CENNETE KAVUŞMALARI DÜNYADA İKEN KESİNLEŞEN MÜBAREK SAHABİLER: “EL-AŞERATÜ'L-MÜBEŞŞERA”

Somuncu Baba

Dünya topraklarına ayak basmış en hayırlı nesil. Gecenin karanlığında aydınlığı bulmuş en bahtiyar topluluk. Allah Rasûlü'nün yetiştirdiği eşsiz cemaat: Ashâb-ı Güzîn (r.anhum).

Öyle bir nesil ki kelimeler anlatmaktan aciz. Öyle bir aydınlık ki gözler bakmaya doymamakta. Öyle bir muhabbet timsali ki gönülleri şen kılmakta…


Dünya topraklarına ayak basmış en hayırlı nesil. Gecenin karanlığında aydınlığı bulmuş en bahtiyar topluluk. Allah Rasûlü'nün yetiştirdiği eşsiz cemaat: Ashâb-ı Güzîn (r.anhum).


Öyle bir nesil ki kelimeler anlatmaktan aciz. Öyle bir aydınlık ki gözler bakmaya doymamakta. Öyle bir muhabbet timsali ki gönülleri şen kılmakta…


Allahu Teâlâ şöyle vahyediyor Rasûlü Ekrem (s.a.v.)'e: “(İslâm'da) birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle tâbi olanlar (yok mu?)¸ Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. (Allah) bunlar için -kendileri içinde ebedî kalıcı olmak üzere- altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte bu¸ en büyük bahtiyarlıktır.”1


En büyük bahtiyarlık!


O on kişi ki Rasûlullah (s.a.v.) henüz hayatta iken cennetle müjdeledi: “Ebu Bekir cennettedir¸ Ömer cennettedir¸ Osman cennettedir¸ Ali cennettedir¸ Talha cennettedir¸ Zübeyr cennettedir¸ Abdurrahman bin Avf cennettedir¸ Sa'd bin Ebi Vakkas cennettedir¸ Said bin Zeyd cennettedir ve Ebû Ubeyde bin Cerrâh cennettedir.”2


Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.)


Nebîlerden sonra insanların en hayırlısı.


Mağarada Rasûl-i Ekrem'in yoldaşı.


Hz. Ebû Bekir¸ Enes'e şöyle anlattı: “Biz mağaradayken¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'e: ‘Eğer Kureyşlilerden birisi ayaklarının ucuna baksa bizi mağarada görebilir.' dedim. Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ ‘Ey Ebu Bekir! Üçüncüleri Allah olan iki kişi için seni üzen şey ne olabilir?” dedi.


Bakara Sûresi'nin üçüncü ayeti kerimesinde mü'minlerin vasıflarından biri olarak “gayba iman” zikredilmektedir. Aşağıda nakledilen hadise Hz. Ebu Bekir'in “gayba imanını” ve “Sıddîk” ünvanıyla nasıl müşerref kılındığını bizlere anlatmaktadır.


Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ Mescid-i Aksâ'ya doğru gece yolculuğuna (İsrâ Olayı) çıktığı gecenin sabahında bu hadiseyi halka anlattı. Daha önceden iman etmiş olan bazı kimseler bu hadise üzerine dinden döndüler. Bu kişiler Ebu Bekir Sıddîk'a koşarak: “Arkadaşının ne dediğini duydun mu? O¸ bu gece Beyt-i Makdis'e gidip geldiğini iddia ediyor.” dediler. Bunun üzerine Ebu Bekir Sıddîk: “Bunu Hz. Peygamber mi söylüyor?” diye sordu. Onların: “Evet! O söylüyor.” demeleri üzerine de: “Eğer o söylemişse kesinlikle doğrudur.” karşılığını verdi. Şaşıran müşrikler: “Ne yani şimdi sen Muhammed'in bu gece Beyt-i Makdis'e gidip de sabahleyin tekrar Mekke'ye döndüğünü tasdik mi ediyorsun?” dediler. Hz. Ebu Bekir: “Evet! Hatta ben onu bundan daha inanılmaz konularda bile tasdik ediyorum. Ben onun sabah akşam gökten haber aldığına inanmaktayım.” dedi. Bu sözünden ötürü Hz. Ebu Bekir'e “Sıddîk” unvanı verildi.


