7. Ebu Davud¸ Melahim 5.


8. Müslim¸ İman¸ 93.

Sayfayı Paylaş