AKIL VE BASİRET

Somuncu Baba

Akıl¸ Allah'ın en büyük nimetlerindendir. İslâm nimeti (mükellefiyet)¸ akıl nimetine sahip olanlara teklif edilmiştir.

İnsan; aklı ile hayvanlardan¸ nefsi ile de meleklerden ayrılmaktadır. Nurdan yaratılmış olan melekler akıllıdır; ancak onların aklını bozacak nefis ve şehvetleri yoktur. Hayvanlarda nefis ve şehvet vardır ama akıllı olmadıklarından mes'uliyet sahibi değildirler. İnsana gelince insan hem ulvî hem de süflî âlemden özellikler taşır¸ dileyen ikisinden birini tercih eder. Akıl¸ insan olmanın temel şartıdır ama insan sayılmak için yeterli değ


Akıl¸ Allah'ın en büyük nimetlerindendir. İslâm nimeti (mükellefiyet)¸ akıl nimetine sahip olanlara teklif edilmiştir.


İnsan; aklı ile hayvanlardan¸ nefsi ile de meleklerden ayrılmaktadır. Nurdan yaratılmış olan melekler akıllıdır; ancak onların aklını bozacak nefis ve şehvetleri yoktur. Hayvanlarda nefis ve şehvet vardır ama akıllı olmadıklarından mes'uliyet sahibi değildirler. İnsana gelince insan hem ulvî hem de süflî âlemden özellikler taşır¸ dileyen ikisinden birini tercih eder. Akıl¸ insan olmanın temel şartıdır ama insan sayılmak için yeterli değildir.


İslâm'ın Muhatabı¸ Akıllı İnsandır


İnsanların din algısı kaynak değildir; ancak yorumlardan istifade edilebilir. İnsanların din anlayışı¸ dinde esas kabul edilemez. Dinin yorumu din değildir¸ adı üstünde¸ yorumdur. Peygamberlerin dışındakiler¸ âlimler bize okuyup anladıklarını anlatırlar ve bizi aydınlatırlar.


İbadetler¸ bir hikmete binaen bize emredilmiştir. Akıl¸ her zaman hikmetleri kavrayamaz. İbadetlerin emredilişinin sebep ve hikmetleri vardır. Akılla bu hikmetlerin bir kısmını anlayabiliriz¸ anlayamadığımız durumlarla da karşılaşabiliriz. Namazların rek'at sayısı gibi.


Değer hükmü koymada akıl yeterli değildir. Arafat Dağı ile yemyeşil bir dağı kıyasladığımız zaman¸ Arafat Dağı hakkında hiçbir fikri olmayan biri¸ yeşil dağa daha güzel der; ancak Arife günü Arafat'ta bulunmanın değeri dünyevi hiçbir şeyle ölçülemez. Aklın alâmeti¸ nefse hâkim olup ölümden sonra lazım olacakları hazırlamaktır.


Kişi¸ Aklı ve İlmiyle Kurtulur


Akıl; anlar¸ kavrar¸ karar verir¸ tercih yapar¸ tedbir alır¸ harekete geçirir ve yönetir. İnsanı aklı¸ aklı da kalp/niyet yönetir. İnsan; 7 yaşında mümeyyiz¸ 12-14 yaşlarında âkıl-baliğ olur¸ 18 yaşında ise reşit sayılır. Kârını zararını bilmeyen kimselere sefih denilir. Cumhur-u ulemaya göre¸ sefih ticarî faaliyetten men edilir. Fakat Ebu Hanife¸ “Dede yaşına gelmiş birisi sefih de olsa ticarî faaliyetten men edilemez.” der. Gerekçe olarak da¸ aklın maldan daha değerli oluşunu ileri sürer.


Her insanın akıl¸ zek⸠anlayış¸ kavrayış ve idraki farklı olduğu için insanların seviyesine göre konuşmak gerekir. Akıl güçlüdür ama sınırsız değildir. Her şey akıl ile anlaşılamaz. Hz Ali der ki:


“Eğer her şeyi akıl ile anlayabilseydik¸ meshin üstünü değil altını meshetmemiz gerekirdi.” Yine Peygamberimiz(s.a.v.)¸ Hz Ali'ye hitaben: “Allah katında¸ akıldan daha değerli -ekrem- bir şey yaratılmamıştır.” buyurmuştur.


Namahreme bakmak¸ en fazla akla zarar vermektedir. Akıl¸ görsel bilgi ve tespitlerini gözlerle yapar. Görüyor¸ anlıyor ve idrak ediyoruz. Gözümüz bir anda ortalama 40 megapiksellik bir çekim yapıyor. Yapılan çekim¸ akşama kadar ortalama 20 GB'lık bir bilgi yüküne (data) ulaşıyor. Bu çekimlerin ne kadarı gerekli¸ bir düşünün. Gereksiz temaşa ve beyinde oluşan görüntü kirliliği¸ aklın üzerine ağır bir yük olarak biniyor.


