NİHÂÎ HAKEM, BÜTÜN ANLAŞMAZLIKLAR HAKKINDA SON HÜKMÜ VEREN: EL-HAKEM

Somuncu Baba

Arapça'da “hakem” kelimesi; hikmet¸ hüküm¸ hâkimiyet¸ hükûmet¸ mahkeme¸ muhâkeme¸ ihkâm gibi kelimelerle birlikte “h.k.m” kökünden türemiştir. “h.k.m” fiili¸ temel anlam olarak herhangi bir canlı varlığı engellemek¸ kontrol etmek¸ kayıt altına almak¸ istediği şekilde yönlendirmek anlamlarına gelir. Bundan dolayı Araplar¸ “Hayvanı gemledim” veya “Onu engelledim” derken ‘hakeme' fiilini kullanırlar.


Arapça'da “hakem” kelimesi; hikmet¸ hüküm¸ hâkimiyet¸ hükûmet¸ mahkeme¸ muhâkeme¸ ihkâm gibi kelimelerle birlikte “h.k.m” kökünden türemiştir. “h.k.m” fiili¸ temel anlam olarak herhangi bir canlı varlığı engellemek¸ kontrol etmek¸ kayıt altına almak¸ istediği şekilde yönlendirmek anlamlarına gelir. Bundan dolayı Araplar¸ “Hayvanı gemledim” veya “Onu engelledim” derken ‘hakeme' fiilini kullanırlar.1 Yine Arapların atın ağzına vurulan halka anlamına gelen ‘gem' sözcüğünü telaffuz ederken “h.k.m” fiilini kullanmalarının sebebi¸ sürücünün bu araçla¸ atı istediği yöne sürmede ve onun hareketlerini kontrol etmede yardımcı olan bir nesne olmasından dolayıdır.


Dolayısıyla¸ temel anlamı “engellemek” olan “h.k.m” fiili¸ insanı¸ kötülüklerden ve yanlış eylemlerden alıkoymak anlamına da gelir. Nasıl ki Araplar¸ “Ata gem vurdum/Atı engelledim.” derken “hakemtu'l-ferâse” ifadesini kullanıyorlarsa¸ akılsız¸ aklı noksan ve malını israf eden kimsenin durumunu tasvir ederken¸ “Sefihi engelledim” veya “Falanı men ettim” anlamında “hakemtü's-sefîh” ve “hakemtü fülânen” ifadelerine yer verirler. Bu manada Şâir Cerîr (?/ 733 m.); “Ey Hanif oğulları! Sefihlerinizi engelleyin.” mısraında “Ahkemû süfehâeküm” ifadesinde ‘hakeme' fiilini ‘engellemek' anlamında kullanır.2


Arapçada engelleme fiilini yapan¸ yani¸ taraflar arasında anlaşmazlıkları çözümleyen¸ zâlimi zulmünden men eden kimseye fâil formunda ‘hâkim' adı verilir. Fa'îl formunda gelen ‘hakîm' ise¸ “âlim¸ hikmet sahibi¸ işleri iyi ve sağlam yapan¸ doğru görüşe sâhip akıllı kimse¸ kendisini nefsânî isteklerden alıkoyan¸ sanatın inceliklerine ve estetiğine dikkat ederek iş yapan¸ tecrübelerin olgunlaştırdığı ârif ve feylesof insan” gibi birçok anlama gelir.3


Yüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan ve O'nun hakkında kullanıldığı zaman el-Hakem¸ “hüküm kendisine ait olan¸ hükmü elinde tutan¸ bütün anlaşmazlıklar hakkında son hükmü veren” demektir. Bir rivayette¸ “Muhakkak ki hakem olan Allah'tır ve hüküm O'na döner.”4 buyrulur. Bilindiği gibi hakem¸ taraf tutma arzusunu menetmiş¸ düzensizliği ve bozukluğu engelleyen kimseye denir. Bu manâda hâkimler hâkimi olan Yüce Allah'tır. O¸ dünya ve âhirette kulları arasında adâletiyle hükmeder¸ hiç kimseye zerre miktarı haksızlık yapmaz. Cenâb-ı Hakk'ın bu güzel ismi Kur'an-ı Kerim'de değişik âyetlerde şöyle geçer:


“Size Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indiren O iken ben¸ Allah'tan başka bir hâkim mi arayacağım?' (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun¸ Rabb'in katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphecilerden olma.”5


“Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz¸ erkeğin ailesinden bir hakem¸ kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf (arayı) düzeltmek isterlerse¸ Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir¸ hakkıyla haberdardır.”6