Hz. Ömer İbnu'l-Hattab (r.a.)


Hak ile bâtılı ayıran “Fâruk”…


Şecaatiyle müşriklere korku salan cengaver.


Hz. Ali (r.a.) naklediyor: “Hicret eden hiç kimseyi bilmiyorum ki¸ gizlice hicret etmesin. Ancak Ömer müstesnadır. O hicret etmek istediği zaman kılıcını boynuna astı¸ yayını da omzuna¸ elinde birçok ok bulunduğu halde Kâbe'ye vardı. Kureyş'in ileri gelenleri de Kâbe'nin önünde oturuyorlardı. Yedi defa tavaf ettikten sonra makamın yanında iki rekat namaz kıldı. Sonra Kureyşli gruplara teker teker vararak: ‘Burunları kırılasıcalar! Kim ki¸ annesi matemini tutsun¸ çocuğu yetim kalsın¸ hanımı dul kalsın istiyorsa¸ şu vadinin ötesinde benim karşıma çıksın!' dedi. Onun bu meydan okuyuşuna rağmen hiç kimse onun yoluna çıkmadı.”


İnsanlığın adalet timsali…


İyas b. Seleme'nin babası şöyle anlatıyor: “Hz. Ömer bir gün çarşıdan geçiyordu. Elinde de kamçısı vardı. Onunla elbisemi çekiştirerek: ‘Kenara çekil¸ yolu kapatıyorsun!' dedi. Bundan bir sene sonra yine bir gün karşılaştık. Bana: ‘Ey Seleme! Hacca gitmek istiyor musun?' dedi. Ben de: ‘Evet!' dedim. Bunun üzerine elimden tutup evine götürerek bana altı yüz dirhem verdi ve: ‘Bunu hacc masrafların için harca! Şunu da bil ki ben bu parayı sana¸ vurduğum o kamçıdan dolayı veriyorum.' dedi. Ben: ‘Ey Mü'minlerin Emîri! Ben onu çoktan unutmuştum.' dedim. Hz. Ömer: ‘Bense hiç unutmadım.' dedi.”


Hz. Osman ibni Affan (r.a.)


“Hayâ” duygusu tüm zerresine nüfuz etmiş bir zat. Öyle bir hayâ ki melekler¸ Allah ve Rasûlü'nden hayâ ettikleri gibi hayâ ediyor ondan.


Hz. Peygamber (s.a.v.) oturuyordu. Hz. Âişe de arkasındaydı. Hz. Ebu Bekir izin istedi¸ içeri girdi. Hz. Ömer izin istedi¸ içeri girdi. Hz. Sa'd b. Mâlik izin istedi¸ içeri girdi. Sonra Hz. Osman izin istedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) onlarla dizi açık olduğu halde konuşurken Hz. Osman içeri girerken derhal elbisesini dizinin üzerine çekti ve hanımına: “Sen de biraz geriye çekil!” dedi. Böylece bir saat konuştuktan sonra hepsi çıkıp gittiler. Hz. Âişe: “Ey Allah'ın Rasûlü! Babam ve arkadaşları geldi¸ sen elbiseni dizinin üzerine çekmedin. Bana da¸ ‘Geri git!' demedin. Ancak Osman geldikten sonra bunu yaptın.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.): “Meleklerin kendisinden hayâ ettiği bir kişiden hayâ etmeyeyim mi?” buyurdu ve devamla: “Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki melekler Allah'tan ve Rasûlü'nden hayâ ettikleri gibi¸ ondan da hayâ ederler. Eğer Osman içeri girdiğinde sen bana yakın yerde olsaydın konuşamaz¸ başını kaldırıp bakamazdı. Böylece çıkıp giderdi.” dedi.