Akıl üzerinde toplumun her zaman kontrol edici ve denetleyici bir etkisi vardır. Bu mekanizma¸ aklın mantıksız hayal ve tasavvurlarını kontrol ederek akla yararlı bir işlev gördürebileceği gibi bazen dahiyane potansiyelleri ademe (yokluğa) mahkum ederek büyük bir imkân ve enerji kaybına da yol açabilir. Akıl ile bilginin işbirliğinden teknoloji¸ akıl ile tecrübenin işbirliğinden zanaat¸ akıl ile gönlün işbirliğinden sanat neş'et eder.


Yönetimde akıl¸ fizik gücü ve vicdan ile birlikte kullanıldığında adaletli bir otorite kurulur. Eğer fizik gücü akla hâkim olursa zulüm ortaya çıkar. Doğru bilgi aklın enerjisi¸ tecrübe ise yol haritasıdır. Aklın düşünce¸ öneri¸ çözüm ve eser üretiminde¸ bilgi ve tecrübe maya işlevi görür. Bilgi ve tecrübe ile aydınlanmamış akıl ise¸ okyanusun dibinde keşfedilmemiş bir cevher gibi¸ meçhul bir değer hükmündedir.


Zek⸠aklın potansiyel kaynağıdır. Her zeki akıllı değildir. Akıllı kişi¸ zekâsını yerli yerince kullanan¸ zekâsını¸ enerjisini¸ zamanını¸ ömrünü ve ilmini israf etmeyen kişidir. Akıl ile başarı doğru orantılıdır. Her zeki başarılı olamayabilir ama akıllı olan herkes¸ her işte olmasa da¸ işin birinde mutlaka başarı gösterecektir.


Akıl; yalanla gerçeği¸ doğru ile yanlışı ayırabilme¸ bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zekâ ise bir olayı önce anlama¸ ilişkileri kavrama¸ yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir. Zek⸠genel olarak¸ 12 yaşına kadar gelişir; 20 yaşına kadar da gelişim süreci devam eder. Zek⸠bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Sonuç olarak zekâ; ruhsal olaylara¸ algı ve hafıza yeteneğine¸ tutkulara¸ eğilimlere göre farklılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez ama zekâ IQ denilen testlerle ölçülebilir.


Basiret; doğru ve ölçülü bakış¸ uzağı görme¸ kalp gözü ile görme ve bir şeyin iç yüzünü anlamaya denir.


Feraset¸ basiretle yakın anlamlı bir kelimedir. Peygamberimiz (s.a.v.)¸ mü'minin feraset sahibi olduğunu ve olması gerektiğini söyler:


“Mü'minin ferasetinden korkun. Zira o¸ Allah'ın nuru ile bakar.” (Tirmizi¸ Tefsir¸ 6) Allah'ın nuru; vahiy¸ Kur'an'ın rehberliği ve İslâm'ın mü'mine kazandırmak istediği üst düzey bilinçtir.


Basir¸ Allah'ın subuti sıfatlarındandır. Basar¸ kafa gözü ile görmeyi; basir ise kalp gözü ile görmeyi ifade eder. Basiret; ilahî bir nur¸ şaşmaz bir pusuladır. Ayrıca ne yaptığını¸ niçin yaptığını bilme bilincidir. Basirete aklın bilinçli¸ anlamlı ve hikmetli faaliyeti demek de mümkündür.


Vicdan¸ basiret ya da ferasetin rehberliğinde¸ aklı ve iradeyi denetler. İçimizden bir ses yanlış olduğunu bildiğimiz bir işin yapılmasını ister. Bazen¸ “Şeytan diyor ki…” deriz ya işte o ses. Ama buna¸ imanımız¸ ahlakımız ve edebimizin hâkim olduğu vicdan itiraz eder.


Akıl-Vahiy İlişkisi


Vahiy doğru istikameti gösterir¸ akıl ise bu istikamete ışık tutar. İstikamet bilinmeden¸ pusulasız bir yere varılmaz; ışıksız¸ karanlık yolda yürümek de tehlikelidir. Farabî'ye göre; insan¸ duyular âleminin tesirinden ve sosyal çevrenin telkinlerinden kurtarılıp saf aklın kılavuzluğuna bırakılırsa¸ yaratılışı gereği¸ madde âleminin üstünde zorunlu varlık (vacibu'l-vücut) olan Allah'a inanır.


Vahiy Aklın Kılavuzudur


Aklı dışlayan vahiy¸ sahipsiz vahyi dışlayan akıl ise pusulasızdır.


Vahiy; akıl pusulasını¸ yönünü şaşırtacak her türlü manyetik alandan ve sapmalardan uzak tutar. Yine vahiy¸ aklın ait olduğu yerde kalmasını ve asli fonksiyonunu icra etmesini temin eder.


Modernite¸ bilim ve aklın her şeyin çaresini bulacağını söyler; ama insan¸ İslâm'ın dışına çıkarak¸ kutsal değerlerden kendini soyutlayarak bu dünya için üstün bir değer üretememiştir.

Sayfayı Paylaş