OSMANLI'NIN 716. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ İNSAN İÇİN OLURSA DEVLET, DEVLETTİR

Somuncu Baba


İnsanlığın Rüyası


İnsanlığın tarihte gördüğü en muazzam rüya Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.)'in zamanıdır. Ona inanan her insan bu rüyayı gönlünün genişliği nisbetinde görmüştür¸ faydalanmıştır. O rüya inananların hafızasında hep kalacaktır. Hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında kalacaktır. “Asr-ı Saadet” dediğimiz o devir bütün insanlık tarihinin göz bebeğidir. Kurmuş olduğu devlet hem maddî bir devlet hem de mânevî bir devlettir.


Bugünlerde Osmanlı Devleti'nin 716. kuruluş yıldönümünü kutlamaktayız. Altı küsur asırlık bir ömrü olan bu muazzam devlet “Asr-ı Saadet”teki rüyadan ışıltılar taşımaktadır. “Devlet insan için vardır.” prensibine göre hareket etmiştir. Bu yıl dönümünde Osmanlı Devleti'nin kuruluş safhasında olan bazı hadisleri hatırlamakta elbette fayda vardır.


Buna geçmeden önce Osmanlı devrine gelinceye kadar önceki bazı devletlerin uygulamaları hakkında bir iki bilgiye kısaca temas edelim:


Zulüm Tarihinden Bazı Örnekler


Osmanlı Devleti'nin prensiplerinin başında şu temel esas yer almaktadır:


‘Devlet insan için vardır.'


İnsanı esas almıştır Osmanlı Devleti. Onun refahını¸ onun mutluluğunu en büyük gaye edinmiştir. “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır.” hadisi hep temel prensipleri arasında yer almıştır.


Hâlbuki¸ ‘devletin insan için olma' prensibi bir yana diğer devletlerin çoğunun idarecileri tebalarına¸ insanlığa çok zulmetmişlerdir.


Eski Mısır idarecileri zulüm abidesi o piramitleri yaptırırken çalıştırdıkları işçileri kırpaç altında inim inim inletmişlerdir. Onlara karınlarını doyuracak kadar yiyecek bile vermemişlerdir. Yakıcı güneşin altında yarı aç¸ yarı çıplak insanları merhametsizce çalıştırmışlardır.


Cahiliye devri Arapları zulüm göstermede insanlığın yüz karası uygulamaları ile tarihe geçmiştir. Kız çocuklarını diri diri gömmek gibi zulümleri tereddüt etmeden yapmışlardır. Halkın alt kesimi açlıktan kıvranırken üst kesim onların iniltileri arasında zevk ve sefa âlemleri yapmıştır. Onlar bugünkü vahşî kapitalistlerin o zamanki öncüleriydi.


ABD¸ 1770'li yıllarda kurulmuştur. Ve ABD kurulduğunda Amerika'nın yerlileri olan Kızılderililerin sayısı epeyce vardı. Ama bugün Kızılderililer neredeyse yok olmuştur. ABD'lilerin başta altınları olmak üzere Kızılderilileri sömürebildikleri kadar sömürmüş olmaları da cabasıdır. Her gittiği yere demokrasi ve insan hakları götüren (!) ABD¸ Kızılderililerin kökünü de insan hakları ve demokrasi için mi kesmişti acaba!…


İngilizler Hindistan'da kendilerine rakip olmaması için kumaş dokuma ustalarının baş parmaklarını kestirmişler¸ onların kumaş dokumalarını engellemişlerdir. Herhalde İngilizlere göre bu da insan haklarının bir gereği olmalıydı.(!)


Moğollar vahşet ve zulümde daha önceki devletleri hiç aratmadılar. Diyâr-ı Rûm denilen o zamanki Anadolu ile Ortadoğu'nun büyük bir kısmını yangın yeri haline getirmişlerdir. Sayısı bilinmeyen nice insanları öldürmüş¸ nice eserleri yakıp yıkmışlardır. Uğradıkları her yeri viran etmişlerdir.


Bunlar gibi daha pek çok devlet de tebasına nice zulümler yapmışlardır. Bunlar sadece birkaç örnektir.


O Zamanın Erenleri


Moğollar Diyâr-ı Rûm'u yangın yerine çevirmişlerdi. Ama Allah'ın muradı başkaydı. Diyâr-ı Rûm bir medeniyet beşiği olacaktı. Bu yangın yerinde pek çok gül bahçesi meydana gelecekti. Bunu da mutasavvıflar yapacaklardı¸ dervişler yapacaktı. Küller içinde nice güller açtıracaklardı. Bazı gönül erleri nûrdan saraylar inşa etmeye başlıyorlardı.


Mevlân⸠Konya'da bir nûr infilakı meydana getiriyordu. Yûnus Emre¸ köyü olan Eskişehir–Sarıköy'den başlayarak nice yerleri dolaşmaya başlamıştı. Onu ve benzerlerini nice gönül akıncıları takip etmişti. Hacı Bektaş Veli¸ Sarıcakarahöyük'ten yaydığı nûr yüklü bulutlarla gönüllere nûr sağanakları yağdırıyordu. Ahî Evren o zamanın toplumunun iktisadî yönden sağlam temellere oturmasını sağlıyordu. Ahîlik bir tarikat olduğu gibi iktisadî yönden asırlarca sürecek bir düzeni de ortaya koyuyordu. Başlayış yeri Kırşehir olan Ahîlik asırlarca Osmanlı mülkünün tamamına yayılmıştır.