Hüküm¸ Kevnî ve Şer'î Hüküm Olmak Üzere İkiye Ayrılır


Yüce Allah'ın mahlûkâtı hakkındaki hükmü ikiye ayrılır. Bunlardan ilkine kevnî hüküm¸ diğerine de şer'î hüküm denilir. Varlıklar hakkında tecellî eden kevnî hüküm¸ doğrudan Yüce Allah'ın meşîetine bağlıdır. O'nun dilediği olur¸ dilemediği olmaz. Bu tamâmen insanın irâde ve ihtiyarının dışında cereyan eden hâdiselerle ilgilidir. İtikatta buna kader-i mübrem denilir. “Yeryüzünde vukû bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musîbet yoktur ki¸ biz onu yaratmadan önce¸ bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu¸ Allah'a göre kolaydır.”7 âyetinde olduğu gibi. Tabiat olaylarının (fırtına¸ sel¸ deprem…) yol açtığı âfetler¸ hayat ve ölüm¸ güneş ve ay tutulmaları¸ kıyâmetin kopması¸ bir insanın anne ve babasını¸ dili ve ırkını¸ cinsiyet ve akrabasını¸ coğrafya ve ecelini akıl ve fizikî yapısını seçememesi gibi durumlar ızdırârî irâde kapsamı alanına girer. Bütün bunlar küllî/kevnî/hükmî irâde alanında cereyân eder. İnsan bu alanlarda sadece tedbir alır¸ mutlak takdir yetkisi Allah'a aittir. Kaldı ki¸ doğadaki yaratıkların davranışları değişebilir¸ ama doğaya hâkim olan kurallar değişmez. Buna sünnetullah diyoruz.8 Mesel⸠iyi insanlar yeryüzüne vâris olacaklardır.9 Ahlakî değerlerde çöküntü¸ bir milleti yok oluşa sürükler.10 Ahlakî değerleri içselleştiren milletler¸ tarihsel yürüyüşlerini sürdürürler.11


Allah'ın hükmünün bir diğeri de şer'î hükümdür. Bunlar şer'î/teklîfî hükümler olup¸ âhiret gününde sevap ve cezâ bu hükümleri yerine getirip getirmeme üzerine terettüp eder. İnsanın sorumluluğuyla ilgili (inanç¸ ibâdet ve ahlakî davranışlar¸ adâlet¸ toplumun refahını artırmak için şartların iyileştirilmesi¸ değiştirilmesi vb.) şer'î hükümleri içeren âyetlerde insan özgür seçimler yapma hakkına sahiptir. Cüz'i irâde bunu gerektirir. Dolayısıyla salim akıl sahibi insan¸ kendi özgür irâdesiyle yaptığı ihtiyarî fiillerinden sorumlu tutulur.


Bugün Müslümanların Yüce Allah'ın el-Hakem isminden alacağı birçok sonuç vardır. Her Müslüman bir bütün olarak Rabb'imizin katından indirilen ahkâm-ı şer'iyyenin tamâmına iman etmelidir. Zira Allah'ın hükmü¸ Müslümanların bireysel ve toplumsal hayatlarının bütün alanlarıyla ilişkilidir. İslâm'a göre kozmik egemenlik Allah'a aittir. Gerçek hüküm ve karar verici O'dur. O'nun hükmünü bozacak¸ kararını temyiz edecek birisi yoktur. O'nun kulları hakkında verdiği hükümlerden birkaçı şöyledir:


“İnsan için ancak çalıştığı vardır.”12


“Şüphesiz iyiler naîm cennetindedirler. Şüphesiz günahkârlar da cehennemdedirler.”13


Hakem isminin kökü olan hikmetin manâsı sebepleri tertip edip sonuca yöneltmektir. Mâdemki hikmet bu ise¸ o halde Yüce Allah mutlak hakemdir. Zira bütün sebep-sonuç ilişkilerini yaratan O'dur. Kaza ve kader de O'nun hükmünden doğar. Cenâb-ı Hakk'ın müsebbeplere yönelmesi için sebeplerin vaz'ının esasını tedbîr etmesi¸ O'nun hükmüdür. Sebepleri küllî olarak yok olmayacak ve değişmeyecek şekilde ortaya koyması da O'nun kazâsıdır. Bu durum Kur'an'da şöyle anlatılır: “Böylece onları¸ iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi.”14 Bu sebepleri; dengeli¸ sınırlı ve ölçülü olarak meydana gelen sonuçlara an bean yöneltmek de Allah'ın kaderidir. İşte kâinatta meydana gelen hâdiseler de kevnî hüküm içinde değerlendirilir.15 Her olay¸ meydana gelme sebebi hazır olduğu zaman herhangi bir şeyi geciktirmek ya da öne almak mümkün değildir. Her şey O'nun katında belli bir yasaya göre düzenlenmiştir. O halde bize düşen görev Yüce Allah'ın kevnî ve şer'î hükümlerinin arasını ayırmadan bir bütün olarak değerlendirmek ve bu hükümlere gerektiği şekilde teslim olup boyun eğmektir.

Sayfayı Paylaş