Hz. Ali bin Ebî Tâlib (r.a.)


Rasûlullah'ın amcaoğlu.


Savaş meydanlarının arslanı.


Hendek günü Amr b. Abdivedd tanınması için bir nişan takarak süvarileriyle savaşa geldi. Hz. Ali¸ ona: “Ey Amr! Sen daha önce Kureyş'e şöyle ahit veriyordun: ‘Seni iki haslete davet eden bir kişinin mutlaka bir teklifini kabul edeceksin.” Amr: “Evet¸ ben böyle söyledim.” dedi. Hz. Ali: “Seni evvela Allah'a¸ Allah'ın Rasûlü'ne ve İslâm'a davet ediyorum.” dedi. Amr: “Benim buna ihtiyacım yoktur.” deyince Hz. Ali: “O halde seni savaşa davet ediyorum.” dedi. Amr: “Ey kardeşimin oğlu¸ yemin ederim ki¸ ben seni öldürmeyi istemiyorum.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ali: “Fakat yemin ederim ki¸ ben seni öldürmek istiyorum.” deyince Amr öfkelendi. Hz. Ali'ye doğru yöneldi. İkisi birbirine saldırdılar ve Hz. Ali onu öldürdü.


Onun ilmi¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in övgüsüne mazhar olmuş: “Ben ilmin/hikmetin şehriyim¸ Ali de kapısıdır. İlim isteyen kimse bu kapıdan gelsin.” buyrulmuştur.


Talha bin Ubeydullah (r.a.)


Bu büyük bahtiyar Uhud Gazve'sinde¸ Rasûlullah'ın layıkıyla korumuş¸ birçok yerinden yaralanmış ve bir eli çolak kalmıştır. O gün¸ üzerinde iki zırh bulunduğu için Uhud kayalığına çıkamayan Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ Hz. Talha'nın sırtına basarak oraya çıkmış ve şöyle buyurmuştur: “Talha'ya cennet vacip oldu.”3


Zübeyr bin Avvam (r.a.)


Evinde istirahat ederken¸ dışarıdan Hz. Peygamber (s.a.v.)'in öldürüldüğüne dair gelen seslerle uyanmış ve hemen kılıcını çekerek fırlamış¸ böylece İslâm adına kılıç çeken ilk mücahid olma şerefine nail olmuştur. Yolda Hz. Peygamber (s.a.v.) ile karşılaşmış ve onun duasını almıştır.


Hendek Gazvesi esnasında Benî Kurayza Yahudilerinin Müslümanlara ihanet ettiği haberi alındı. Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ bu haberin teyid edilmesini ve araştırma yapılmasını istediğinde herkesten önce bu göreve Zübeyr bin Avvam (r.a.) talip oldu. Geri döndüğünde ise Hz. Peygamber (s.a.v.)'in şu hadis-i şerifine muhatap olacaktı: “Her peygamberin bir havârisi vardır. Benim havârim de Zübeyr'dir.”4


Abdurrahman bin Avf (r.a.)


Abdurrahman bin Avf (r.a.)¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) ile birlikte bütün savaşlara katılmış¸ Uhud'da yirmiden fazla yara almıştır.


Hz. Âişe Vâlidemiz bu hadiseyi şu sözlerle nakletmektedir: “Kulağıma geldiğine göre Abdurrahman b. Avf¸ Uhud günü yirmi bir yara almıştı. Ayağında da vardı. Ve bu yaradan dolayı da aksıyordu.”


Sa'd bin Ebî Vakkâs (r.a.)


Genç yaşlarda iman ile şereflenen Sa'd bin Ebî Vakkâs'ın annesi¸ “Eğer dininden dönmezsen hiçbir şey yemeyeceğim.” diyerek ant içmiş fakat bu ant¸ Hz. Sa'd'ı yıldıramamış ve Hz. Sa'd “aşere-i mübeşşere”den olmuştur.