Şeyh Edebâli Osmanlı'nın mânevî temel harcını karmış o zamanın insanlarının gönüllerini birbirine bağlamış¸ perçinlemiştir. Müslümanları yekvücut hale getirmiştir. Bu bağlılık onlara muazzam bir güç kazandırmıştır.


Diyâr-ı Rûm'daki bu nûr merkezleri Osmanlı'da birleşmiştir. Bu nûrdan temeller üzerine kurulan Osmanlı Devleti asırlarca pâyidâr olmuştur.


Osmanlı'da Kurucular Silsilesi


Bu sırada Oğuz Türklerinin bir boyu olan Kayı Boyu asırlar süren bir göç yolculuğundan sonra Mâverâ'dan gelip Söğüt ve Domaniç'e yerleşmeye başlamıştı. Konya'daki Selçuklu Sultanı I. Alâeddîn Keykûbat orayı Kayı Boyu'nun beyi olan Ertuğrul Bey'e uç beyliği olarak vermişti. Osmanlı Devleti'nin şekillenmeye başladığı¸ kendini devlet olarak hissettirdiği zamanlarda Kayı Boyu'nun başında büyük kişiler bulunuyordu. Bunlar o zaman henüz bilinmeyen büyük kahramanlardı.


Son zamanlara kadar Ertuğrul Gazi Bey'in babası Süleyman Şah olarak isimlendirilmiştir. Ancak az zaman önce bulunan bir Osmanlı sikkesinde ‘Osman bin Ertuğrul bin Gündüzalp' ifadesinin bulunmasıyla Ertuğrul Gazi Bey'in babasının ‘Gündüzalp' olduğunu ortaya çıkmıştır. Çoğu tarihçi de bu bilginin daha doğru olduğu kanaatini taşımaya başladı. Gündüzalp'in mezarının nerede olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Sadece bazı rivayetler vardır. Caber Kalesi yanındaki türbenin Gündüzalp veya Süleyman Şâh'a ait olması tarihen mümkün değildir. O türbedeki sanduka üzerinde ölüm tarihi olarak 1086 yazılmaktadır. Bu da 1086 yılında vefat eden Kutalmış oğlu Süleyman'a işaret olabilir. 1086'dan Gündüzalp'in doğumuna kadar daha çok zaman vardır.


Gündüzalp ve Hayme Ana çiftinden Ertuğrul Bey doğmuştu. Ertuğrul Bey; ahlâkı¸ yiğitliği¸ insancıllığı ile dost-düşman herkesin gönlünde yer ediyordu. O¸ Söğüt'e ilk yerleştiklerinde Kayı Boyu'nun savaşçılarıyla Söğüt'teki Rûm halkına zulüm yapabilirdi¸ gaspta bulunabilirdi. O böyle bir yol izlemediği gibi yerli Söğüt halkına çok yakın davranmıştır. Onlara bizzat hizmet ve yardım etmiştir. Yatalak¸ yaşlı bir Rûm kadınına kendi eliyle su götürüp vermesi dilden dile dolaşmaya başlamıştı. Ertuğrul Bey'in türbesi Bilecik'in Söğüt ilçesinde bulunmaktadır.


Ertuğrul Bey ve Halime Hâtun çiftinden Gündüz¸ Savcı¸ Osman Beyler olmuştur. Babasında sonra bey olan Osman Bey de babası Ertuğrul Bey gibi insancıl davranmıştır. Mesel⸠onun insancıl davranışları bidayette Bizans'ın Harmankaya Tekfuru olan Mihail Kosses'in İslâm'a meyletmesine¸ sonra da Müslüman olmasına yol açmıştır.


Osman Bey'in hanımı Malhun Hâtun'dan Orhan Bey doğmuştur. Osman Bey'in diğer hanımı Bâlâ Hâtun'dan da (Şeyh Edebâli'nin kızıdır) Alâeddîn Bey doğmuştur. Orhan Bey Bursa'yı fethetmiş babası Osman Bey'in kurduğu devleti daha da güçlendirmiştir. Babası çok arzu ettiği Bursa'nın fethini göremeden vefat etmişti. Onun kabrini ilk defnedildiği yer olan Söğüt'ten Bursa'ya taşımıştır.


Osman Bey ve oğlu Orhan Bey'in türbeleri Bursa'da bulunmaktadır. Yeşil Bursa'nın en güzel yerlerinden birinde baba oğul koyun koyuna yatmaktadır. Etraflarında da hane halklarından kişiler¸ oğulları ve torunları bulunmaktadır.


Orhan Bey'in aslı Rûm olan eşi Nilüfer Hâtun'dan olan oğlu Süleyman Paşa Osmanlı güçlerini Rûmeli'ye çıkarmıştır. Böylece Rûmeli fetihleri başlamıştır. Nilüfer Hâtun'dan olan diğer oğlu Murad Hüdâvendigâr Osmanlı'nın üçüncü pâdişâhı olmuş¸ Birinci Kosova Savaşı'nda savaş meydanında şehidlik derecesine ulamıştır. Onu¸ bugünkü zalim Sırpların o zamanki dedelerinden Miloş kahpece şehid etmişti.


İç organları oraya defnedildi. Cenazesi Bursa'ya getirilip türbesine defnedildi.

Sayfayı Paylaş