Hz. Sa'd¸ İslâmiyet'in ilk yıllarında İslâm ile alay eden bir müşriği yaralamış ve bu vakıadan dolayı İslâm uğrunda ilk kan akıtan kişi olarak anılmıştır.


Saîd bin Zeyd (r.a.)


Saîd bin Zeyd¸ Cahileyye döneminde bile putlara tapmamış¸ kız çocuklarının gömülmesine karşı çıkmış bir bahtiyardır. Bu sebeple İslâm'ı kabul etmesi çok kolay olmuş ve İslâm'ın ilk yıllarında iman ile tanışmıştır. Hanımıyla birlikte müşriklerden eziyet görmüş ancak imanından asla vazgeçmemiştir. Ve Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ Saîd bin Zeyd'i de cennetle müjdelemiştir.


Ebu Ubeyde bin Cerrâh (r.a.)


Ebu Ubeyde¸ ömrünü İslâm'a adamış¸ cenk meydanlarının ön saflarında yer almış¸ Uhud'da Hz. Peygamber (s.a.v.)'in koruyuculuğunu yapmış bir bahtiyardır. Onun da mekanı diğerleri gibi cennettir. Allahu Teâlâ ahirette bizi ona komşu eylesin.


Ebu Ubeyde Hazretleri'nin¸ vefat etmeden evvel Müslümanlara yaptığı şu nasihatler kulağımıza küpe olmalıdır: “Size¸ kabul ettiğinizde daima hayır üzerinde bulunup huzur içerisinde yaşayacağınız bir vasiyette bulunacağım. Namazlarınızı kılıp¸ Ramazan orucunu tutunuz. Yoksullardan ve ihtiyaç sahiplerinden yardımlarınızı esirgemeyiniz. Hacca gidip umre yapınız. Aranızda birbirinize iyilikleri tavsiye ediniz. Emirlerinize nasihatte bulununuz¸ onları aldatmayınız. Dünya hayatı sizlere Allah'ı unutturmasın. Çünkü insan bin senede yaşasa benim şu anda üzerinde bulunduğum yere gelecektir. Allahu Teâlâ insanoğulları üzerine ölümü farz kılmıştır. Bütün canlılar ölecektir. Onların en akıllısı Allahu Teâlâ'ya en fazla itaat edip; kıyamet günü için en çok hazırlıkta bulunanlardır. Selam ve Allah'ın rahmeti sizlerin üzerine olsun.”


Son Söz


İmam Tahâvî¸ “Beyanu Akâidi Ehli's-Sünne ve'l-Cemaa” adı eserinde bizlere şunları söylemektedir: “Allah Rasûlü'nün ashabını severiz. Onların hiç birisinin sevgisinde ifrata gitmeyiz. Onların hiç birisinden teberri etmeyiz. Onlara buğz eden ve onları hayırdan başka bir şey ile anan kimselere buğz ederiz. Biz sahabe-i kiramı ancak hayırla yâd ederiz. Onlara muhabbet beslemek dindir¸ imandır¸ ihsandır. Onlara buğz etmek¸ küfürdür¸ nifaktır ve tuğyandır.”


Allahu Teâl⸠ashâb-ı kirâmın yolundan gitmeyi¸ dolayısıyla Allah'a ve Rasûlü'ne ulaşmayı bizlere nasip eylesin.


Allahu Teâl⸠onlar gibi sevmeyi¸ onlar gibi amel etmeyi cümlemize nasip eylesin.



Dipnot


1. 9/Tevbe¸ 100


2. Tirmizî 3994¸ İbn Mâce 133


3. Tirmizî¸ Menâkıb¸ 21


4. Müslim¸ Fezâilü's-Sahâbe¸ 48

Sayfayı Paylaş